DONANMA MECMUASI 105/154 21,Şubat,1918

DONANMA MECMUASI 105/154   21,Şubat,1918

Sporda milliyet

     Evvelki Cuma günü <<Galatasaray – idman yurdu >> kulüpleri arasında icra kılınacak futbol müsabakasını temaşaya giden benim gibi birçok halk:  birlik heyetinin mümessili sıfatıyla tribün balkonundan her hususa müdahale eden bir zatın, birlik nizamnamesinde yeri olmayan bir iddiaya istinaden oyun Galatasaray kulübü aleyhine tatil etmesi gibi garip bir hal karşısında bırakılmıştır. 

     Manası anlaşılamayan şu garip muamelenin leh ve aleyhinde oyun mahallinde cereyan eden münakaşat ise terbiye-i milliye ve ictimaiyemiz namına maalesef pek çirkin bir zül, bir leke teşkil edecek mahiyette bulunmuştu. 

     Evvela şurasını ilaveye lüzum görürüm ki şu satırları yazmaktan maksadım ne bir kulübü müdafaa ve ne de diğer kulüpleri ve birlik heyetini tezyif ve tahkirdir.  Şimdiye kadar hiçbir kulübe intisabım olmaması ve sırf bir amatör sıfatıyla – futbol oyununun İstanbul’da ilk tamim eylediği zamandan bu ana kadar – icra edilen bilumum müsabakalarda hazır bulunarak futbolun gavâmız ve ledünniyâtına vukufum bulunması nasibe-i tarafgirden azade olduğuma en büyük bir delil olduğundan mütalaatımda bitaraflıktan ayrılmayacağımdan bir emr-i tabiidir. 

     Cuma günkü hadisenin sebebi bir iki Alman sporcusunun Galatasaray kulübü efradı meyanında isimlerinin evvelce birlik heyetine verilmesi ve kendilerinin mezkûr kulüp namına oyuna iştirak etmeleridir. 

     Meseleyi hangi nokta-i nazardan münakaşa etmek lazım gelse o gün Galatasaray kulübü hakkında tatbik olunan muamelenin sakameti tezahür eder.  İşin iç yüzü bu senenin futbol birinciliği ihtimali Galatasaray kulübünden nez’ etmekten ibaret olduğu herkesçe malum bir keyfiyet ise de bu maksadın husulüne milliyet meselesini vesile ve alet ittihaz etmek hatayı mahzdır.  Çünkü: 

     1 – Yukarıda arz olunduğu üzere kulüplerde ecnebi oyuncuların oynatılması hakkında birlik nizamnamesinde hiçbir kayıt ve sarâhat yoktur.

     2 – Galatasaray kulübü Cuma günü ilk defa olarak böyle muhtelit takımla oyun meydanına çıkmış değildir.  Bu sene birinci derecede icra ettiği dört oyunu, mezkûr kulüp hep böyle muhtelit takımla yapmış vasati bir iki itirazdan sarf-ı nazar kulüp üçü ecnebi oyuncudan ibaret olmak üzere çıkardığı takım ile oynamıştır.  Hâlbuki bu defa oyun sahasına Galatasaray ancak bir ecnebi oyuncu çıkarmıştır.  Üç ecnebinin oyun oynamasına müsaade eden birlik heyetinin bir ecnebi oyuncunun mevcudiyetinden dolayı oyunu tatil etmesi bittabi mantıksız ve manasızdır. 

     3 – İstanbul’da tesis eden en eski bir futbol kulübü olan Galatasaray kulübü bidayet teşkilinden bu ana kadar hiç bir vakit milliyet temsil etmemiş bilakis daima takımına ecnebi oyuncular ilavesiyle oyun sahasına çıkmıştır.  Şimdiye kadar İngiliz, Romen, Karadağlı ve son dört senedir (Oberle) biraderler namını taşıyan iki Alman oyuncuyla meydan-ı musâraaya çıkan Galatasaray kulübünün bu sene adedi üçü tecavüz etmeyen Alman oyuncuları takımına ithal eylemesinden dolayı muhatap tutulmasına ise hiçbir sebep yoktur. 

