DONANMA MECMUASI 118/69

DONANMA MECMUASI 118/69 2 Aralık 1915

Pencişenbe: 24 Muharrem 1334 / 19 Teşrîn-i sânî 1331

Donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir.

Numarası 118 / 69

Silah önünde nöbetçi

Sâha-i intişâri tezyin eden [Harp mecmuası] nı tebrik ve devam-ı muvaffakıyetini temenni ederiz.

Son haftaya ait posta:

 ♦  ♦  ♦

     Bu hafta serdî-i şitâ bütün şedâidi ile mahsus. Bunun için harb-i umuminin İtalya – Avusturya cephesinden maada diğer safahatında nispeten bir sükûn hüküm-fermâ. Ara sıra Irak tarafları ile Bahr-i Siyahta lehimize olarak neticelenen ufak tefek bazı harekât meşhud olmakla beraber bütün enzar-ı cihan bir faikıyet-i adadiyye ile İtalyanların İsonzo cephesinde ve bu cephenin bilhassa Gorizia ser köprü mevziinde icra ettikleri dördüncü hücumun Avusturyalıların büyük bir aşk-ı vatan ile yüksek bir iman zafere müstenid müdafaaları önünde erimesine matuf.

     Gerçi bu vaka arasında neticesinin kendileri için pek vahim olacağını idrakten mütevellit bir hırs-ı yeis âlûd ile istila fecilerin pek büyük bir ehemmiyet atıf ettikleri Balkan harekât-ı ahiresi de ayrıca bir mevki işgal etmekte ise de biz, netayiç itibarı ile filvaki pek büyük olan bu sahayı cidale, harekât itibariyle artık hitam bulmuş nazarıyla baktığımız için onlar kadar atıf-ı ehemmiyet etmekte mazuruz. Bizce harbin bu partisinde tarafeyn son zarlarını atmış ve Berlin – İstanbul tarikinin küşadı ile ittifak murabba beklediği nasibe-i muvaffakıyeti kazanmıştır. Bittabi Balkanlıları kazanamamak suretiyle siyaseten küçük fakat doğrusunu söylemek lazım gelirse müdafaayı vatan uğrunda muannidane dövüşmek itibariyle kendilerinden büyük olan Sırp ordusunun mahvına çaresaz olamamaları itibariyle harben mağlup olan itilafçılar için artık Süveyş önünde bir defa daha tecrübe-i taliden başka yapacak bir şey kalmamıştır iddiasındayız.

     Bu Balkan harekât-ı harbiye ve münakaşat-ı siyasiyesi arasında Yunanistan’ın vaziyeti matbuat sütunlarını beyhude işgal edip duruyor. Burada beyhude tabirini kullanmaktan kastımız, bu küçük hükümetin her türlü ihtimal haricinde olarak itilafçılar lehinde fiilen harbe iştirak etse bile müspet olan neticenin ancak birkaç gün için tehir istihsalinden başka bir tesiri olamayacağına itminandan ziyade garip cilvelere masdar daimi olan tali siyasetin az zaman içinde hesapsız bir mevkie yükselttiği Giritli bir serserinin, müteheyyiç bir halde yaşamaktan bir hazz-ı daimi duyan hayal-perver bir kavmin zevk-i cebelisinden istiare ettiği kuvvetle bir küçük hükümeti yuvarlamış olduğu hafreden, Yunanistan için bu günkü vaziyetten başka çıkılacak bir tarik kalmamış olduğuna inanmaklığımızdan neşet ediyor. Biraz izah edelim;

     Yunanistan’ın sabık başvekili Venizelos, bu serseri-i siyaset itilaf süferası ile bir muahede-i hafi akd ederek bunların Selanik’e asker ihraç etmelerine müsaade ediyor. Ve Yunanistan’ın harbe iştiraki hazır bir halde bulunması için de kraldan seferberlik emirnamesini istihsal ediyor. Bu emirnamenin istihsali için de hiçbir müşkülat his etmiyor. Öyle değil mi ya? Bu herc-ü-merc âlem arasında bilhassa kendi anavatanlarından yabancı askerler var iken neticeye silahbedest intizardan başka çare var mı? Fakat Yunanistan için münecci sıfatını bi-hakkın iktisaba layık olan kral Konstantin ve vukuattan biraz geç haberdar olmakla beraber tehlikenin vahametini ciddiyetle takdir ettiğinden bu serseriyi başından atıyor. Fakat emr-i vaki de fiilen kabul edilmiş oluyor. Çünkü eldeki kuvvet bitaraflığın tamamen edası için tüfeylileri memleketten ihraca gayri müsait.

