DONANMA MECMUASI 104/153 17,Şubat,1918

DONANMA MECMUASI 104/153   17,Şubat,1918

Salı

1 Cemâzî-yel-evvel:  sene 1336 / 12 Şubat 1334

12/Şubat/1918

İştirak şartları:

İstanbul ve taşra için seneliği seksen kuruş ecnebi memleketlere

Yirmi dört franktır.

——————————————-

Nüshası 2 kuruştur

Mecmuaya ait her iş için donanma cemiyeti merkez umumiyesinde daire-i mhsusaya müracaat edilmelidir.

Merkez tevzii Bab-ı Âli caddesinde <Ay yıldız> kitap hanesidir.

Muhterem kâri’lerimize

kari’în keramın ibraz ettikleri şayan-ı teşekkür rağbete mukabil gösterdiğimiz fedakârlıklara rağmen Donanma’yı bir müddetten beri muntazaman her hafta neşir etmek kabil olamıyor. harbin matbaalarda ihdas ettiği işçi fıkdanı, mecmuanın intizam intişarını sektedar ediyordu.  Bu intizamsızlığı gidermek, Donanma mecmuası, ayandan ustad mükerrem Abdurrahman Şeref Bey Efendi,  Ahmed Rasim Bey Efendi, Ali Rıza Seyfi Bey Güzide muharrir ve müverrihlerin ve diğer muharirin meşhure bahriyemizin kıymettar eserleriyle tezyin ettiğimiz gibi, mukannin zamanlarda neşrini de temin eylemek emeliyle bu defa yeni fedakârlıklarda bulunduk.  Binaenaleyh Donanma şimdilik muntazaman her on günde bir intişar edecek ve bir müddet sonra inşallah, evvelce olduğu gibi, haftada bir neşri de taht-ı temine alınacaktır.

     Fazla işçi istihdam etmek ve binaenaleyh fazla masraf yapmak suretiyle elde edilecek olan bu intizam intişara mukabil, mecmuamızın fiyatını 2 kuruşa tezyid etmek mecburiyeti hâsıl olmaktadır.  Esasen Donanma mecmuasını hal-i sulhta olduğu gibi yalnız bir kuruş fiyatla çıkarmak imkân haricinde olduğu ve bunun ceraid yevmiye ve resâil mevkute fiyatlarını iki üç misli tezyid ettikleri halde Donanma cemiyeti, milletin ruhunda deniz muhabbet, Donanma aşkı, ticaret-i bahriye hevesi uyandırmak gibi muazzez ve mukaddes emeller uğurunda fedakârlıklar ederek şimdiye kadar tezyid-i fiyattan içtinap ediyordu.  İhtiyarına mecbur olduğumuz yeni fedakârlıklar ise mecmuanın tamamen zararını mucib olacak masarifi istilzam ettiğinden, muhterem kari’lerimizin;  esasen milletin muavenet hamiyetkaranesiyle intişar etmekte olan Donanma’nın zararını tecviz etmeyeceklerini düşünerek tezyid fiyata karar verdik. 

     Bu hususa dair aldığımız müteaddit mektuplar, kari’în muhteremimizin, Donanma’nın tezyid-i fiyatını hatta memnuniyetle karşılayacakları hakkındaki fikrimizi teyid ve tasdik eylemektedir.  Ezcümle bu mektuplardan birinde atideki suretle beyan-ı mütalaa edilmektedir. 

     Donanma ianesinin tezayüdü için ne yapmak kabilse, icrasına tevessül buyurulmasını rica etmek istiyorum.  Bu gün Donanma mecmuasının bir kuruş gibi pek az olan fiyatıyla Midilli’nin kahramanca zıyaını göz önüne getirdim.  Ve size diğer kari’lerin de kemal-i meserretle karşılayacağı bir teklifte bulunmağı kararlaştırdım.

     Balkanlar harbinde, Hamidiye’nin şanlı akınından müteessir olan Makedonya muavin kruvazörünün tamiri için Yunanlıların ne kadar büyük bir şevk ve hevesle i’tâ’  ianâta iştirak ettiğini gören gözlerim, Midilli’nin zıyaından sonra halkta anı cûş ü hurûş aradı, maalesef görmeğe muvaffak olamadı.  Harb-i umumide Mecidiye ve Barbaros’tan sonra Osmanlı donanması Midilli’yi de kayıp etti.  Zayi olan sefain-i Harbiye’mizin yerini dolduracak gemilerin masarif inşaiyesine muavenet etmek üzere milli bir faaliyet görülmedi. 