     4 – Sporda pek müterakki olduklarına intibah haiz olmayan garp memleketlerinden tahsilde bulunan gençlerimizin oyun oynamasına melil mezkûra maalmemnuniye müsaade ederken henüz yetişmekte olan Türk oyuncularımızın o garplı mahir oyuncuları kendi aralarından ihraç etmeğe kalkması cidden gülünçtür. 

     Bizden asırlarca evvel terbiye-i bedeniye ve Fikriyelerine çalışmış milletler derecesine irtika ettiğimizi iddia edecek kadar safsatayı ileriye götürmeyerek noksanlarımızı takdir edip tashih ve ikmale sa’y eder isek ancak terakki edebiliriz.  Enaniyet hiçbir zaman hadım terakki değildir.  Biz ecnebi oyuncuların vücutlarından istiğna gösterecek yerde bilakis onların vukuflarından istifadeye çalışmak gençlerimizi daha iyi yetiştirir ve şu suretle terbiye-i bedeniye sahasında da milletimize daha büyük hizmet göstermiş oluruz. 

     Milliyet meselesini bu suretle sâkim bir zihniyet ile düşünen heyete sorarım ki;  yarın karşılarına çıkacak her hangi bir ecnebi takımına karşı hangi takım ile mukabele edebileceklerdir?  İstanbul şampiyonluğunu geçen sene bihakkın kazanmış olan ve binaenaleyh en kavi farz-ı kabul eylemekliğimiz lazım gelen bir kulübümüzün daha kaç hafta evvel (General) vapurunun çıkardığı devşirme bir takım karşısında mağlup kaldığını birlik heyeti unuttu ise kendilerine hatırlatırım. 

     Birlik heyeti ecnebi oyuncuları kabul etmemekte – pek sathi ve adi bir sebep ve mecburiyetiyle – ısrar edeceğine bilakis onların maharetlerinden kendi oyuncularına bir cüsse-i istifade çıkarmağa ve bu suretle bitiştireceği güzide oyunculardan muhtelit takımlar teşkil ve ihdas etmek suretiyle atide milliyetimizi ala edecek güzide heyetler vücuda getirmeğe çalışmasına Osmanlı ve Türk gençliğine en büyük hizmeti ifa etmiş olur. 

     Mütalaatıma vuku bulacak itirazata cevap hakkım mahfuz kalmak üzere şimdilik bu kadarla iktifa ederim.

Donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir

Salı

10 Cemâzî-yel-evvel:  sene 1336 / 21 Şubat 1334

12/Şubat/1918

İştirak şartları:

İstanbul ve taşra için seneliği seksen kuruş ecnebi memleketlere

Yirmi dört franktır.

Haftalık icmal:

          Muhterem karilerimizden gördüğümüz rağbet ve alakanın mukabele-i şükranı olmak üzere mecmuamızın intizam intişar, nefaset tabii ve tekmil münderecatına itina eylemekteyiz.   Bu nüshadan itibaren güzide bir muharririn yazacağı <<haftalık icmal>> leri derç etmek suretiyle münderecatımızı bir kat daha tenvi’ ve ikmale çalışacağız.

     Donanma

Troçki’nin kurnazlığı

     Gecen haftanın en mühim vakaları “Ukrayna” ile sulhun imzalanmış olması, (Bolşevik) hükümetinin de harbin hitam bulduğunu ve ordunun terhis edildiğini heyet-i müttefikeye resmen tebliğ etmiş bulunmasıdır. 

     Bu iki vakadan birincisi hem kıymet-i fiiliyesi hem de mahiyet hukukiyesi itibariyle heyet-i müttefikemiz ve bilhassa Avusturya Macaristan müttefiklerimiz için son derece mühim bir muvaffakıyet teşkil etmekte ve bu ehemmiyet kral Şarl hazretlerinin Buda-peşte belediye reisine karşı <<bugün hayatımın en mesut bir günüdür.>> demesinden dahi pek bâhir bir surette anlaşılmaktadır. 