     Bu manasız vaziyetten en evvel sıyrılmak isteyenler yine itilafçılar oldu. Ahiren tafsilatı ceraid yevmiyede mütalaa olunan notayı tevdi ettiler. Ve kısmen de Yunanistan’dan muvafık bir cevap alabildiler. İşte bu, harb-i umuminin bidayetinden beri itilafın yegâne elde ettiği bir muvaffakıyet-i siyasiyedir. Fakat saik tahriri cebr-ü ikrahtır. Ve sonra yarın yahut öbür gün hâsıl olacak yeni vaziyet yeni kararları istilzam etmez ise.

     [donanma]

 

Hayat-i teşriiyye

Ariza-i cevabiyye

 ♦  ♦  ♦   

     Meclis-i milliyenin küşadı münasebetiyle taraf padişahiden irad buyurulan nutuk hümayuna cevaben meclis â’yân ve mebusanınca kabul edilen ariza-i cevabıyelerin suretlerini bir veçhe zir derç ediiyoruz:

     Meclis â’yân ariza-i cevabiye sureti

     Şevket-meâb efendimiz hazretleri

     Meclis-i umumiyenin devre-i hazıra-i ictimaiyesinin huzur-i hümâyun mülûk-âneleriyle küşadı münasebetiyle mashar-i iltifat şehr-yârîleri olan heyet-i â’yân nutuk hümâyun padişahilerinde mündemic ilhâmât-i beşâret âyâtdan müstagrık mesârr ve mübâhât olarak atebe-i seniyye-i hilâfet-penâhîlerine arzı şükran eder ve emsal adidesini idraka mazhariyet şahanelerini lûtf-bâriden niyaz eyler.

     On aylık bir fasıla içinde cereyan eden vakayı ve hadisat askeriye ve siyasiye temenniyat hümâyûnları veçhile Osmanlılığın ve bütün âlem-i İslam’ın hayır ve nusretini mucib-i müessir muvaffakıyetle meşhûndur; bundan dolayı cenab-ı hakka hamd-ü sena eyleriz.

     Ordu ve donanmamızın vatan Osmaniyi muhafaza yolundaki harekât-ı fedakârane ve hizmet-i cansiperaneleriyle peyvest-i semâvât olan sit besalet ve celadetlerine nutuk iftitahi-i hilafetpenahileri bir makûs âl-ül-âl oluyor ki lev’ hümâyûnlarının afak-ı şuûnda temevvüç nema iclâl olacağına beraat-i istihlâldir.

     Âyân kulları sal-i cedidin pür şan ve şeref bir sene-i fevz-ü felâh ve din ve devletimiz düşmanlarına asâkir-i şâhânelerinin bi-lutfîhî Teâlâ galebe-i katiyesiyle âtiyen müntic-i sulh ve salah olacağına itmînân tam ile ka’il bulunuyorlar. Kalb-i ümmetin kemâl-i tehâlûkla ümid ve intizar ettiği muvaffakıyeti asâkir-i Osmaniye leh el-hamd salah ve sancakla istihsal ettiler ve necim-i tali’ şehr-yârîlerinden iktibas envâr eden helâl Osmaniye’nin gurup etmez bir güneş olduğunu gösterdiler. Gaza ve şehadetlerinde merdane ile merhameti cem eden, her hal ve harekâtlarında insaniyetle mülkiyeti tasvir ve tefsir eyleyen erkân ve avanıyla müftehir olduğumuz bu orduyu hümâyûndur ki vatan ve millet selamet ve saadetini, devlet ve saltanat da minnet ve satvetini kuvve-i berriyye ve bahriyenin başkumandanı olan zatı şevket simat hazret-i padişahileriyle ümera ve efradına medyundur.

