DONANMA MECMUASI 111 – 160 4/ Nisan /1918

DONANMA MECMUASI 111 – 160  4/ Nisan /1918

Numara 111/160

22/Cemazi-yel-âhir sene 1336

4/Nisan sene 1334

İştirak şartları

İstanbul ve taşra için seneliği

Yüz kuruş.  Ecnebi memleketlere otuz franktır.

Mecmuaya ait her iş donanma cemiyeti merkez umumisinde

Daire-i mahsusaya müracaat edilmelidir.

Nüshası 100 para

Merkez tevzii Bab-ı Âli caddesinde “ay yıldız” kütüphanesidir.

DONANMA MADALYASI

          Kuvveyi bahriye-i Osmaniye’nin terk ve tealiyesi zımnında itayı ianatta bulunmalarına ve hizmet ve ikalarına binaen Turgut reis sefine-i hümayununda çarkçı kıdemli Yüzbaşı Şirli Hasan bin Mustafa, seyr-i sefain idaresi makine müdürü korvet çarkçı Kasım Paşalı Memduh bin Nuri, Aydın reis sefine-i hümayun süvarisi güverte kıdemli Yüzbaşı Asitaneli Rafet, çarkçı kıdemli Yüzbaşı Manisalı Avni Şerif,  Asitaneli Saffet bin Hamdi, mektep harbiye-i şahane tabibi ve hıfzıssıhha –i askeri muallimi kıdemli Yüzbaşı Bahaddin Fehmi bey ve efendilere nikel, Sivas vilayeti tasfiye komisyonu adliye azasından İbrahim Fevzi, Ertuğrul sefine-i hümayunu birinci zabiti güverte Yüzbaşı Asitaneli Cevdet bin Rüstem, Kudüs kazası posta ve telgraf müdürü Ahmet Akif, bahriye nezareti gayri mamul ambarı müdür muavini kıdemli Yüzbaşı Halit bin Ahmed efendi kaptan, Pozantı menzil hasta hanesi hesap memuru Ali Sami, bahriye efrat cedide mektebi, varda bandıra mektebi sanatı işaretçi baş çavuşu Erdekli Hüseyin oğlu Muhammed Sayıt çavuş, bahriye güverte yüzbaşılarından Asithaheli Mehmet Fuat bin Cemil, İzmir istasyon kumandanlığı inzibat memuru ve yazıcılarından Saadettin, Mısırlı Hüseyin ve Seyfi Münip, Turgut reis sefine-i hümayunda güverte kıdemli Yüzbaşı Asitaneli Mehmet Hilmi, Sarıyerli Mehmet Fahri, dördüncü sınıf cerrah Kulaksızlı Nazım bin Haki, güverte Yüzbaşı Atik Ali Paşalı Nizameddin, Tophaneli Osman Talat, Kasımpaşalı Şükrü bin Mustafa, Kadıköylü Necip bin Mahmut, Kâtip Yüzbaşı Tophaneli İhsan bin Ali, çarkçı Yüzbaşı Arapkirli Mehmet bin Süleyman bin ve efendilere tunç donanma madalyaları ihsan buyurulmuştur. 

                                  Ss – Kuvve-i bahriye Osmaniye’nin terakki ve tealisi zımnında itayı ianatta bulunmuş olan birinci kol ordu hümayun ahz-ı asker heyetine memur birinci sınıf muamelat memuru Mehmet Tevfik beyin haremi Vahibe hanıma gümüş, Reşidpaşa vapur hümayunu süvarisi korvet kaptanı Cemil bin Ali beye nikel, bahriye motor talimhanesinde çarkçı yüzbaşı kale-i sultaniyeli Ahmet Tevfik bin Osman, levazımat umumiye-i askeriye erzak ve mahrukat ambarında müstahdem sınıf sani ketebesinden Sabri, Aydın reis sefine-i hümayununda güverte kıdemli yüzbaşı sultan Ahmetli Mehmet Nurettin,   yeni Vardarlı Şerafettin, çarkçı Yüzbaşı Piyaleli Ziya Bahaddin,    Güverte yüzbaşısı Cihangirli Rasih, Kuşadalı Yusuf bin Hasan, Atinalı Hüseyin Kamil, Hanyalı İbrahim bin İsmail, Kasımpaşalı Mehmet Şakir, Cibalili İbrahim Hakkı,  çarkçı Yüzbaşı Sultan Selimiyeli Salih bin Mevlut, kala-i sultaniyeli Hüseyin bin Mehmet reis, Üsküdarlı Mehmet Salih, Aksaraylı Mehmet kâmil, Borlulu Mehmet Sayit, sultan Ahmetli İbrahim Ethem,  Boyabatlı Ömer bin Yusuf, kâtip Yüzbaşı Ordulu Şaban bin Hasan, İaşe-i umumiye müfettişliği Unkapanı mıntıka memuru Zabıt vekili Cemil efendilere tunç donanma madalyaları ihsan buyurulmuştur. 

     Kuvve-i bahriye-i Osmaniye’nin terakki ve tealisi zımnında itayı ianatta bulunmuş olan Turgut reis sefine-i hümayunda Yüzbaşı Çorumlu Ömer bin Ömer, Aksaraylı Mehmet Nazmi, Kartallı Cemal bin Ahmet, Kartallı Mustafa Zati, Gümüşhaneli Mehmet Talat, Kimpenli Ahmet bin Hasan, Asitaneli Osman Şükrü, Kasımpaşalı Ahmet Kazım, Bandırmalı Mehmet İrfan, Sütlüceli Muhiddin, Niğbolulu Mehmet bin Ahmed, firkateyn imamı Sepaverili Mahmud bin hacı Ömer, güverte mülazımı debbağ Yunuslu Ahmet bin Osman, Karaca hisarlı Şakir bin Yusuf, Bartınlı Halit bin Mustafa, çarkçı Yüzbaşı Tosyalı Mustafa bin Hasan, Kalkandilli Abdülkerim, Kasımpaşalı Osman bin Ömer, Üsküdarlı İbrahim bin Ali.  Yedinci sınıf eczacı Kadıköylü Talat bin Mahmud, bahriye güverte yüzbaşılardan Üsküdarlı Mehmet Rauf efendilere tunç donanma madalyaları ihsan buyurulmuştur. 