     Gerçi Ukrayna’nın dahi hakikaten ve tamamen müteşahhıs ve her türlü kararsızlıktan azade ve bütün manayı coğrafi ve siyasiyesi ile müesses bir hükümet haline daha bu günden gelmiş bulunduğu iddia edilemezse de Kaiser hazretlerinin başvekiline çektikleri telgraf namede buyurdukları gibi <<imza edilmiş olan muahede-i sulhiyenin müttefiklerle yeni hükümet arasında hayırkâr münasebette esas teşkil edeceği ümidi>> tarafeyn akdin arasında bütün kuvvetiyle hüküm-fermadır.  Binaenaleyh “Ukranya” kendisinden bugün meşhud ve atiyen dahi memul olan hayırkârlıkta sabit kadim kaldıkça cumhuriyet mefkûrenin takviyesi ittifak heyetini bilhassa Avusturya ve Macaristan için bir vazife-i mutena olacağı izahtan müstağnidir.

     Troçki’nin malum olan bi nazır ve na şinîde suret-i tesviyesine gelince:  yek nazarda her türlü manayı hukukiden ari görünen bu tebliğ hadd-i zatında şeytani kurnazlıktan başka bir şey değilsede Alman matbuatından bir takımlarının telgraflarla gelen takdir ve tefsirlerinde okunduğu gibi:  <<fiilen mevcut bir halin resmen beyan edilmiş olması >> meşkûr gazetelerin dediği kadar da kıymet-i hukukiyeden ari telakki edilememelidir.   Hal-i harbin hitam bulduğu ve ordunun terhis edildiği her ne olursa olsun mevki-i hakim bir hükümet lisanından resmen tebliğ etmek nice müşkül zamanlarda müddeayı haklı çıkaracak bir amil hizmetini görebilir. 

     Bolşevik’ler veya yerine gelenler farz-ı mahal olarak bir gün müttefiklerle münasebetlerinde hal-i harbi andırır vaziyetler almak isterseler şöyle bir tebliğin kendilerinden ve kendilerine salif olanlardan vaktiyle sadır olduğunu dâhil hesap etmek mecburiyetini her halde duyacaklardır. 

     Bundan sarf-ı nazar şu müşkül zamanlarda pek ziyade tûl-i emel sahibi olmayarak hal-i harbin nihayet bulduğunu Rus ordusunun fiilen de resmen de terhis edildiğini görmek ve işitmek zevkiyle iktifa etmenin munsafâne bir hareket olacağını düşünenler pek çoktur. 

     Bütün bu netayic müfide ile beraber – itiraf edilmeli ki – Troçki diploması mevzuatında emsal tarihiyesi şöyle dursun mûşikâf mütebahhirinin mufassalat nazariyesinde bile düşünülmemiş bir ihtimal icad eylemiştir. 

     Bolşevikler Rusya için harbe devamın fiilen imkânsızlığını ve kendi kıymet ve bilhassa kuvvet siyasiyelerinin her şeyden evvel sulhu getirip ekseriyet azimesi zengin düşmanlarından mürekkeb olan orduyu terhis etmeğe kaim olduğunu gün kadar aşikâr bir bedahetle görmektedirler.  Fakat bu sulhun bilhassa itilaf sosyalist mahafilinin hüsn-ü teveccüh ve hiss-i tesanüdünü kendilerinden katiyen izale edecek bir mahiyette olmaması dahi nazarlarında bir ehemmiyet-i hayatiyeyi haizdir.  Fazla olarak “Lenin – Troçki” hükümeti Troçk’inin “Brest Litovsk” müzakeratındaki ifadatına nazaran hiç olmazsa ahvalin tavzihine ve ihtilal zûbanlarının tebellür katiyesine kadar bütün Rusya’nın siyaset hariciyesinde bir vasi-i tabii gibi davranmakta musırr, hatta dahlen çarlık Rusya’sı yerine kendi akıde-i ictimaiyelerine uygun bir müttehide-i cemahir ikame eylemek davasında bilzarure sabit kadimdirler. 