Osmanlı Ordusunu harb-i hazırda en mühim türük muvasaladan olan Çanakkale yolunu dünyanın iki büyük devletine karşı emsalsiz bir kahramanlıkla müdafaa ederek a’dânın taarruzat nahvetkâranesine bir set ahenin teşkil ederken muhteşem müttefiklerimiz Almanya ve Avusturya ve Macaristan devletlerinin şanlı orduları da Avrupa sahne-i harbinde müselles ve muazzam muvaffakiyetlerle hak ve adlin zulm ve adüvvane galebesini temin ve istikbalin emniyet huzur ve saadeti tevsik eyliyorlardı. Bu mütemadi mağlubiyet darbelerinin tesiratıyla her çareye başvuran düşmanlarımız nihayet Balkanları ayaklandırmak fikriyle faaliyet hasmanelerini Balkan sahasına tevcih ettilerse de hükümetlerimizin siyaset akla ve müdbiresi bu teşebbüs fasıdı da akim bıraktı ve nutuk hümâyûn mülükhanelerinde beyan buyurulduğu veçhile komşumuz Bulgaristan hükümetini manzume-i ittifakıyemize idhale muvaffak oldu.

     İştirak menafiden tevlid eden bu yeni vaziyet nusret-i haktan kuvvet alan müttefik orduların meşy ve zaferi önünde son saat hayatını geçirmekte olan Sırbistan’ın izmihlaliyle büsbütün inkişaf edecek ve o vakit denilebilir ki hükümetlerimizin payitahtlarından geçerek milletlerimizi birbirine bağlayacak olan bu şâh-râh üzerinde gaye-i ikbale yürümek müyesser olacaktır. Bunun içindir ki müşterek siyasetlerimize müştereken muzaheret eden ordularımız memleket ve milletlerimize emin ve nafi bir sulh temin edinceye kadar harbe devam etmek hususundaki beyanat-ı şâhânelerine â’yân tamamıyla iştirak eder.

     Bi-taraf devletlerle münasebatımızın halisane ve dostane olması mucib-i memnuniyettir.

     Tahsisat-ı askeriyeye ve bütçe ve istikrazata dair olup meclis-i acizanemize tevdi edilecek levâih kanuniyeyi alâ-kadr-il-mekân süratle ve menafii devlet ve memlekete muvaffak surette tetkike ve iltifat keran-baha tac-dârilerinden mütehassıl şevk ve gayretle vazife-i mevduamızı hissen ifaya bezl mukadderat edeceğimizi arz eder ve bu vesile ile de atebât-i şevket hüsrev-ânelerine ihtisasat rıkkıyyetkâranemizi ref’ ve takdim eyleriz.

Meclis-i mebusan ariza-i cevabiye sureti

     Şevket-meâb ve hilâfet-penâhi efendimiz hazretleri

     Avn-i Hakkla meclis milli-i Osmaniye’nin üçüncü devre-i ittihabiyesinin ikinci seneyi ictimaiyesini dahi küşada muvaffakıyet şehr-yârîlerinden dolayı meclisimiz hâk-i pây şahanelerine arz-ı tebrikat ve teşekkürat eyler.

     Saltanat seniyyeleriyle makam-ı hilafet küberaya karşı izhar edegeldikleri hissiyat-ı düşmananeden dolayı bütün Osmanlı ve Müslüman kalplerinin nefret ve adâvetini celb etmiş olan Rusya, İngiltere ve Fransa devletleriyle bunların Osmanlılığı ifna ve bütün ümmet-i İslamiyeyi imhadan ibaret olan siyasetlerine şerik ve muavin bulunanlara karşı yine sırf kendilerinin tecavüzat-ı namerdaneleri neticesi olarak ilan-ı harp ve cihad buyurulduğunu mübin geçen sene 1 Kanun-u evvel 1330 tarihinde kıraat edilen nutuk hümâyunlarındaki temenniyat şahanelerinin inâyet-i rabbâniye ile teyessür nemayı husul olması sade meclisimiz değil, bütün âlem-i İslam için bais şükür ve mahmedettir.