     Büyük hükümetlerin bu gibi ahvali nasıl karşıladıklarını bilmem.  Fakat Osmanlı donanmasını yakından takip eden Yunan milletinin, gemilerimizin duçar-ı zıyaı olduklarını görerek bahr-i Sefidde hâkimiyet-i bahriyeyi temin için Yunanistan’da yüksekten atıp tuttukları şüphesizdir. 

     Zengin değilim, olsaydım, milletime ne suretle yardım ve hizmet edeceğimi bilirdim.  Zengin olmamda kabil değil ki bunu atiye terk ederek teessürümü izale edeyim.   Balkanlar harbi ile onu takip eden günlerde Yunanistan’da bulundum.  Yavuz ve Midilli’nin Çanakkale’ye vürudu keyfiyetinin Yunan efkâr-ı umumiyesin de nasıl bir yıldırım tesiri husule getirdiğinin şahidi oldum.  Bilmukabele nasıl hummalı bir faaliyete başlanılmak üzere olduğunu işittim. 

     Şimdi bize düşen vazife, milleti birkaç Midilli için i’tâ’ ianeye teşvik etmektir. 

     Bütün mecmualardan çok ucuz satılan Donanma’nın fiyatı yüz paraya iblağ edildiği takdirde bu tezayüd seve seve karşılanacaktır, bu fazla alınmış paralarla yeni Midilli’nin birkaç çivisi yapılabilirse teklif eden için ne büyük şeref.

     Kari’lerimizden gördüğümüz bu teşvik ve tergibden, bir mecburiyet tahtında vaki olan tezyid fiyatının istiktar edilmeyeceğine ve Donanma’nın her vesile ile ibraz-ı cemiyet eden fedakâr vatanperver milletimizin yine muzahir rağbeti olacağına emin ve mutemetiniz. 

     Fiyatın tezayüdünden dolayı mevcut abonelerimize, hakları olan nüshaların yalnız nısfı gönderilecektir.   Mesela altı nüsha sonra müddeti hitam erecek olan bir abonemize üç nüsha gönderilecektir.  Beş nüsha yahut on bir nüsha sonra hitama erecek abonelerimize ise üç, nüsha, atı nüsha gönderilecektir.

     Yeniden abone kayıt edilmek üzere 40 kuruş göndermiş olanlara yalnız altı aylık nüsha irsal edilecektir. 

     Senelik abonemiz bundan sonra memalik Osmaniye için 80 kuruş, memalik ecnebiye için 24 Franktır.

e için 24 Franktır.

RUSLARLA 1112 MUAHEDESİ

     Muharriri:  Ahmed Rasim

     1110 senesi Recebinin yirmi altıncı günü hitam bulan “Karlofça” muahedesi yalnız devlet âliyenin değil, Rusların da ilk defa olmak üzere Avrupa diplomatlarıyla hal-i ihtilafat ettikleri bir kongredir.   Ancak şeklen ve mahiyeten, bahusus menafi siyasiye nokta-i nazarından fark vardır. 

     Devlet-i âliye, bu muahede ile istila politika-i hatıme çekiyor, gerilemek üzere ilk adımlarını atıyor, Rusya ise istila politikasına başlayıp ilerlemek üzere ilk adımlarıyla Azak kalesine, hatta Azak denizine giriyordu. 

     Avusturya, Leh, Venedik, Rus hükümetleriyle on altı seneden beridir devam eden bir uzun harp, devletin tab-ü tevanni kestiği gibi zaten bozulmuş olan idare-i dâhiliyesi de bütün bütün rahnedar etmiş idi. “ Procope Bochdanowihcz Vosnitsyne”  Rus murahhası [Procopios Begdanowitch Vozhnitsin] bu kongrede akid muahede edilmemesine son derecede gayret ediyordu. 

     Bu tarihte devlet-i Âliyenin ser-kârında ikinci Sultan Mustafa, Rusya’nın reis idaresinde de Büyük Petro bulunuyordu.  Fakat Büyük Petro pek ziyade havadar emel olmuş idi.  Biz tarih inkisâmımızın başlangıcında bulunuyorduk.  Buğdan’da bulunan boyar “Kantemir” kendisine “Constantinof” namında birini yollayarak himayesini istediği gibi “olah” boyarı bir an kovan (Brancovane) de “Georges Casteriote”  yürümesini istida etmiş, Çar bu nümayişlerden ziyadesiyle mütehassis olarak şark Hristiyanlığın hamiliğini korumuştur.  Rusya’nın bilahare bu hamilik yüzünden başımıza açtığı gavâîl müteaddite Romanya, Sırbiya, Karadağ, Mora, Yunan, Kudüs, Bulgaristan vilayet şarkiye, boğazlar meselelerini ihdas ettiği malumdur. 