     Bütün bu zaruriyetlere ve endişelere bir de “Ukrayna” radasının müttefikeyn tarafından avlanması tehlikesi inzimam etti.  Öyle bir tehlikedir ki Bolşeviklere karşı harb-i mukaddes ilanına kadar büyüdüğü telgrafların son haberleri cümlesinden ve Avusturya – Macaristan’ın mazhar-ı muavenet ve mazhariyeti olması dahi şerait sulhiye muktezasından bulunmaktadır. 

     Dâhildeki vaziyet siyasiyelerini ta temelinden sarsan böyle bir kuvvetli tehlikeye bir de müttefikaynin resmen izhar edilen habersizliği ilave edilince Troçki cidden mahir olan şekil malumu bulmuş ve resmen hiçbir davasından vaz geçmeksizin herkesin kemali asabiyetle beklediği tatlı haberi dahi dünyaya neşir etmiştir. 

     <<hal-i harbe nihayet ve ordulara terhis emri verildi!>>

     Ukranya ile akid edilen sulhun sırf bize mahsus şeraiti hakkında malumat resmiye henüz gayri kâfi olmakla beraber bu yeni hükümetle ileride berri ve bahri nukat temasımız olup olmayacağı henüz meçhul bulunduğundan sulhnamede müttefikeyn ile birlikte vaz’ imzadan başka bir alakamız olmamak şayan-ı istiğrab değildir. 

     Bolşevik hükümetçe terhis emri bilcümle Rus hudutlarına şamil olmak üzere verildiği Troçki’nin resmen vaki olan tebligatından müstebandır.  Ancak Lenin hükümetinin Kafkasya ve Karadeniz’de ne dereceye kadar icrayı hüküm ve nüfuz ettiği çay sualdir.  Mamafih bizim şark cephemizde Rus ordularının kendilerini çoktan terhis ettikleri ve bu sebepten hem muhtel olan asayişi iade hem kendileriyle tesis temas etmek üzere şark ordularımızın her gün biraz daha ilerlemekte oldukları da bir emr-i vakidir.  12/Şubat/1334

          N. V.

Maksada doğru:

Bahriye müzesi

     İstikbalimizin denizlerde olduğu hakikatini – velev acı emsale-i teyidiye neticesinde olsun – anlaşılınca takdir mahiyeti umuma ait bir hakikat tebarüz etti. Acının havas devaiye ve ikazıyesi zaten mücerreb olduğundan bu hakikat-i barize, ancak <<intibah –ı milli>> terkibi ile kabil-i ifadedir.  Bu intibâh;  sanayi muhtelife-i bahriyenin işareti asra muvafık bir surette ikmali sadedinde derecatı mütefavitede eser-i hayat gösterdiği gibi harekât –ı ilmiyede, layık olduğu ehemmiyetle meşime-i tasvirden saha-ı fiiliyata intikal etmekte bulunmuştur ki bu hareketin başında bahriye müzesini görmek nefs-ül-emre muvafık bir nokta-i nazardır.  Bir müze, yalnız <<atikiyyât>> mütehassıslarını alakadar etmekle kalmaz.  Vasat dereceyi aşamayan bir marifet bile onun hayat umumiyesinden a’sar-ı güzeştenin mahsule-i mahsule-i irfânını idrak edebilir.  Bir bahriye müzesi ise, ihtisas noktasından ne derece faide bahş olursa olsun umumi bir teyakkun ile hükümet teşkili;  Âmmeye eslafın himmetini, mazi-i bahriyenin derece-i şevketini, ihtiyaç hal ve istikbalin azimetini, Rûy semadan, ka’r-ı bahre kadar infaz hükm ve kuvvet eden beşer zekâsının derece-i dehşetini gözden dimağa nakil için kullanılacak vasıta suretinde telakki ediliyorsa fevaidi, tamim nispette tezyid edilmiş olur.  Bize öyle geliyor ki bilumum bahriye müzelerinde bu noktalar hiçbir zaman ihmal edilmemiştir.  Hatta müessesat mümasilede, faraza (türbin) makinalı en son sistem bir “dretnot” küçük mikyasta bütün teferruatıyla irae edilmek suretiyle de maksat tesise en kestirme tarikten gidilmektedir.  Bu suretle halk, kâmil-i beşerin temaşager hayranı olduğu heyecanlı dakikalarda, adeta tabii denilebilecek bir insiyak ile bu kemalin mahal sarfı olan denizleri sever. 