     Tarih muvaffakiyet Osmaniye’de parlak bir silsileyi mefahir vücuda getiren şu bir senelik vukuat dahi ispat ediyor ki hak ve adl uğrunda her türlü fedakârlıkları kabul ederek ibşar-i hûn hayatı bir vecibe ad eden milletler daima cenab-ı kader mutlakın mazhar-ı tevfikatı olmuşlar ve en gayri kabil-i mukavemet zan edilen müşkülata bile galebe çalmışlardır.

   Ehemmiyet-i coğrafiye ve siyasiyesi harb-i umumi üzerindeki tesiratıyle de sabit olan ve makarr-i hilafet uzmâ olmak itibariyle bütün âlem-i İslam’ın mutaf enzar ve âmâli bulunan İstanbul ile boğazlar hakkında moskofların iki buçuk asırdan beri perverde ettikleri makasid istilakâranenin ebediyyen zir ve zir ü zeber edildiği hakkındaki tebşirat mülükhaneleri meclisimizi garık sürur ve ibtihac etmiştir. Moskof hırs-i istilasını terviç ve teshil ile iktifa etmeyerek bu maksad-i hainaneyi ordu ve donanmalarına taarruzat şedideleriyle istihsale çalışan İngiltere ve Fransa hükümetleri bu hareketleriyle bir yandan Osmanlı devletine ve diğer cihetten de bütün İslam âlemine karşı ne derecelere kadar düşman olduklarını gayri kabili inkâr bir surette bir kere daha meydana koymuşlardır. Fakat düşmanların aylarca devam eden bütün taarruzatına karşı müdafaasıyla mükellef oldukları din ve vatan uğrunda kahramanca göğüs geren ordu ve donanmayı hümâyûnları husemâmızın bütün ümitlerini yıkmış ve onların enkaz-ı mezellet ve hüsranı üstüne Osmanlı hakanlığının iyilik devreyi fütuhatı için pek şanlı bir sahayı cevelan olan Gelibolu’da tarih mefahir milliye namına yeni bir abideyi şan ve şeref kurmuştur.  Düşmanlarımızın bu inhizamı netice itibariyle Galiçya ve Lehistan’da düğüşen kahraman müttefiklerimizin en kuvvetli düşmanı tenkile matuf olan harekât-ı askeriyelerini teshil ettiği gibi nihayet bütün itilaf murabba siyasetini Balkan devletlerine ilticaya bırakan bir hezimet maneviyeye bais olmuştur.

     Osmanlı ordusunun bütün hudut-i vatanı emrinde göstermiş olduğu kahramanlık cihanın hayret ve takdirini celb edecek derecede yüksek ve emsalsizdir. Bu suretle hamaset cihangiraneleri hatıra-i asarda ebediyen yaşayacak olan ecdadı keramımızın nam ve nişanları âlâ edilmiş oluyor.

Ki nesil cedid için böyle bir muvaffakıyet ihsan buyurduğundan dolayı cenab-ı Hakka karşı ne kadar hamd-ü senâ etsek azdır. Ordu ve donanmayı hümâyûnları tarafından ibraz edilmekte olan gayret vatan perveranenin muvaffakiyet tama mazhariyeti ve bu sayede hem millet Osmaniye hem de hududu vatan haricinde kalan âmî-i muvahhadin için yeni bir devr-i saadet ve selamet küşadı duası her lahza vürûd-i zebânımızdır.

     Müttefiklerimiz tarafından şark ve garpta ihraz edilen muvaffakıyet-i mütevaliye müşterek gayeler için müttehiden bezl fedakârı eyleyen ordularımızı muzafferiyet nihaiyeye götürecek en kati zamanlar olmak itibariyle millet Osmaniye’nin kalbinde pek derin ve samimi akisler husule getirmekte bulunduğu gibi yüzlerce seneden beri saltanat-i seniyye aleyhindeki tasmimat limanesiyle maruf bir düşmanın bütün ordularını perişan eden muzafferiyet-ı ahire ise bilhassa mucib-i meserret ve mübâhât olmuştur.