Perşembe 22/Cemazi-yel-ahir/1336 / 4. Nisan. 1334

Senelik abonesi 80 kuruş / Ecnebi memleketler için 24 franktır

İstikbalimiz denizlerdedir / numara: 111 – 160

     Haftalık icmal:

Gurup taarruzu

     Son haftanın cihan şümul bir ehemmiyeti haiz olan vakası, garp cephesinde başlayan Alman taarruzudur. 

     “Hindenburg” ile “Ludendorft” un bu iki büyük ve dahi askeri tertip ve ihzar işittikleri taarruz, bir haftadan az bir zaman zarfında, yarılmaz, devrilmez, geçilmez bir hisar hasin farz ve tahmin olunan İngiliz – Fransız cephesinde seksen kilo metre tulunda, geniş bir gedik açmış ve dünyanın en zinde kuvve-i tarruziyesine malik olan muzaffer Alman ordusu bu gedikten altmış yetmiş kilo metre içeriye nüfuz etmiştir. 

     <<imparator meydan muharebesi>> namını alan ve garp cephesinde bütün bu yaz cereyan edeceği muhakkak bulunan harekât muazzama harbiyenin bir mukaddemesini teşkil eyleyen mülheme, daha ziyade İngiliz kuvvetlerine havale edilmiş bir darbe mahiyetindedir.  Filhakika “Hindenburg” İngiliz – Fransız kuvvetlerinin garp cephesinde nokta-i iltisakı olan mevkiden bila itibar şimale doğru, İngiliz ordusunun sağ cenahı üzerine yüklenmiş 39 u İngiliz 13 ü Fransız olmak üzere 52 fırkadan müteşekkil, yani takriben bir milyon kişilik düşman kuvvasını mağlup ederek 9 günde 75,000 esir 1,100 ton almıştır.  Düşman zayiat umumiyesi Almanlarca la-akal 250,000kişilik 17 fırka tahmin olunmaktadır. 

     Alman başkumandanlığı, kendine has bir dikkat ve ihtimamla, bu hareketi en ufak teferruatına varıncaya kadar muvaffakıyeti temine hadim bir surette ihzar etmiş, yeni yeni silahlar ve vesait-i harbiye istimal eylemiştir. 

     İngiliz topçularını, topları başında boğup bırakan mahk gazları, yeni usul el bombaları, İngiliz tanklarına çok faik zırhlı otomobiller, 120 kilometreye kadar endaht eden toplar, Alman piyadesinin bi-manend hassa-i taarruz ve savletine inzimam eyleyerek (tomi)1] leri mağlup ve perişan etmişlerdir. 

     Alman vesait cedide-i harbiyesi meyanında en ziyade merak ve hayret celp eden silah, 120 kilometrenden Paris’i ateş altına alan ağır toplar olmuştur. 

     Belde-i nur ve ziyanın, pay-itaht ezvakın hayat şevka şevkini bodrumlara intikal ettiren ağır mermilerin 120 kilometre uzakta bulunan Alman cephesinden nasıl bir kuvvetle ve ne suretle atıldığı fen Rumi mütehassısları ve ervah nariye amelleri için henüz bir muamma teşkil etmektedir. 

     40 santimetre gibi en büyük çaplı ve en uzun gemi toplarıyla, daha dün elnihayeet 50 kilometreye mermi endaht edilebildiği halde, nasıl oluyor da bugün 24 santimetrelik gibi bil nasibe vasat çaplı toplarla ta 120 kilometreyi döğmek kabil oluyor?

     Topçuluk âleminde bir harika olan bu hadise, yalnız yeni topları imal edebilen Krupp dar-ül sanayisinin malumu bir keyfiyettir. 

     Yarın bu topların 28 lik, 30,5 lık, 34 lık, 38 lik, 40,5 luklarının dahi imalleri kabil olabileceği düşünülürse, pek az zaman sonra “Lloyd George”  un hala bila-pervarane ve anudane nutuklar irat ettiği kürsü hitabeti bile bu durumlara, hem de pek derin bodrumlara nakil ettirmek mümkün olacaktır. 

     Umumi sulhu temin için garp cephesi mücadelatında kat edilmesi iktiza eden üç merhale vardır ki bu üç merhale yahut üç safhayı şu suretle hülasa ediyoruz. 

     Birincisi: düşman cephesini bir noktadan yarmak.

     İkincisi: cepheyi bütün imtidadınca sökerek düşmanı hareket muharebelerine mecbur etmek.

     Üçüncüsü:  bütün hareket meydan muharebelerinde düşmanın Kuvayı külliyesini mağlup ederek neticeyi katiyeyi ihraz ve hasmı sulha icbar eylemek.

     <<imparator melhamesi>> ile birinci merhale kat edilmiştir.  Şimdi diğerlerini bekleyelim.    

A. D.

          [1} – İngilizler askerlerine bizim (Mehmetçikler) mukabili olarak (Tomi) derler. 

Harp hatıraları:

<Midilli> ve <Yavuz> un mesakıbı

İmroz akını – Midilli nasıl battı?

<<Yavuz>> da vukuata şahit olan bir Alman bahriye zabitinin son

İmroz muharebesine ait hatıratı

          Yavuzda harbe hazırlık:

     Yavuza geldiğim zaman gemi, muharebeye hazır bir vaziyette idi.  bu hal yek nazarda görülebilirdi.  Cesim dikme ve metafdralar aşağı alınmış.  Güverteye güzelce bağlanmış.  Bir tek bot müstesna olmak üzere bütün filikalar sahile gönderilmiş.  Toplar sürülmüş.  Mastalyalara su doldurularak hazırlanmış.  Efrat, elbise çantalarını karaya bırakmış:  gaz maskeleri, cankurtaran yelekleri tevzi edilmiş idi.  Fakat asıl meselenin neden ibaret olduğu, efrattan hiç biri tarafından doğru dürüst bilinmiyordu. 