     Bir bahriye müzesi, külliyeti itibariyle mensup olduğu milletin denizcilikteki kabiliyetini, hüviyet sanat karisini ispat ederken mefahir –i milliyenin de teşhirgahı sıfatını ulviyetle muhafaza eder, asıl bu suretle fevaid muntaziresini bir hamle ve bir cümlede ikmal eyler.  Halk da, A’sar-ı güzeşte-i şevketi idrak etmişçesine ihsas-ı latife içinde kalarak önünde numune-i imtisal görerek yine denizi sever.  Bizim bahriye müzemiz, nezaret aidesinin himmet mefkûresiyle pek yeni bir şekle girmek üzeredir.  Bu müze – umumi bir tabir ile söyleyelim – vaziyet-i hazırası itibariyle pek az ziyaretçiye nail olmuş idi.  yeni şekil ise, bize maksad-ı a’lâ uğrunda ecdadın ne olduğunu tehcir etmiş birer kitap gibi nakil eden hisarlarda büyük bir şehir mefahir teşkili kararından ibaret olduğu cihetle, yakın bir atide memleketin, mazi ile hal ve istikbal arasında bir hatt-ı ittisal olarak denizi büsbütün seveceği ümidini vermektedir.  Müze;  İsminin delalet hariciyesiyle de anlaşıldığı üzere, tahsisen asar atika ile meşgul olacağından, saltanat saniyenin makarr şevketinde tesis edilecek olan bir bahriye meşhuru için de evvela bu noktayı düşünmek lazım gelir.    Bir müze, yalnız teşhir gâh mefahir olamamak tabiidir. Sadr tarihe intikal veya şeref intikal mevkiini bil kuvve işgal eden her eser, müzenin malıdır.  Tarih, yalnız kıssa-i hasenat olmadığı gibi, maksud aslı ise atardan efkâra intikal ederek bu vasıta-i istikra ile maziyi ihya olduğundan müzenin hudut salahiyeti bu suretle tayin ettikten sonra bahriye müzemize nakl-i kelam edilince görülür ki;