     Mehaza Avrupa hükümetleri diplomatları Ruslara ehemmiyet vermiyorlardı.  Hatta Karlofça muahedesinde Petro’yu Azak kalesiyle bıraktılar.  Hâlbuki müşarünileyh Kırım’a el atmak, hiç olmazsa civarında bir kale kapmak emelinde idi.  bundan maada akid muahede edilince yalnız başına bizimle harp edemeyeceğine müdrik idi.  Prokop entrikasında devam ederek o esnada zuhur etmek üzere bulunan “İspanya veraset” muharebesini ileriye sürerek bizim murahhasımız Reîsü’l-küttâb Râmi Mehmed Efendiyi divan hümayun tercümanı “Maver vekordato” nun tavassutu ile caydırmak ve bu harp zuhur edince devlet-i Âliye’nin Avusturya’da açılacak meşâgıl mühimmeden pek çok menfaatdar olacağına kandırmak istedi ise de kongrede bulunan Felemenk ve İngiltere sefirlerinin, Avusturya ordusu Fransa aleyhine istihdam fikriyle akd-i sulh lehinde ibraz ettikleri metanet ve faaliyete galebe edemedi.   Bu meyusiyetle diğer murahhaslardan evvel bizim murahhas ile uyuşarak üç senelik bir mütareke akid eyledi. 

     1112 de “Ayasofya” da veziriazam Silahtar Mustafa Paşa konağında yine Reisü’l-küttâb Râmi Efendi ve divan-ı hümayun tercümanı (İskerletzade) ve Rus murahhası “Onkraintsof” tarih-i Raşit ikinci cildinin 494 ncü sahifesinde bu muahedenin kâffe-i mevadini yazmış ve fıkra-i evvelada;

     (Movad musalih karardade olduktan sonra mukaddema <Karlovice> de cümle ile olan mükâlemede Moskov cari murahhaslarına üç seneye değin mütareke-i cenk şartıyla tarafeînden verilen temeskat muzır sadrazam da mübadele olundu.)  demiş ise de illet ve suret akdine dair tafsilat vermemiştir.  Hâlbuki “Ernest Lavisse”  tarihinin altıncı cildinin 775 nci sahifesinde buna dair oldukça mühim bir vakadan bahis edilmiştir. 

     Bu vakayı, okuduğu Osmanlı tarihlerinde görmedim.  Öyle zan ederim ki ilk defa olmak üzere eser acizanem olan resimli haritalı tarih-i Osmani ’de muhtasaran mezkûrdur. 

     Fransa müverrihîn meşhuresinden “Rambaud” un yazmış olduğu (Şimal muharebesi;  Rusya, İsveç, Lehistan, Türkiye) namındaki eserinin fasl-ı mahsusunda diyor ki;

     Çar, esas mütareke üzerine müzakeratta bulunmak memuriyetiyle “Onkraintsof” namında bir sefiri İstanbul’a yollamağa karar verdi.  Don nehri kızaklarında inşa edilmiş, “Fortresse/ tabiiye manasındadır”  namında fark toplu ve Felemenkli (Pamburg) kaptan kumandasında bir sefine-i Harbiye’ye rakip bulunuyordu.  Sefine sarayın suru piş-gâhında lenger endaz olupta bütün toplarını foga ederek resm-i selamı ifa ettiği zaman harem hümayunda, şehirde büyük bir heyecan tevlid ettiği gibi Mustafa Sânî’ye de büyük bir hayret istila etti.  Bu emvaç mukaddese üzerinde ilk defa ser-nümây zuhur olan moskov sefine-i Harbiye’si bu idi.  hâlbuki sultana muttasıl Rus donanmasının adem-i mevcudiyeti ve yahut mevcut olsa da Don nehrinden çıkamayacağı teminaten arz ederlerdi. 