     Bir takımları, bundan böyle bütün talimlerde bu kabil hazırlıklar yapılmak lazım geldiğine dair yeni bir emirden bahis ediyor.  Diğer kısmı, Marmara denizinde çap ayarı için endaht yapılacağını ileri sürüyor.  Üçüncü bir gurup da, adalar denizine çıkılacağından dem vuruyordu. 

     Ben güvertesine ayak bastıktan sonra Yavuz, Adalara doğru yol almağa başlıyordu.  Yavuzdan maada Midilli ve dört torpidobot da vardı.  Hepsi birden durdu.  Süvarilerin Yavuza geldiği, kıç üstünde yekdiğeri ile konuştuğu görülüyordu.  Bu suretle ibtidadan beri ciddi ciddi bir iş yapılacağı iddiasında bulunanlar, hak kazanıyordu.  Gemiler, saat beşe kadar yattıktan sonra demir kaldırdılar.   Yavuz başta, diğerleri bunun peşinde olmak üzere Çanakkale boğazına doğru yol verdiler. 

     Akşamüstü süvari, hakikati söyledi.  Efradı kıç üstüne tabur ettirerek düşmana karşı çoktan beri tasmim edilmiş bulunan bir akın hareketi yapılacağını tebliğ etti.  Bundan sonra birinci zabit çıktı;  Gemilerin tarik aziminde mayınların mevcudiyetinden düşman tayyarelerinin de dâhil hesap edilmesi lazım geleceğinden ve mamafih bütün bunlara rağmen, hedef maksuda doğru azim ve hazim ile hareket edileceğinden, evvel emirde gemilere karşı gidilip bulabildiğimiz düşman sefainini batıracağımızdan ve ayrıca <<kalın hava>> göreceğimizi de unutmamak icap edeceğinden bahis etti. 

     <kalın hava> haberi;  efrat tarafından geminin ananatına muvafık bir surette telakki edilmişti.  Son beş sene zarfında gemide bulunmuş olanlar için bu yeni bir şey değildi.  Bazılarınca parlak bir şevk ve inşirah hâsıl eden bu <kalın hava> cümlesi, diğerlerinde muayen bir merak ve tecessüs ile memzuc intizar hisleri uyandırdı.  Velhasıl tekrar huruç hareketi yapıldığı için bütün efrad hoşnut, ayrıca herkes gemisinden memnun, amiraline ve süvarilerine emin itimatkâr idi.  yavuz;  bu vaziyet, bu hal ile Çanakkale boğazına doğru ilerliyordu. 

     Daha Marmara adalarını geçerken etraf kararıyordu.  Gelibolu boğazına girilip geçildiğine dair bir şey görülmüyordu.  Yalnız yolda, her şey bizim gelişimizden haberdar görünüyordu.

     Mayın ve tel mâniaları bulunan yerlere, bir veya iki kişilik tek fenerli ufak botlar dikilmişti.  Bunların efradı mükemmelen seçiliyordu. 

     Boğazdan huruç:

     Saat 3 de Amiral uyandırıldı.  Saat dört sularında da Çanakkale önlerinde bulunuyorduk.  Saat 5 de boğaz geçidini aştık.  Bu arada etraf ağarmağa başladığı için sağlı sollu Kum kale ve Seddülbahir cihetleri görülüyordu.  Çoktan beri mütehassırı bulunduğumuz muharebe sahamız, açık deniz artık önümüzde idi.  müteakiben <tam yol ileri> kumandası veriliyordu.  Yavuz bütün süratiyle seyire koyuldu.  Köprü üstünde amiral, erkânı Harbiye’si, süvari, seyir zabiti, vardiya zabiti, serdümen, kılavuz ve daha bir hayli kimseler duruyordu.

     Güvertede hiç bir kimse görülmüyordu.  Amiral, mümkün olabildiği kadar az kıvılcım çıkarması için çarkçı başıya haber gönderdi.  Aksi takdirde pek erken sezilmek tehlikesi baş gösterecekti. 

     Bilahare vardiyalar, muharebe mevkilerine!  Kumandası geldi. 

     Yavuz bu ana kadar başta seyir ediyordu.  Amiral, Midilliye hazır mısınız?  Diye sordu.  Bilmukabele:  hazırım!  Cevabını aldı.  Bunun üzerine Midilli, Yavuzdan daha süratle seyir edebileceği için ale-l acele başa geçti.  Herkes sabırsızlıkla vukuata intizar ediyordu.  Gemiler, süratle İmroz adasına yaklaşıyordu.  Her fert, karada bir yer görebilmek için son derecede asabını geriyordu.

     İlk haber, Çanakkale’deki muhabere bürosundan geldi.

    İki direkli, iki bacalı bir gemi göründü!

     Daha köprü üstünden hiçbir şey görülmediği için bir zabit, burayı tahkik çanaklığa çıkıyordu. Ben, bu ana kadar yukarıda, güvertede bulunuyordum.  Fakat şimdi geminin içerilerine, merkez harp mevkiine inmekliğim icap ediyordu.  Bilintica bundan böyle muharebenin güzeranı , seda boruları başında bulunan efradın vereceği malumattan takip edebilecektim. 

     Muharebe başlıyor:

     Ateş açıldığı zaman harp merkezine inmiş bulunuyordum.  Seda borusu başındaki nefer:  iskelede uzaktan muharebe!   Diye bağırıyordu.  Bunu müteakip ilk yaylım, karadaki telsiz telgraf istasyorununa karşı açılıyor;  bu arada diğer taraftan top sesleri işitiliyordu.  Bu Midilli pek diğer bir telsiz telgraf istasyonunu harap etmeğe matuf ateşinden mütehassıl idi.

     Bilahare telsiz telgraf efradının ifadatına nazaran: düşman istasyonu, mükemmel bir baskına uğramış;  bu hal heyecanlı bir tarzda elektrik şerareleri yaymalarından anlaşılabilmiştir. 

     İki ila üç dakika sonra:  her iki telsiz istasyonu kâmilen tahrip edildi.  Haberi geliyordu. 

     Tekrar son süratle seyir başladı.  Seda borusu başındaki asker ikinci defa olarak:  iskelede uzaktan muharebe diye bağırdı.  Birinci monitör taarruz eden Midillinin top sesleri de işitiliyordu.  Müteakiben harp merkezine, kısaca:  birinci monitör battı.  Haberi geldi. 