Çanakkale’de nakliyat-ı askeriye

Çanakkale’de havanlarımızdan biri.

Son günlerde Balkanlara tevcihi fütuhat etmiş olan müttefiklerimize, ittifak-ı müsellesi ittifak murabbaa ifrağ eden yeni bir müttefik sıfatıyla, Bulgaristan’ın dahi iltihakı muzafferiyet katiyeyi taaccül eylediği gibi atiyen dahi idameyi sulh ve sükûn emrinde tesirat-ı azimesi görülecek bir muvaffakıyet siyasiyedir.

     Balkanlarda vaziyetin bu suretle lehimize olarak inkişafını temin etmek için komşumuzla tashih-i hududa ait olan mukavelenin meclisimizce tetkik edileceği tabiidir.

     Sırp orduları kâmilen denilecek derecelerde mahva ve perişan edilerek pek az bir zamanda Berlin – Viyana – İstanbul yollarının açılmış olması tuttuğumuz yolun inayet-i samedânîye ile muzafferiyet nihaiyeye doğru gittiğini gösteren en yeni delildir.

     Ehemmiyet fevkaladesi aşikâr olan bu müşkül zamanlarda şayan-ı takdir bir faaliyet ve kiyaset vatan perverane ibraz etmekte olan hükümet-i seniyyelerine karşı meclis-i milliyemiz vazifeyi muzaheretini kemâ-kân ifade devam ve ahval-i harbiye ilcââtıyla tanzim ve meclisimize tevdi edilen levaih-i kanuniye ile bütçe ve istikrazat kanunilerinin tetkikatına bezl gayret ve ihtimam eyleyecektir.

     Müttefiklerimizle münasebat-ı siyasiyemizin her gün mütezaid bir emniyet ve samimiyet mütekabileye istinad etmekte olduğu hakkındaki teminat mülükhaneleri bilhassa düşmanlarımız arasında asarı tefrike ve teştit bütün âlâimiyle izhar-i mevcudiyet eylediği bir zamanda vaki olmak itibariyle ayrıca mucib-i meserrettir. Müşterek gayelere doğru müşterek bir siyaset ve müşterek bir azim ve himmet ile çalışmak üzere ittihad eden ittifak murabba memleket ve milletlerimiz için bütün kabiliyet şahsiye ve tabiiyenin inkişaf temine müsaid bir sulh istihsal edilinceye kadar harpte devam ve sebat eyleyeceğine dair olan beyanat hümâyûnlarının millet Osmaniye’nin azim ve kararına tercüman olduğu şüphesizdir. Şimdiye kadar müttehiden pek çok fedakârlıklar mukabilinde ihraz edilmiş bulunan muvaffakiyatın, düşmanları bizim için şanlı bir sulhu kabule mecbur bırakacak raddeye kadar, tevalisi için millet Osmaniye bundan böyle dahi hiçbir fedakârlıkta tereddüt etmemeğe katiyen karar vermiştir.

     Bi-taraf devletlerle olan münasebat-ı siyasiyemiz kemâ-kân halisane ve dostane olduğu hakkındaki beyanat şahaneleri Osmanlı siyasetin ananat-ı kadimesine tevafık eder.

     Bir seneden beri mücâhedat Hüdâ-pesendâneleriyle Osmanlı sancağını cihanın enzar-i hayreti önünde şan ve şerefle dalgalandıran kahramanlardan bu uğurda şehit düşenlerin ervahı mukaddeslerine Fatihalar ihda eden meclisimiz onların bıraktıkları eseri itimam ve ikmal vazifesini deruhte etmiş olan gazileri de nusret ve inayet samedaneye tevdi eyler.

ROMANYA İŞLERİ

Balkanlarda müteredid bir kuvvet: Şimdiye kadar muhafaza-i bi-taraf etmekle beraber henüz ittifak veya itilaf zümresinin taraftarı olup olmadığı kati surette anlaşılamayan ve Balkanlar umurunun harp harekâtıyla halline çalışıldığı şu sıralarda enzarın ziyadece in’itâf eylemesi tabii olan Romanya’ya ait, hafta zarfındaki ihbarat ve istihbaratı husul fikir için derç ediyoruz.