     Mustafa Sânî sâika-i merak ile sefineyi gezmiş ve içerisinde gördüğü hasen intizamdan fevkalade mütehayyir kalmıştır.  Bir gece Rus yortularından biri münasebetiyle kaptan Pamburg bütün toplarını foga edince sultan müşarülileyh son derecede korkmuş ve bunun Çar’ın diğer sefain-i harbiyesine verilmiş bir parola olduğuna hüküm etmiştir.  Gerçi sefain mezkûra görünmemiş ise de sarayda yeni bir emniyetsizlik husule getirmiştir.  Bu ana kadar Karadeniz taht-ı hükümran-ı padişahide bulunuyordu.  <<bu deniz hiçbir kâfirin dokunamadığı bir bikr idi.>> işte müzakerat-ı sulhiye, bu vesveselerin darbesiyle başladı.  Büyük Petro İsveç ile harp etmeği zihninde takrir ettiği cihetle Osmanlı hükümeti ile akd-i sulh etmekte isti’cal ediyordu.  Bu isticalini sefir “Onkraintsof” yazdı.  Türkler bu babda haberdar olarak müsellâhayı tesrî’ ettiler.  1700 sene-i miladiyesi Temmuzunun üçünde otuz (?) müddetle sulh değil, bir mütareke akid eylediler.  “Gazi Kermân” gibi Dinyeper nehrinin alt taraflarında bulunan dört mevki müstahkemin hedmiyle arazisinin sultana terki, bilmukabele Azak ile havalisinin moskovlar idaresinde ikası, Azak ile Kırım arazisinde hali ve bitaraf bir mıntıka ihdası, velhasıl moskovların bu ana kadar Tatarlara vermekte oldukları cizyenin ilgası karâr-gir olarak Mongol boyunduruğunun son izi silinmiş oldu.  Çar’ın bu kadarcık bir ilhak ile kanaat edişine az derin ve Yeni kale boğazıyla kapalı bulunan Azak denizinin arzu ettiği mahreç olmaması sebep olmuş idi.  ne Azak Denizi, nede Bahr-i Beyaz maksadına muvafık gelemiyordu.  Ancak Baltık denizi Avrupa âlemine takrib için bir güzergâh-ı münasip görünüyordu. 

     (Tarih-i Râşid) de münderiç bulunan şerait on dört maddeden ibarettir.  Mevad mezkurenin şayan-ı ehemmiyet olanları ber-vech-i âtîdir. 

     İkinci madde:  Özi suyunda vaki (doğan) ve (Gazi Kerman) ve (Şahin Kerman) ve (Nusret Kerman)  kastelleri hedm oluna.  Ve fîmâ ba’d evvel yerlerde kastel ve mesken yapılmamak üzere arazi-i merkume toprakları ile bu cenkten evvel oldukları gibi mumaileyh moskov ve Rus Çar’ı tarafından yine devlet-i Aliye’nin zapt ve tasarrufuna ret olunup kelevvel devlet-i Aliye’nin zapt ve tasarrufunda ola.  Ve bu zikir olunan kastellerin hedmi dahi büyükelçi ile gelecek tekid namenin akabinde otuz gün içinde bila tehir icra ve tekmil oluna.  Ve mumaileyh moskov Çarının evvel kastelleri içinde olan zabiti ve askeri cümle top ve cephane ve mühimmat ve zahireleriyle emniyet ve selamet ile çıkıp kendi vilayetlerine gide.  Ve çıktıklarında ve avdetlerinde Tatar taifesi  ve der devlet Âliye’ye tabi’ asker ve riaya ve gayri her kim olursa asla kendilere bir türlü taaddi ve rencide ve remide ve zarar ve ziyan etmeyeler.  Ama moskov Çarı ve Kazak askeri dahi bu aralıkta gerek zikir olunan kastellerde iken ve gerek çıkıp avdet üzere iken mahkûm zabit alınıp ber-vech-ile el uzatmayalar.  Ve bir nesne talebinde olmıyalar.

     Dördüncü madde:  Arak kalesi ve hala ona tabi cümle atîk ve cedid kasteller ve bu kastellerin arasında olan gerek arazi ve gerek su, hâliyâ mumaileyh moskov Çarının zaptında olmakla yine ol veçhe üzere hamlesi asude hal ile Çar mumaileyhin zapt ve tasarrufunda kalalar. 

     Beşinci madde. . . . “Or” kalesinden başlayıp on iki saat mesafe olan  “Or”  Boğazının toprağı intihasından Azak kalesinin beri tarafında “Meyiş” suyunda vaki cedid kastele varınca mabeyinde olan topraklar ıssız ve hali ve cümle sevâkinden tehi ve hali kala.  Ve nehir “Özi” tarafında moskov maliki hududu dahilinde vaki <<Potkal>> şehrin olan mahalden Özi kalesine değin Özi suyunun iki tarafında olan topraklar dahi varoş ceditten gayri ümran sevâkinden hali kala.  Lakin varoşlar karibinde bağ ve bahçe için müstevi ki yer alıkonula.  Ve hadm olunan kasteller tekrar yapılmayıp tehi kala. . . .