     Bunun arkadaşı da, bu esnada taarruzdan masun değildi.  Bu gemi ale-l acele açılıp aynı zamanda Midilli’ye ateş açmağa teşebbüs etti.  Fakat bu hususu, çarçabuk söndü.  Yavuz buna 38lik toplarıyla bir yaylım ateşi açmış;  Anında köprü üstünden harp merkezine:  İkinci monitörün burnu tıkandı! Haberi gelmişti.   

Kahraman Midilli’den bir hatıra:

Efrad top başında.

     Bir dakika sonra seda borusu başındaki nöbetçi nefer, yüksek sesle:  ikinci monitör battı.  Diye bağırıyordu. 

     Bundan biraz sonra seda borusu, daha basa yenilikler haber veriyordu:

     <<bir Fransız harp gemisi göründü.>>

     Mamafih sonradan anlaşıldığına göre:  bu bir harp gemisi değil, bir nakliye vapuru idi.  bir ila iki 15 lik yaylım bunun işini bitirir gibi görünüyordu.  Pek az sonra: düşman gemisi batıyor, haberi geldi. 

     Bu vukuat, saat 18 ila 9 arasında Saroz’da zuhur oluyordu. Bu sıralarda düşman tayyareleri uyanmış olacak ki köprü üstünden harp merkezine:  tayyareler göründü.  Haberi geliyordu.  Evvela iki, sonra üç, dört, beş, el nihayet yirmi kadar sayıldı.  Tayyare müdafaasına mahsus top efradı, kıçta amiral salonu üzerindeki muharebe mevkilerine koştu, biraz sonra bunların tayyarelere karşı açtıkları yaylım ateşleri duyuluyordu. 

     Bununla beraber karaya karşı ateşe devam ediliyordu.  Birden müthiş bir iştial görülmüş, bu ağleb ihtimal, bir bomba defosuna vaki olan isabetten mütevellit bulunmuştu.  Gemiler adayı dolaşıyordu.  Bu arada ciheti tebdil neticesi olarak Yavuz tekrar başa geçmiş, Midilli arkada kalmıştı.

İmroz akını kahramanlarından

Basra muhribi

     Midillinin şanlı ölümü:

      Saat 9 dan bir az akdem seda borusundan  <<Midilli>> serseri mayına çarptı.  Sesi işitiliyordu.

     Bunu müteakip yukarıdan:  Midilli artık manevra yapamayacak hale geldi.  <<person kıç üstüne!>> diye sesleniliyordu. Yavuz’un durduğu ve tahmin ettiğimiz gibi geri geri Midilli üzerine gittiği his ediliyordu. 

     Biz, Midilli’yi yedeğe alacağımıza hüküm etmiştik.

     Birkaç dakika sonra Midilli batıyor, bir iki dakika zarfında Midilli battı.  Haberleri geliyordu. 

     Bilahare haber aldığımıza göre, Midilli evvela kıç tarafından bir mayına maruz kalarak pervaneleri budanmıştı.  Müteakiben ikinci bir mayın da vasat sefineye isabet eylemişti.

     Yavuz’un suret-i hareketinden kendisine takrib ettiğine intikal eder etmez;  Midilli süvarisi, Yavuz’un daha ziyade yaklaşmasına mani olmak üzere bunu megafon ile dikkat ediniz iskelede mayınlar var. Suretinde ikaz etmeğe çalışıyor ve bundan maada:  iskelede tahtelbahir periskopu görüldü, dikkat ediniz!  Diye de bağırıyordu. 

     Bundan pek az bir zaman sonra Midilli civarında üçüncü bir iştiial daha vukua geldi.  Bunun bir mayın veya bir torpido iştiali olup olmadığı meşkûktür.  Şu kadar var ki:  torpido izleri görüldüğü rivayet edilmektedir. 

     Midilli battı:  efradın batan gemiden denize sıçrayışları görüyorduk.  Harp merkezinde bulunmaklığımız hasebiyle bittabi bu ahvali göremedik, yalnız seda borusundan işittiğimiz haberlerle cereyan vukuatı takip edebiliyorduk. 

     Bundan böyle vukua gelen şeylerden hiç birini göremedik, Türk torpido botları cesurane bir azim ve cesaretle mayın tarlaları arasında seyir ederek Midilli kruvazörü mürettebatının imdadına şitab etmiş, şayan-ı hayrettir ki hiçbir hasara uğramamış;  mamafih kendi silahlarıyla bunlara isal hasar imkân olmaksızın düşman muhriplerinin şiddetli ateşlerine maruz kalmışlardı.

     Tayyare muharebesi:

     Biraz sonra biz Çanakkale boğazına döndüğümüz vakit tepemizde büyük bir tayyare muharebesi başladı.  Havada dost ve düşman karma karışık olacak mertebelerde tayyare miktarı çoğalmış;  ara sıra denize bombalar düşmekte bulunmuştu.  Bir düşman tayyaresinin

Ne suretle takip edildiği, birden alevler içinde kaldığı en nihayet tepe taklak suya düştüğü aynen görülebilmişti.

     Bir ikincisi dahi denize inmeğe mecbur edilerek burada top ateşiyle mükemmelen tahrip edilmişti.  Yavuz’un tekrar Çanakkale boğazına duhulü, saat 10 ‘a doğru olmak melhuzdu. 

     Muharebenin ateşli zamanında seda borusu başında bulunan askerin Midilli hakkında verdiği haberler üzerine uzun uzadıya düşüncelere sapmağa bittabi vakit yoktu.  İyi arkadaş neşidesinde mükemmel bir surette ifade edilen hissi;  bilahare sükûnetli zamanlarımızda hepimizin kalplerimizi dağdar ölüm etti.

Daha iyisini bulamayacağım

Bir arkadaşım vardı.