     Böyle bir müessese ne kısım mefahirinde emsalinden dûn mertebede kalır, ne de hudut umumiyesi tanzim etmekte usret his edilir.  Tarihlerin nakliyatından anlaşıldığı üzere, sahil nişîn tavaif mülûkün manakıb bahriyesini işite, işite veya göre göre üçüncü padişah zamanını idrak eden Osmanlı Türkleri müşarünileyhin devr-i saltanatından başlayarak derya yüzünde adeta havarik adat derecesinde müesser kahramanı iraz etmişlerdi.  Bu gün İngiltere’nin tekzip fiiliyata duçar olan hâkimiyet-i bahriye iddiasını kurûn-ı vusâda tekrar eden Venedik cumhuriyeti ile düvel-i saire-i bahriyenin kuvayı mecmuasına karşı duran bahriyemiz, mazi-i mefahiri ile iftiharda her zaman haklıdır.  Belki imtidat zaman ve suret icra itibari ile bu kadar yüksek bir silsile-i kahramaniye emsali arasında pek az tesadüf olunur.  Bu mecmua mefahir ise – umumi müzelerde görüldüğü şekillerde – enzar-ı itibara vaz’ edilememek ne kadar tabii ise onu telekkiyat asırıyaya muvafık bir surette ecdattan ihlafa nakil etmek noktası da o kadar mühimdir.  Toprak, insanlardan ziyade nimetşinas olduğundan mıdır nedir, umumi müzelerin tanzim muhteviyatı güç olsa da bir bahriye müzesi derecesini bulamıyor.  Çünkü faraza Bayezid Sânî devrinin vasıf mümeyyizi olan sükûn ve tezebzüb başlı başına bir aks-i tam teşkil ederek, yine başlı başına bir destan mefharet olan “Burak – Barak” Reis vakası, bu gün “Mora Şibh Ceziresi” önünde, Bahr-i Sefid’in sine-i ketum ve siyahında gömülüp gitmiş, dalgalar eczayı perişanını kâh gürleyerek, kâh nevazişler, servisiminler göstererek sahillere nakil edeli asırlar geçmiştir.  O zaman daha buralarda hıfz-ı müesser fikri intişar edememiş, tab’ beşer fevkindeki ef’âl bile şekil tabiyesini muhafaza eylemiş olduğundan bu gün o hatıranın arzu olunduğu gibi ihyası müstahil olmasa bile elbette pek müşküldür.  Onun içindir ki, bir bahriye müzemizi istediğimiz ve beklediğimiz şekilde göreceğimiz zamana kadar, onun esasını teşkil eden bu günkü müessesenin ne çetin himmetler mahsulü olduğunu takdiren hal ve istikbale ait olmak üzere müteşebbis ve mürettiplerini muzaaf bir his takdir ile tebrik etmeği en büyük vazife telakki ederiz. 

     Kahramanlık faslından, onun fusul meşumesinne, fikir ve sanat âlemlerine intikal edince yine görürüz ki eslafın o miknet maddiyesi yalnız kalp ve bazu kuvvetiyle husule gelmemiş, dedelerimiz faraza funun bahriyede de seviye-i zamane irtika eylemiştir.  Bu hüküm müsellemden elbette sanayi muhtelife-i bahriyede hassa-i musibesini alır.  Bunun maziden hale muntakil yadigârları siyah ve kesif bir reddayı nisyan ve lakaydiyi yırtıp atmak mecburiyetindedir.  Ahiren intişar eden ve bu silsileyi makalatın başlıca sabık tahririyesinden biri olan bahriye müzesi kataloğundan anlaşıldığına göre (860) sene-i hicriyesinde Trablusgarplı İbrahim isminde birinin eser-i çire destisi olan bir Avrupa haritası Kasımpaşa’da bir manav dükkânında sofra örtüsü hizmetini görürken bulunmuştur.  Şu misal de gösteriyor ki bahriye müzemiz için pek çok çalışmak mecburiyetindeyiz.  Fakat – yine kataloğun delalet münderecatıyla anlıyoruz – elde esas mevcut oldukça vazife-i ikmal, met’ab olsa da neticesiz kalmayacaktır.  Katalog baştan aşağıya dikkatle mütalaa edilecek olursa müzenin şerait hazırasi dâhilinde bile himmet-i ecdat hakkında ammeye bir fikr-i mahsus verebileceğini şurada söylemekten men’ nüfus edemiyor.  Ve ilavesini bir vazife telakki eyliyor ki bir müze kataloğu, mensup olduğu müze kadar müfit bir eser-i tarihiyedir.  Onun için mürettibleri şu ilk hatve ile calib-i teşekkür bir hizmet daha ifa eylemişlerdir.  Biz, bu kataloğu garptaki emsaline nispet etmemekle beraber faraza “Müze-i Hümayun” rehberleri, meskûkât katalogları derecesini de bulamadığını söyleyerek kadar na-şinaslık etmediğimize kail oluyoruz.  Hatta onun içindir ki  “Ali Haydar Emir Bey “ bu esere yazdığı (Tersane- tarihçe) sinde: 