     Altıncı madde;  Özi nehrinde ve nehir mezbure cereyan eden küçük nehirlerde ve Muyiş kasteli ile Or boğazı toprağı tabir olunan mahallerin arasında ittifak ile hâlî kalacak yerlerde ve sularda ve Karadeniz’e karîb mahallere Âsûde-i hâl ile yat ve silahsız gelip gidilmek şartıyla hüsn-ı civara ve hüsn-ı muameleye layık olduğu üzere ta’yîşe lazım olan odun kesmek ve kovan tutmak ve otluk almak ve tuz götürmek ve balık avlamak ve ormanlarında şikâr eylemek caiz-i görüle.  Ve bu makale intiifa’ için gelip gidenlere kimse mani olmaya.  Ve Kırım ceziresinde ve zikir olunan Or boğazında taşlık olmağa hayvanat ve davarları kadimden Or boğazından dışarı çıkıp yayılma;  Yayıla gelmekle yine bu makule yayılma yapılanlara bir türlü zarar ve ziyan ayrıştırılmayıp yayılmaları mûtâd kadim üzere emniyet ve istirahat ile ola.

     Yedinci madde:  Azak kalesine öbür canibinden dahi vech-i münasip üzere toprak tasrifi lazım olmakla rakiben beyn-en-nas müstamel ve müteârif olan mesaha veçhiyle Azak’tan Kuban canibine doğru on saat arazi saha olunup tayin oluna. 

     Sekizinci madde:  mumaileyh Moskov Çarına tabi gerek Moskov ve gerek Kazak gayrileri, Taman ve Kırım ve sair serhad-ı İslamiye reâyâsına bir türlü tecavüz ve taaddi etmeyip ve Kazak eşkıyası ve şapka ve kalpaklar ile Karadeniz’e çıkmayalar ve bir ferde zarar ve gezend eriştirmeyeler.  Şekavet ve tecavüzden muhakkem men’ olunup sulh ve silahın şeraitine mugayir ve merasim hissen civara muhalif evza’ ve etvarları zahir oldukta aşikâr ve mahakim haklarından geline. 

     Ve devlet-i Âliyem tarafından dahi serhadlerde olan hikâm ve Kırım hanlarına ve Kalgay’a ve Nureddin ve gayri sultanlara umumen tavâif-i Tatar ve ordularına ferman-ı akid ile tenbiye oluna ki;  Devlet-i Âliyeme olan itaat ve inkiyad hissi ile kemal-i riayet ile bilâ-tebdil ve lâ-tağyir şerait-i sulh ve salaha muvafakat ve mütâbaat eyleyip fîmâ-ba’d Moskov canibine ve Çar’ının zabtında olan varoşları ve kastelleri ve şehirleri ve büyük Rus ve küçük Rus memleketlerinin reâyâ ve berâyâlarını ve Özi ve Don ve gayri nehirlerde vaki Kazak şehirlerine ve varoşlarına ve Azak semtinde olan varoşları ve kastelleri ve reâyâları ve Çar müşarünileyhin cümle sınırları üzerlerine az ve çok asker ile varmayıp taaddi ve tecavüz olunmaya ve esir alınmaya.

     Ve Moskov Çarlığı müstakil devlet olmakla bu ana değin Kırım Hanına ve Kırımlıya beher sene verdiği ve bir köyü vermek gerek güzeşte ve gerek hâlâ ve gerek ba’d el-yevm Çar müşarünileyhe haklarının deruhteleri olmaya.

     Dokuzuncu madde:  bu sulh ve salah akdinden ol tarafeynden ahz olunup zindanlarda kalan esirler bu mübarek sulh ve salah bahanesiyle mübadele-i müstahsene ile tedricen ıtlak olunup ve bir taraftan dahi ziyade muteber esir bulunur ise sonra onların dahi ıtlakı için iltimasa cevaz ola.  Tarafeynin şanlarına ve bu sulh ve salahın lâyıkı üzere riayet oluna.  Maadasının dahi sair kimsenin zapt ve rabtında ve Tatarların yanlarında olanlar münasib ve mümkün mertebe mutedil ve makul baha ile tedricen ıtlaklarına sa’y olunmak caiz ola.  Lakin mabeyinde tevfike imkân olmaz ise ya ispat veya yenin ile sabit olan verile.  Ve cenk esnasında alınanlar mukabili veya bedeli ile bilâ cebir söyleşmek haiz ola.  Ve hakimler bil-cümle rızalaştırmalarına sa’y edip bu makul ıtlaklar da vaki ihtilafı layıkı üzere tarafeynin rızasıyla mabeynlerin fasıl edeler.  Ve sulh ve salahtan sonra bu mevâid metinde Moskov Çarının memleketinden esir ahz olunup getirildikte Kırımda ve Kuban canibinde ve gayri memâlik–i mahrusemde  Osmanlı ve Tatar ve Çerkez içlerinde bulunduruldukta bilâ baha ıtlak ve red oluna. 