Muharebe trampetesi çaldığı

O, benim yanımda aynı vezin ve karar

Üzere yola düzülmüştük. . .   ilh

     Evet:  Midilli, her zaman Yavuz için iyi bir arkadaş idi.  “Messina”dan itibaren üç buçuk sene mütemadiyen yekdiğerinin server ve kederine müşterek bulunmuşlardı.  Mamafih Midillideki arkadaşların ölümü ile ne kadar elemnak bulunursak bulunalım;  bunlarla yine müftehir olabiliriz. 

     Bunlar;  “Emden” ve “Move” gibi gemileri, tekrar tekrar açık denizlere sürükleyen;  kalpleri , “Iskajerak “ muharebesinde idare eden ve daima tahtelbahirleri tehlikeli işlere çağıran Almanya’yı bir cihan hasıma ya karşı muzafferiyete sevk eden ruh gayret ve hamiyetten bir parça saklayan pervasız, metin, kahraman gençlerdi. 

Mehmed Ali Paşa isyanında hükümet Osmaniye’nin Rusya, Avusturya

 Ve Fransa hükümetleriyle münasebat siyasiyesi

     (David Ark Hart)ın Türkiye’nin menbağ

     Serveti – 1733 nam eser mühiminden:

1

          Türkiye’nin ahval-i siyasiyesi bu esnada öyle bir nokta-i buhrana vasıl olmuştu ki, eğer muvafık surette neticelenirse Türkiye’nin halas ve teceddüd serianı temin eyleyeceği gibi, aksi takdirde de bu hükümetin inkıraz temine müncer olacaktır.  Binaenaleyh, Rusya hükümetinin senelerden beri devam eden entrikalı ve bu ana kadar daima muvaffakıyetle tetvic edilmiş planları;  muzafferiyet katiye ye mazhar olacak yahut tamimiyle akim kalacak demektir.  Rusya hükümeti, Devlet-i Aliye aleyhine mümkün olduğu derece gasbane, mütehakkümane bir politikayı derece-i gayesine kadar takip etmeği anane ittihaz etmiş olduğu halde, bunun bazı mevani hayluletiyle tatbik edilemediği zamanlarda, Türkler hakkında pek munsıfane ve mutedil muamelatta bulunduğunu iddia etmekten de vaz geçmemiştir.  Mahut Edirne muahedenamesi akit olunduğu esnada birçokları devlet Osmaniye’nin artık bu darbeden tahlis hayat edemeyeceğine kanaat etmişlerdi.  Hâlbuki Edirne muahedenamesinin akdinden pek az sonra hükümet Osmaniye halet-i isyan ve iğtişaşta olan Arnavutluk’u taht-ı itaate almak gibi bir muvaffakiyet mühimme ile etrafı icab etti.  Bütün Rumeli kıtasında sükûnet ve asayiş iade olundu.  Hususiyle tebaayı Osmaniye, Türk imparatorluğunun tarih teşkilinden beri ilk defa olarak bab-ı aliyi hürmet ve muhabbet hakikiye ile telakki etmeğe başladılar. 

     Islahat ve teşkilat askeriyeye yeniden sırf himmet olunmağa da başlanıldığından Rusya hükümeti, Osmanlıların tam son saatlerinde, kısa bir devre-i asudeye malikiyetle tekrar askeri ve taharri bir hükümet sahibi olabilmeleri ihtimalini elbet derpiş etmiştir.  Rusya’nın en büyük ümitleri devlet-i aliye tebaat-ı Hırıstıyaniyenin kendisine karşı his ettikleri muhabbet ve cazibe-i mezhebiye ye müstenit olduğu hal bu veçhile tebaayı hırıstıyaniyenin bab-ı aliye teveccühlerinin Ruslarca hiç hoş görülmeyeceğine şüphe yoktur.  Rusların adeta müttefiklerini kesilmiş ve gecen harp nihayetinde Ruslarla beraber Rusya’ya çekilmiş olan Bulgarlar güruh güruh eski sahiplerinin elinden kurtulup avdet etmektedirler.  Sırplar dahi daha ziyade bab-ı aliye müteveccih bulunmaktadırlar.  Erzurum vilayetinin Ermenileri de Rusların himaye ve müdahelatından izhar –ı pişimani ediyorlar.  Hatta Yunanlılar Rus tavır tahakkümüne karşı pek münfail, müteneffirdirler. 

     Edirne’nin Ruslar tarafından işgali, Rus askerleriyle Rumeli ahali-i Hırıstiyaniyesinin teması Türk istibdadını unutturacak vakayık hudüsüne sebep oldu.  Birçok köylerin keyfi ve zalimane ve ihrak olunması, ahaliden cebren toplanılan ianeler sebebi ile Rusların senelerce devam eden entrikaları, para sarfiyatı ve dini propagandalar sayesinde vücuda getirdikleri tesiratı mahv etti. 

     Binaenaleyh Rusya’nın, ihtirasat sabıkasını yeni bir şekil altında yürütmek fırsatını, yani Mehmed Ali Paşanın isyanını bir nimet gayri müterakkiye suretinde telakki etmiş, bu hadiseden istifade için her nevi fedakârlıktan geri durmayacağı şüphesiz bulunmuştur.  Rusya’nın Türkiye’deki adamlarının iktidarı, mevki siya siyesindeki nüfuz ve hâkimiyet, acımaz bir el ile her tarafa dağıtılan birçok paralar sayesinde devlet aliyenin meclis aliyesi onun emir ve işaretine tabi kaldı.  Hükümet-i Osmaniye ricalinin hırs menfaatkaranesi, irtikâp ve irtişası malum olup buna munzam olan bütün vesaitin, Mısır ve devleti aliye- meselesine Rusya’nın müdahalesini talep ettirmek üzere kullanılacağı aşikârdır.  Sultan o derece takatsiz bırakılacaktır ki nihayet Rusya’nın imdadına arz ihtiyaç olunacak ve İbrahim paşa ile hükümet Osmaniye’nin itilaf hâsıl etmesine her halde mümanaat edilecektir. 

Mektep bahriyemizde spor:

Çarkçı mektebi talebesi bahriye nazırı paşa hazretlerinin huzurunda idman talimleri yaparken.