     [. . . . Ve makale, ikmali zamana mütevakkıf olan bu muazzam krokinin ancak ana hatlarını çizebildi. . . ]

     Demekle bir hakikat ifade etmişlerdir.  Biz bu mütalaaya bir hakikat daha ilave edeceğiz. “ Müze-i Hümayun” âsârı için men’ tedkik ederiz.  Fakat bir eser kıymettarı, manav dükkânında tozlar arasında süründüren kayıtsızlık, bahriye müzesine toplanabilen âsâr hakkında başka ne malumat bıraktıra bilmiştir?  Yukarıda bu hakikate bir daha işaret etmiştir. 

     Bu münasebetle bazı mülahazatın daha buraya kaydını münasip, belki faideli ad ediyoruz.   Baştanbaşa okuduğumuz bu katalogda, muharebat kademe-i bahriye ye ait bir takım levhaların da teşhir edildiğini anlıyoruz.  Bu meyanda kaptan paşaların, bahriye nazırlarının, bazı meşahir bahriyenin resimleri de mevcuttur.  İtikadımızca ecdadı ahfada anlatmak, denizi halka sevdirmek, evvelce-i bi-kararın her mevce-i mütehevvini yâd mazi ile hurûşân olduğu hakikatini ka’r tarihten sedef şeklinde çıkararak zaten bizde hem fıkdana, hem de şarktan doğacağına garptan geldiği cihetle makusite hâlâ mahkûm duran terbiye-i tarihiyeyi ikmal eylemek için bu âsârın mahfuz olduğu iki salon bir hazine-i ilhamat olabilir.  Faraza:  bahriye müzesinde iki numaralı odada bulunan âsârın isimlerine şöyle bir göz gezdirmek, teyit müddeaya hizmet eder. 

          Preveze muharebe-i bahriyesi

          Cerbe adası muharebe- i bahriyesi

          İzzeddin ve Arkadi vapurlarının muharebesi

          Midilli adası muharebe-i bahriyesi

          Pisileveski muharebe-i bahriyesi

          Navarin muharebe-i bahriyesi ilh. . .

     Osmanlı Türklerinin mazi-i bahriyesi hakkında yazılacak olan büyük esere, şu küçük levhalar, ne metin esas olur. 

     İşte Preveze muharebesi: Belki hâlâ [Andrea Doria] yı mezarında lerzenâk hicap eden Barbarossa’nın bu büyük harbi, tafsilat kafiyesiyle ufak bir kitap, bir yek nüvişt [mevdûgrafi mukabili olarak kullanılmağa başlanılan (yek nüvişt] vasıf terkibiyesine bedel istimali tensip edilmiştir] ilave edilecek tabloları ile hem müzenin silsile-i hizmet irşad karisine lâhık olur, hem de âsâr taliye ile halk, mufassalenden müstağni görünerek denizciliğimiz hakkında bir fiki-i sarih edinir.  Böyle eserlerde fırça da kalem kadar müessirdir.  Bizde ise menkulat-ı tarihiyeyi, yine sine-i tarihten alarak, fikirden göze nakil edecek eshab-ı iktidar elbette vardır.  Bu mütalaayı diğer muharebat bahriyeye de teşmil eden, o zaman, muntazam bir silsile-i mefahiri hem fikren, hem cismen ihya etmiş olursunuz.  (İzzeddin – Arkadi) harbi yazmağa layık, daha doğrusu müftekir olarak durmuyor mu?  Devr-i Aziziyenin Girit isyanı, emvac havadis arasında sürüklenip gelmiş bir meseledir ki o zaman Avrupa aleyhimizde, vükelayı devlet onlara medar ile meşgul idi.  sadır vakit Ali Paşa harici memnun etmek için dâhili unutması, idare-i devlet ise garptan hücum eden seyl terakki karşısında muhafaza-i şekildeki musırrane müddeiyat fiiliyeye, kalemle mukavemet eden bir avuç erbab-ı himmet muahezat muhikkesiyle müşerref indiras bulunmuş idi. 