     On ikinci madde:   Moskov taifesinin avam rahipleri “Kudüs-ü şerif” e varıp ziyaretgâhlarını ziyaret etmeğe izin ve ruhsat ola ve bu makule ziyarete gidenlerden “Kudüs-ü şerif” de ve gayri yerlerde gümrük ve haraç ve peşkeş talep olunmaya.   Lazım olan yol kâğıtları için akçe alınmaya ve memalik mahsusumda olan Rus ve Moskov ruhbanlarına hilaf-ı şeri’ şerif dahl ve rencide olunmaya. 

     Görülüyor ki devlet birinci defa olmak üzere dördüncü madde mucibince kale ve arazi terk ettiği gibi sekizinci madde mucibince dahi Moskov hükümetini müstakil tanıyıp Kırım hanlarına vermekte olduğu vergiyi ilga ediyor. 

     Devlet-i Âliye ile Moskov hükümeti arasında Fatih Sultan Mehmet Han zamanında başlayıp Sultan Bayezid Sânî devrinde te’kîd edilmiş olan münasebet siyasiyede bu ana kadar böyle bir muamelenin vuku mazbut değildir.  Büyük Petro bu muahede-i sulhiye ile devlet-i Osmaniye aleyhine muzmer olan tecavüzatını izhar eylemiştir.  Ba’d-el-salîha (İsveç) üzerine saldırmasına da bizimle olan işini sağlam kazığa bağlamış olması cüret vermiştir.  Rusların şimal, garp, cenup düşmanları olan İsveç, Lehistan, Osmanlı hükümetleri bu hükümet cedidenin tesirat imha karanesini ayrı ayrı his etmişlerdir.  Harp hazır esnasında Çarlığın inhidamı üzerine Rusya’da zuhur eden hükümet-i müteaddide dahi, bu imparatorluğun ne bi-aman bir gasıb olduğu meydana çıkarmıştır.  Bizim bu harb-i umumiden en birinci kazancımız Rus çarlığı gibi müthiş bir düşmanın sadematından kurtulduğumuz olduğunda şüphe yoktur. 

     Bu muahedenin te’kid namesi yani Çar tarafından musaddak sureti altı ay içinde büyükelçi ile gelmek meşrut idi.  müzakerata iştirak eden sefir  “Ukrainşkov “ orta elçi payesini muhrız bulunduğu cihetle ticaret muahedesi yapılamamış ve onuncu maddede bu cihet tasrih edilmiştir.  On üçüncü madde, Çarın Bab-ı Âli nezdinde ma-tercüman bir kapı kethüdası bulunduğunu, on dördüncü madde dahi gelecek büyükelçinin [mevad-ı sulhiyenin te’kidi için yeddine ahidname-i hümayun teslim edilerek veçhile layıkı üzere avdetine] ruhsat verileceğine mütezemmildir.  Madde-i mezkûrede akid sulhun 1112sene-i hicriye sinin Seferinde vaki olduğu da mezkûrdur.  

Tetebbu’

Denizci milletler nasıl yetişir?

98.ci nüshadan mabat

5 – halkın seciyesi:

     Kuvve-i bahriyenin, filhakika vasi’ ve asude bir ticarete istinat ettiği kabul olununca iktisadi istidat her hangi bir zamanda denizlere hüküm eden milletlerin ve saf mümeyyizi olmak lazım gelir.  Tarih bu hükmü daima tasdik eder ve Romalılar hariç olmak üzere bu hususta hiçbir istisna kayıt etmez. 

     Herkes kazanç arar ve az çok parayı sever;  Fakat kazanç aramanın usulü milletlerin tali’ ticariyesi ve âli-l-umum tarihi üzerinde aşikâr bir iz bırakır. 

     Tarihe inanmak caiz ise;  İspanyol ve Portekizlilerin taharri –i servet usulü, yalnız bu milletlerin seciyelerini ihlal etmekle kalmadı, aynı zamanda hakiki bir ticaretin husulünü ve ticaretin istinat ettiği sanayinin terakkisini baltaladı ve bil netice yanlış yollardan elde edilmeye çalışılan servet-i milliyeyi felakete uğrattı.   Kazanç arzusu bunlarda şedid bir ihtiras şeklini almıştı.  O derecede ki, Avrupa’nın tüccarı ve bahri inkişafını bâdî olan yeni keşif olunmuş kıtalarda bu milletler, yeni bir sa’y ve amel sahası yerine altın ve gümüş taharrisine koyuldular. 