     Rusya’nın, arzusu veçhile bu müdahale-i muavenet karanede bulunmak muvaffakıyetine nailiyeti takdirinde Osmanlı padişahının nüfuz ve mevkii mutenası büyük bir sukut manevi ye uğramış demek olup hükümet Osmaniye’nin bütün umur mühimmesi Rus nüfuzu altında temşit olunacaktır.  Bu suret temşitin ise memlekette tatbikine başlanılan ıslahat ve teceddüdatın tevkifini, millet hâkime olan Türklerin gurur milliyelerinin cerihadar edilmesini, tebaa-i İslamiye ve Hıristiyaniye menafi müşterekesinin ihlalini intaç edeceği ve bundan mütevellit infial ve nahoşnudiyenin hep Osmanlı padişahı aleyhine tevcih eyleyeceği ise tabiidir.  Hakikaten Rusya Çarı “Nikola” nın Moskova’da olduğu derecede İstanbul’da da bir nüfuz hakimane ve hâkimiyet himayet karaneye nail olabilmesi için yukarıda izah ettiğimiz suret-i hareketten mükemmel bir plan tasvir olunamaz ve o halde ahiren “Petersburg Gazette” namındaki Rus ceridesinde görüldüğü veçhile Rusya ile Mısır arasındaki hududun ancak Toros silsile-i cibali olabileceği arzusu maalziyade hâsıl olmuş demektir. 

     Devlet Osmaniye’ye karşı Rusya hükümetinin ittihaz ettiği politikayı gavâmızı ile ihata edebilmek için bu politikayı Fransa ve Avusturya politikalarıyla beraber tetkik itmeliyiz. 

     Avusturya hükümetinin politikası devlet-i Aliye’nin iyiliğine masruf görünmekle beraber Rusya politikasına tamamıyla maruz bulunmaktadır.  Avusturya başvekili Yunanlıların (Etniki Eterya) cemiyeti ile İtalya’nın (Carabonieri) teşkilatı arasında vukuunu tasni eylediği bir muhabere sayesinde Rusya imparatoru “Aleksandr” i Yunan ihtilalinden tenfir ettiği gibi, istiklal milliye müteallik efkâr Sırbistan’ın Avusturya hükümetini ribkasındaki akvam muhtelifeye de sirayetten korkarak Yunan ihtilalini bastırmak hususunda devlet aliye ye muavenet dahi arz eylemişti.  Ancak bab-ı Ali memduh ve fevkalade bir vakar ile bu muavenet maruzayı ret eyledi.  Avusturya, şarkta Rus nüfusunun takviyetpezir olması derecesinde Arnavutluk hududunda yeni bir hükümet mustakilenin vücut bulmasından mutedahişdir.  Avusturya hükümeti devlet-i Âliye ye öyle tedabir tavsiye eylemiştir ki, şayet bab-ı Ali bu tedabiri tatbik etseydi bugün Hıristiyan tebaası tarafından kendisine karşı his olunan muhabbet ve hosnududen tamamıyla mahrum kalacak idi.  Avusturya’nın maksadı Türkiye’yi kuvvetsiz, ehemmiyetsiz bir komşu halinde muhafaza edip Türkleri ve umum tebaayı Osmaniye’yi kendi tebaasına karşı fena idare alında dahi itaat ve tahammül gösteren bir millet numunesi ezilmeyecek kadar kuvvetli, lakin Avusturya’ya istinada mecbur kalacak derecede zayıf olmak lazım gelir.  Avusturya politikasında bu maksat daimi ve fiiliyat şedide halindedir.  İstanbul’da bulunan Avusturya memurin siyasiyesi bu maksat için çalışır.  Bu politika menazi’fiye olan Eflak hatasına da şamil bulunur.  Lakin Rusya hükümeti de Avusturya’nın ide-i teşabbüsatını bağlayacak ve tertibat hafiyesini sektedar edecek vesait müteadideye malik bulunmaktadır. 

     Mesela Galiçya’da evamir hükümetin Alman lisanında i’ta olunduğuna dair tahrikâtta bulunulur. Sırbiye de milli propagandalar yapılır.  İstiklal siyasiden, hürriyet milliyeden bahis edilir ve ahiren Yunanistan’da meşhur olduğu gibi vatanperverler ve erbab-i irfan Rusya efkâr-ı mahsusasına hadim olmakta bir mahzur tasavvur etmezler.  Rusya Balkan’ın bu cihetlerinde politikasının bir meş’arı olmak üzere Belgrad’a bir tab makinası gönderir, Sırp lisanında gazeteler tab ettirir ki;  bu lisan Macaristan’daki askeri kolun (Muhacirin askeriye) nin de lisanıdır.  Irken Sırp olan bu askeri muhacirler anlarlar ki, kendilerinin Avusturyalılardan o kadar tazyik görmelerine sebep olan “Ortodoks” mezhebi Rusya imparatorluğunun da mezhep resmi ve umumiyesidir.  İşte böylece yekdiğerine muhip görünmekle beraber bu iki hükümetin siyasetleri arasında pek şedid, fakat hakkı bir mübareze uzanıp gitmektedir. Ancak iki hükümetin zemin faaliyetleri hatt-ı harp gemisi, <Dilaver>  22,400ton mai mahreçle iki milyon yüz bin liraya mal olmuş idi. 

Deniz menazırından

Fırtınada dretnot pruvası

Müteakiibine hatt-ı harp sefaininin kısmet imaliyesi, gemilerin cesametiyle mühim bir tespitte artıyordu.  Muharebe kruvazörleriyle zırhlı kruvazörlerin mesarif imaliyesinde, hatt-ı harp sefaininden daha çabuk bir terfi görülüyordu.  Hafif kruvazörleri dahi, cesametin tezayüdüyle mütenasip bir surette, kesb-i kıymet ediyordu.  Torpidobotların inşa masarifi, bunların cesametlerine ve makine kudretlerine nazaran yüz bin ila üç yüz bin lira arasında bulunmuş;  700 tonluk İngiliz tahtelbahirleri, yüz bin, üç yüz ve en son büyükleri ise iki ila üç yüz bin liraya mal olmuştur. 