     Ali Paşa Girite kadar gitti.  Ordu ve donanma emrine amade idi, fakat meşhur imtiyaz fermanıyla döndü.  Muarızın efkâr ve âsâr siyasiyesi hücumlara başladılar.  Bahriye müzesinin kataloğu, bu politika gürültüsü arasında bir hakikat bulur.  O da o zamandan şimdiye kadar bahriyemiz arasında ismi numune-i hamiyyet olarak anılan “İzzeddin”  süvarisi (Gamsız Hasan Bey)  ile refikayı gayretinin menakıb fedakârısındır.  Gamsız Hasan Beyi bugün yalnız bahriyeliler bilir.  Tercüme-i hali ise belki o sınıf mükerremin bile umumuna malum değildir.  Ve yetiştiği zaman ise hücum gavail, velev âl siyasiyat arasında vazifesi unutmuştur. Şimdi ise büyük bir bahriye müzesinin urefâ-i ihyasında ifası bir hizmet-i Hayriye olur.  Yine bu vesile ile varid hatır oluyor.  Elde kaptan paşaların muntazam teracim ahvalini hami olarak bir eser yoktur.  (Harita-i kaptanıderya) bittabi na- kasıttır.  (Lügat tarihiyye ve coğrafiyye) sahibi Rif’at Efendi merhum da âsâr sairesinde müşarünileyhimden tahsis suretiyle bahis etmediğinden, bir iki tarihte görüldüğü üzere, ancak bir fihristtir.    (Secil Osmanlı) temin-i maksada gayri kâfidir.  (Târîh-i Atâ) da yalnız Enderûndan yetişenlerin tercüme-i hali vardır.  Bahriye müzesinde salef ve halef kaptan paşalardan, nazar-ı bahriyeden bazı zevatın resimleri görülüyor.  Bunun muntazam bir silsileye rabt etmek, mevcut resimleri bir koleksiyon haline ifrağ eylemek tarihin muhtaç-ı ihtimam bir faslını daha ihya eylemek değil midir?  Bu hizmetin de ifa edileceğini kaviyyen ümit ederek, bu makaleye hitam veriyoruz.

     Büyük bir bahriye müzesinin müjde-i tesisi ile ra’şedar iftihar olan kalemimiz, şimdiki dairenin bile erbab-ı fazilet ve himmet elinde aldığı şekle ait ihtisasat latife ile de bir saik tahrir daha bulmuştur.  Mecmua, namına mensup olduğu cemiyet ile beraber, makasıd asliyesinin şu suver inkişafiyesinden dolayı ne kadar sevinse azdır.

          Donanma

     PS:  Ali paşanın muarızın siyasiyesinden ve devr-i ahir edibin erkân-ı esasiyesinden, Ziya Paşa merhumun âsâr-ı muhalledesinden beri de zafer namedir.  Mevzu’ asliyesi;  Bu Girit seferi, saikı Ali Paşadır.  Denilebilir ki bu sefer, Paşaya Bâdî-i zeval olmuştur.  Orada;

          Tuttu bir Rum vapurun bir sene ikdama bedel

          İngiliz devletine olsa sezadır amiral

Mısır aleviyle da elde bu kadar kuvvet var iken Yunanistan’dan Girit’e men’ ianet edilemediğini muaheze eder.  Bu muaheze ne kadar mahk olursa olsun, zamanın mensubin bahriyesine değil, reis iktidarına yani Ali Paşaya aittir.  Etâyib edebiye veya efkâr-ı mahsusa-i siyasiye arasında hakikatlerin gaib olmasına cevaz verecek bulunmadığından, Gamsız merhumun ve arkadaşlarının şahsı fedakârlıklarını tesbit etmek tarih için bir borçtur. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.