     İspanyollarla Portekizliler cesur, müteşebbis ve milli duygu sahibi idiler.  Bu hasaise İspanyanın mevki-i coğrafisi ile Atlas Denizi kıyılarındaki limanları ilave edilecek olursa, bu milletin neden, en evvel Amerika’nın büyük ve zengin parçalarını ele geçirdiği ve bir cedidin keşfinden bir asır sonraya kadar Avrupa’nın baş hükümeti olduğu derhal anlaşılır.  Vaziyet-i coğrafisi ve halkının hasais itibariyle İspanya’nın bahri devletler arasında birinciliği almış bulunması lazımdır.  Hâlbuki bunun tamamen aksi vukua gelmişti.  Birçok deniz muharebelerine iştirak ettiği halde İspanya tarihinde hiçbir muzafferiyet-i bahriye mukayyed değildir.  Ticaret bahriyesinin sukutunu harp gemilerinde müşahede ayan-beyan acınacak, hatta gülünç, istidatsızlık kâfi derecede izah eder.  Fakat böyle bir neticenin yalnız bir sebebe atfî haiz değildir.  İspanya hükümeti, şüphesiz, hür ve salim teşebbüsat şahsiyeyi kıracak mahiyette idi.  bununla beraber büyük bir milletin seciyesi, ya hükümetin istibdadını kırar veya ona kendi şeklini verir.  Ve halkın temayülü ticarete doğru olsaydı hükümetin de o mecraya sürükleneceği tabiidi.  Bundan başka vasi müstemlekeler eski ispanyanın büyümesine mani olan merkez-i i istibdattan pek uzakta idiler. 

Tahtelbahirlere karşı:  İngilizler tahtelbahir tehlikesinden kurtulmak için sal ile nakliyat yapıyorlar. 

     Amele ve yüksek tabakadan binlerce İspanyol memleketi terk etmişlerdi.  Fakat hariçte tuttukları iş, kendilerine, bir parça baharat ile az gemiye ihtiyaç gösterir bazı emtia temin ediyordu.  Bi-n-nefs İspanya yük, meyve ve demirden başka bir şeyi yetiştirmiyordu.  Sanayi hiç ve nüfusu daima tenakusta idi.  gerek İspanya ve gerek müstemlekenin levazım hayatiyelerini Hollandalılar taşımakta idi.  bu suretle İspanyolların kemal-i hırsla kazandıkları servet ellerinden kaçıyordu.  İstihsalat yükte hafif bahada ağır olduğundan pek az tonaja muhtaçtı.  Ve harp zamanında birkaç İspanyol gemisinin zapt ve tahribi ispanyanın harbe devam kudretini imha ederdi.   Hâlbuki ara sıra acı darbelere maruz kalmakla beraber, İngiltere ve Hollanda’nın ticareti binlerce gemilerle dünyanın her tarafına yapılmış bulunduğundan yine artmaktan geri kalmazdı. 

     Portekiz’de aynı halde idi.  Meksika ve Peru madenleri İspanyayı mahv ettiği gibi Brezilya madenleri de Portekiz’i harap etmişti.  Çok geçmeden türlü balık ve hububata varıncaya kadar her nevi eşyayı İngilizler ithal etmeye başlamışlar idi.  Portekizliler altın peşinden koştukları için kendi topraklarını terk ettiler.  İngilizler, ithal ettikleri emtia mukabili Portekizlilerin ellerinden satın aldılar.  Elli sene zarfında Brezilya madenlerinden beş yüz milyon dolarlık servet istihsal edilmiş;  Fakat neticede Portekizlilerin elinde ancak yirmi beş milyonluk baharat kalmıştı.   Bu hal hakiki ve yalancı servetler arasındaki farkı şayan-ı hayret bir vuzuh ile izhar eder.

     İngilizlerle Hollandalılara gelince:  Bunlar da kazanmak hususunda cenup milletlerinden daha az haris değildiler.  Fakat bunlar serveti kılıç ile değil sa’y ve amel ile elde ediyorlardı.  Yani servete zahirde kestirme görünen yol yerine, uzun ve güç yollardan ulaşıyorlardı.  Esasen aynı ırktan olan İngilizlerle Hollandalılar tabiaten iş adamı, tüccar, müstahsil ve uysal idiler.  Bu sebepten bunlar gerek vatanlarında ve gerek hariçte olsun, ister medeni, ister barbar hakimlere tabi limanlarda veya kendi tesis-gerdeleri müstemlekatta bulunsun, oturdukları her yerde menabi’ mahaliyeyi inkişaf ve terakki ettirmeğe savaşırlardı.  Fıtrat-i tacir olanlar mübadele için, daima yeni eşya arar ve nesilden nesile devam eden mesai dolayısıyla bunların müstahsil olmaları gayet tabiidir.  Mader vatanda sanayileri tezayüd ediyor.  Hariçte kontrol ettikleri mevaki daima zenginleşiyor ve istihsalat tezâuf ediyordu.  Binaenaleyh anavatanla müstemlekat arasındaki mübadele çoğaldığından sefin ticariyede tabiatıyla artıyordu.  Bundan dolayı bu iki millet her cihetten büyük bir kuvve-i bahriye olmak yolunu tutmuşlardı.