     Düşmanlarımızın sefain Harbiye’ce zayiatı, birinci derecede tahtelbahir silahların tesiratına, torpido ile mayına isnat edilmek lazımdır.  Hâlbuki büyük gemilerdeki topların hesabına pek az zarar geçirilmek icap eder.  Bilhassa bir tahtelbahirden atılan torpido, yukarıda zikir edildiği veçhe üzere, birçok harp gemilerinin ka’rı bahre inmesine vasıta olmuştur. 

     Alelhusus harp umumi mebadiyesinde Alman tahtelbahirleri büyük bir muvaffakıyetle sefain harbiyenin tahrip ve imhası emir mühimine çalışmışlardır.  Hâlbuki bilahare, daha 1915 ilkbaharında ticaret harbi ön plana çıkarak tahtelbahirlerin sefain harbiye ye karşı muharebesi ikinci derece-i ehemmiyete düştüğü zaman bile tahtelbahirler, irili ufaklı bir hayli harp gemileri torpillemeğe muvaffak olmuşlardı.  İngiltere donanması, tahtelbahirler hücumuyla büyük gemilerinden 4 hatt-ı harp sefinesi <<HMS Formidable, HMS Triumph, HMS Majestic, HMS Cornwallis>> 4 kruvazör <<HMS Cressy, HMS Aboukir, HMS Hogue, HMS Drake>> ile beraber  8 muhafazalı kruvazör << HMS Ariadne, HMS Nottingham, HMS Falmouth, HMS Dartmouth, HMS Pathfinder, HMS Hawke, HMS Hermes, HMS Arethusa>> yı kayıp etmiş;  Fransız donanması dahi, 3 hatt-ı harp gemisi <<HMS Danton, HMS Gaulois, HMS Suffren>> 2 zırhlı kruvazör <<Amiral Charner, Léon Gambetta>>, muhafazalı kruvazör << Châteaurenault>> ile tahtelbahir muhribi <<Rejel>> i zayi eylemişti.  İtalya donanması ise, 2 zırhlı kruvazör <<Amalfi, ve Giuseppe Garibaldi>> Rus donanması, zırhlı kruvazör <<Pallada>> yı kapıp etmişti.  Bundan maada tahtelbahirler tarafından torpillenerek birçok ufak tefek harp gemisi, torpidobot, tahtelbahir ve mayın gemisi vesaire zayi olmuştur.  Ekseriyet üzere tahtelbahirlerin dökmüş olduğu mayınlara çarpmak neticesi olarak büyük gemilerden <<HMS King Edward VII>> ve <<Rasl>>  İngiliz hatt-ı harp sefaini, <<HMS Donegal>> ve <<HMS Hempshire>> İngiliz zırhlı kruvazörleri ve <<Aratovsa>> sınıfından <<Amgiyon>>  <<Newcasıl>> muhafazalı kruvazörleri ile Fransız zırhlı kruvazörü <<Flyer>>  ve İtalyan hatt-ı harp gemisi <<Regina Margerita>> batmıştı. 

     Sırf topçu ateşiyle iki İngiliz zırhlı kruvazörü, << HMS Monmouth>>  ve <<HMS Good Hope>> Coronel muharebesinde ve İngiliz hafif kruvazörü <<hms pegasus>> Zanzibar önlerinde Alman kruvazörü <<SMS Königsburg>> tarafından imha edilmişti.  Diğer kâffe-i ahvalde, mevzu bahir olan geminin tamamen tahribi, bir torpidoya arz iftikar edip etmediği emniyetle iddia olunamazdı.  Bu husus, bilhassa “İskajerak” muharebesi hakkında caridir.  Rus hatt-ı harp gemisi <<Slava>> Riga harekâtı esnasında 18 Teşrin-i evvelde cesim Alman muharebe sefaininin toplarıyla imha edilmişti.  Bundan evvelki harplerde su yüzünde icrayı harekât eden harp gemilerinin topçu kuvveti, daima netice-i katiyenin istihsaline vasıta yegâne idi.  bugün ise mayınların, torpidoların iştial ettirilen mevad-ı infilakiyesi;  alelekser ağır topların sayısız endahtlarıyla istihsali kabil olan bir neticeyi, en kısa bir zamanda, en az bir gayret insaniye ve nispeten pek cüz’i bir kıymet-i maddiye sarfıyla vücuda getirmektedir.

          ahmed

GİRİT SEFERİ

5

     Müttefikler Hanya’yı almak için boşuna uğraşırlardı.  Çünkü Türkler

 – Hanya ile Kandiye arasında – ve diğer yakın yerlerden mütemadiyen yeni kuvvetler aldılar, şeci ve mes’ud savletlerle Hristiyanlara maktul ve esir dört yüz kişi zayi ettirdikten sonra mütebakisini Kandiye’ye avdet etmek üzere gemilere binmeğe mecbur ettiler. 

     Fakat aynı veziriazam [sadrazam köprülü fazıl Ahmet paşa] adaya Osmanlı milis askerlerinin en iyilerini getirmişti.  Kandiye’nin altında ki ordugâhta, 22 milis sene 1667 de şahane beyaz elbiselerle, fevkalade güzel bir tarzda ayak atarak, öyle mükemmel bir resmigeçit yaptıkları görülüyordu ki. . .   Fakat şehre çok uzaklardan selam vererek, sonra hayli yaklaşarak geçtiler, sıkıştılar ve uzaklaştılar.

     Birinci nazır Ahmed (Köprülülü zade Fazıl Ahmed Paşa) milisleri çalışmağa icbar için yeni – Kandiye Nova – Candia’nın varoşlarını der-akab tesviye ettirmeğe bu tazyik ederek kuvvetle zapt etmek istediği şehrin önünde metrisler açtırmağa başladı.  Nihayet Türkler o metrislerin arkalarında istirahat ettiler. 

     O senenin Mayısından Teşrin- i Sanisine kadar, her iki taraftan otuz üç hücum, on yedi huruç hareketi vuku bularak, altı yüz on sekiz lağım patlatıldı;  bu badirelerde dört yüz zabitle beraber üç bin iki yüz Venedikli ve metrisler haricine çıkarak muayyen bir mesafeye ateş eden Türklerden la-alkal yirmi bin kişi öldü.  .  Türkler, asker ve silahla bir şeye muvaffak olmayınca iğfal

Düşman istilasından kurtulan arazimizden

Mama hatun kasabasının manzara-i umumiyesi

Ve izlal, hile ve hıyanete sülük ettiler.  Fakat hepsi beyhude idi.  çünkü her müdafi asker, her Kandiyeli bir kahraman olmuştu.  Kadınlar bile harp ediyorlardı.  Kadınlar bile kalenin işlerine koşuyorlar, hangi bir lüzum ve ihtiyaç için kemali gayretle çalışıyorlardı ve bütün bu gayur müdafaaları da, senato müdebbir ve müteyakkızdı.  Hemen her ay Venedik den cephane ve erzak gönderiliyordu. 

     Kış geldi:  Türkler metrislerin yıkıklarını tamire, levazım harbiye ile erzakı tedarik ve ihzara koyuldukları sırada, umumi kaptan (Francesko Morozini) de kendi ordusunun halini daha iyileştirmeğe, daha kuvvetli, mükemmel bir müdafaa hazırlamak için kalmaları tamir ve teceddüde başladı.  Be Malta ile kilisenin Papanın on iki kadırgadan ibaret donanması da, Papa dokuzuncu Kalemento’nun yeğeni Venice Nisoro Sipilyorsi’nin kumandası altında, yolda idi.  papaya göre Kandiye meselesi, yalnız cumhuriyetin meselesi olmaktan ziyade, Hristiyanlığın menfaat mukaddesesine müteallik bir mesele olduğu için, seleflerinden daha büyük bir gayretle çalışıyordu.  Papa dokuzuncu Kalemete ile cumhuriyet beyninde bazı ittifaklar akid edilmişti.  Hususiyle papa mukaddes kilise namına Kandiye’nin hulusuna çalışmak ve bütün mesarifi kendi kesesinden ödenmek üzere beş yüz piyade askerini hazırlayacak ve meydan markiye gönderecekti.  Savoya dükası birçok mütenevvi tezahürat dostaneden sonra, cumhuriyetin kendi arzusuyla Kıbrıs kraliyeti namına terk etmek istemeyişine de bakmayarak, Girit’te muvaffak olamayan general Markezivillayı geri çağırdı. Yerine aynı şeraitle Markiz Aleksandır de bovidi Sante Andrea Mostıron gibi, en büyük kaptanlar arasında, kabiliyet ve rusuliyle meşhur bir ecnebiyi gönderdi.

     İlkbahar yaklaşırken sadrazam Girit etrafındaki donanması barındırmak, su ve yiyeceklerinin temini kolaylaştırmak için, Kandiye’ye ancak dört mil mesafedeki Standiya adasından Venediklileri kovmağı düşündü.  Umumi kaptan Francisco Marazini, düşmanın bu maksadını anladıktan biraz sonra, gece 7 Mart 1668 yirmi navi ile Kandiye limanımdan çıktı.  Dışarıda Lorenzo Kortaro’nun kumandasındaki altı kadırga ile birleşecek, havari bir takabel ile boğazı tutacaktı.  Bu vaziyeti muvaffakıyetle alan Venedikliler, Türklere öyle bir ateş ile hücum ettiler ki, pek kısa bir zamanda onlardan pek çoğunu öldürdükten sonra, fetihin deniz tertibatının idaresi kemali emniyetle, sadrazam tarafından kendisine tevdi edilmiş olan meşhur korsan Durak paşayı da öldürdüler.

     Morozino’nun havza-i iktidarına beş kadırga, dört yüz on bir esir, bunların içinde Kıbrıs beyi de vardı.  Düşmüştür.  Ve bin yüz de Hristiyan esir ki bunlar der-akab serbest bırakıldılar.  Etrafı kaplayan sisten herkese raşeler gelerek devam eden bu muharebede Patriciyen’lerden ulufe komiseri Daniyel Costinyan,  çan francesko koronaryelkenci Georgi Garago, Georgi Fosfarini, ve gönüllü Lovici Kalgo, fitilli Tevfik ateşiyle öldüler ve bu arada erzak komiseri Angelo Morini, Marko Balbi, Nicolonoyanni, ve Lorasuyessu;  ve bunlardan maada beş yüz asker, üç yüz yirmi beş kürekçi yaraladılar.

     Bununla beraber Kandiye de kahramanca muharebeler vuku bulunuyordu.  Teşrin sani iptidalarında, Foylade dukası altı yüz Fransız asilzadesiyle beraber vasıl oldu ki bunlar, Hristiyanlığa vurulan hakaret yumruğunu def etmek için kemali havahoş ve arzu ile gönüllü olarak koşuyorlar ve en tehlikeli bir mevki olan San Anderman istihkâmını müdafaa etmek işitiyorlardı.  Folade dukası kendi gönüllülerinin başında hırs-ı zafer, muharebeye girmek için sabırsız, en asıl şövalye en müziçlerinde görülen şiddet mutade ile en ileri hatta düşman ateşinin karşısına gitti.  Fakat hiçbir yararlığı görülemedi.  Sonra, Türkleri muhasemeden feragata mecbur etmek gayret beyhudesiyle bir huruç hareketine atıldı. 

     Fakat düşmanın kuvvetlerini ve ne tarzda muharebe ettiğini pekiyi bilen ve pek az faydalı olmuş ne kadar çok huruçları bilfiil tecrübe etmiş olan Morozini, böyle şeci ve kuvvetli müdafilerin bir derece çok tehlikeli bir huruç hareketine teşebbüslerini arzu etmediğini ve tehayib, umumi bir meydan muharebesine hazırlanmalarını söyledi.  Fransız gönüllüleri bu mütalaayı protesto ettiler;  meydan muharebede ölümle karşı karşıya gelmek, daha doğrusu muharebe meydanının enkazı harabiyesi altına gömülmelerine müsaade almak işitiyorlardı. Morozini, gördü ki, Fransız gurur mütehakkimi, kendi usulünü istiyor.  O vakit Dük de la foylade’nin bu idraksiz huruç hareketinin, fakat yalnız üç yüz asilzade, Savoya fırkasından yüz humbaracı ile yapılmasına razı oldu.

          Nakli: ali fahri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.