     Ticaret istidadı ile ticaret edilecek mevadın istihsali kabiliyeti, denizci olmak için iktiza eden şiâr-ı milliyenin en birincisidir.  Bu istidat ve kabiliyete iyi bir sahil hattı da inzimam ederse, mahallin bahriye veya denizden nefret, bir milleti tarik bahriye ile servet aramaktan men edemez.  Servet başka yollarla da taharri edilir ve bulunabilir.  Fakat bu yollar, bizzarure, denizciliğe müntehi olmaz.   

     Mesela, Fransa’yı ele alalım.  Fransa güzel memlekettir, ahalisi çalışkan ve vaziyet coğrafisi gayet müsaittir.  Fransa bahriyesi birçok şanlı vakaya maliktir.  En düşkün zamanlarında bile şeref askeriyesini muhafaza etmiştir.  Fakat vasi bir ticaret-i bahriyeye müstenit denizci bir millet olmak nokta-i nazarından hiçbir vakit diğer tarihi melel bahriye ile kabil-i mukayese bir mevkie sahip olamamıştır.  Seciye-i milliye nokta-i nazarından bunun başlıca sebebi para kazanmak usulüdür. 

     İspanya ve Portekizliler topraktan altın çıkarmak suretiyle servet aradıkları gibi Fransızlar da tasarruf, hisset ve biriktirmek suretiyle kazanmak isterler.   Hâlbuki para saklamak para kazanmaktan daha güçtür.  Ve fazla kazanmak için ellerindekini tehlikeye koyanlar, ticaret kastıyla dünyaları fetih edenlerle müsavidir.  Tasarruf ederek bir tarafa koymak milli ve korkarak, az mikyasta, vaki olan teşebbüsat;  Servetin, yine az mikyasta olarak, umum halk arasında dağılmasını mucibdir.  Fakat bu, ticaret hariciye ile menafi bahriyeyi terakki ettiremez.  Bu tarzda ihtiyat, şahsın serveti nokta-i nazarından, belki doğrudur.  Fakat umum bir millet için muvafık değildir.  Bilakis fazla ihtiyat ve iktisadi korkaklık itiyad-ı milli şekline iltibas ederse tevsii ticaret mümkün olamaz.  Para cihetinden vaki olan bu lüzumsuz ihtiyat hayatın diğer nukatından da kendini göstermiş ve hisset çocuk tevellüdatını da tenkîs etmiştir.   Bu veçhe ile Fransa’nın nüfus umumiyesi azalmaktadır. 

     Kurûn-ı vustâdan miras olarak Avrupa’da asilzadeler ticarete karşı bir nefret beslerlerdi.  İspanyolların gururu bu hiss-i nefretle pek çabuk itilaf ettiğinden bunlar çalışmaktan kaçmışlardı.   Aynı hal Fransa’da da vakiydi, zadegânın şan ve şerefi bunları pek parlak gösterdiğinden asilzadelerin istihfaf ettiği her sanat halk tarafından da duçar-ı nefret olmakta idi.  Fakat toprağın zenginliği, halkın zekâsı ticaret umumiyeyi tamamen mahf olmaktan kurtarmıştı. 

Tahtelbahirlere karşı:  suni sislerle Alman tahtelbahir taarruzundan tahaffuz eden bir İngiliz tahtelbahri

     Zadegân sınıfı Hollanda da dahi mevcuttu.  Fakat memleket cumhuriyetle idare edildiğinden hürriyet şahsiye ile teşebbüsat hususiyenin sahası pek genişti.  Azamet milliyenin esası para, daha doğrusu, servetti.  Para hükümet üzerinde de sahib-i kuvvetti. 

     İngiltere’de de aynı netice elde edilmişti.  Asilzadeler pek mağrurdu.  Fakat bir hükümet meşruta da servetin nüfuzu ihmal edilemez ve her nevi servet herkes tarafından ihtiram görür. 

     Bu dört memlekette hissiyat-ı milliye tezahürü olan hissiyat-ı içtimaiye, milletin ticarete karşı andığı vaziyette ayan bir iz bırakmıştır.

          Şevket

Tahtelbahirlere karşı:  suni sislerle Alman tahtelbahir taarruzundan kaçan bir İngiliz gemisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.