     Berlin – 16 Teşrin-i Sânî [Rahch] gazetesi işâr ediyor. İtilaf devletleriyle Romanya arasındaki müzakerat devam eylemektedir. Mevsuk malumat istihsal eden mahafil, işbu müzakeratın müspet bir neticeye müncer olmadığına ve Romanya’nın muhafazayı bi-tarafiyede sebat edeceğine kani bulunmaktadır.

     Sofya – 20 Teşrin-i Sânî – Bükreş’ten varid olan haberlere göre bugün şehri mezkûrda en’ikad edecek olan meclis kralı’da Carol, Mösyö Petre P. Carp’ın taht-ı riyasetinde muhtelit bir kabine teşkil zımnında aza-i meclisin fikrini istimzaç etmek tasavvururda bulunduğu rivayet edilmektedir. ( M. )

     Berlin 21 ( L ) – Bükreş’te münteşir Opina gazetesinin muhabir mahsusu başvekil Titu Maiorescu’nun odasından biri ile bir mülakatta bulunmuştur. Başvekilin dostu, Mösyö Maiorescu’nun mukaddemâ Romanya’nın muhafaza-i bi-taraf etmesi lüzumuna kail bulunduğu halde el-yevm bu kanaatını tebdil ve hükümet müşaraileyhanın yakında Rusya’ya karşı harekete mecbur kalacağını zan eylediğini beyan etmiştir.

     Bükreş 22 Teşrin-i Sânî – Eflak eyaletinin merkez idaresi olan Yaş şehrinde münteşir Opinia gazetesi an karib Romanya’nın vaziyeti hariciyesinde büyük ve mühim bir hadise zuhur edeceğini yazıyor. Dimineat gazetesi, Opinia’nın bu neşriyatını teyiden yazmış olduğu bir fıkrada, rical-i mühimmeyi siyasiyeden Mösyö Ster ile Eflak’lı refikasının, Romanya’nın Besarabya’ya girmesini yakında alenen taleb edeceklerini yazmaktadır.

   Bükreş 23 Teşrin-i Sânî – Romanya’nın düvel-i merkeziye ye iltihak ederek Besarabya’yı istirdad etmesi için Eflak’da meşhud olan cereyandan bahis eden Advarol gazetesi diyor ki: Bilcümle fark siyasiyeye mensub rical-i siyasiye Yaş şehri liberalleri namına nim resmi mahiyete haiz bir beyanat name neşir ederek Romanya’nın düvel-i merkeziyeye iltihak ederek Besarabya’yı istirdad eylemesini alenen talep etmeğe karar vermişlerdir.

     Bükreş 22 Teşrin-i Sânî – gazeteler: Petrsurg’dan varid olan telgraf namelere nazaran, Rusya Çar’ı refakatinde veliaht olduğu halde Besarabya’daki Rus kuvveyi mütehaşşidesini teftiş etmek üzere bu akşam Roni şehrine muvasalat edecektir. Rus taraftarı gazetelerin ilave-i malumat olarak neşir ettikleri haberlere göre Besarabya’da 350,000 kişilik bir Rus ordusu cem ve tahşid edilmiş olup bu kuvvet Bulgaristan sahiline sevk ve ihraç edilecek imiş.

     Bükreş 23 Teşrin-i Sânî – Advarol gazetesi, menabi mevsukadan istihsal eylemiş olduğu malumata atfen, Besarabya’nın şimalinde tahşid edilmiş bulunan Rus kuvveyi askeriyesinin ancak 100,000 kişiye baliğ olmakta bulunduğunu yazıyor.

     Bükreş 22 Teşrin-i Sânî – Filiyeskov’nun müverrec efkârı olan Laypoka gazetesi, parlamentodaki muhalif hizbin, ahval-i hazıreyi katiyen nazar-ı itibara almaksızın meclis-i teşriiyede bilcümle mesail çareyi mevzu bahis etmeğe karar vermiş olduğunu beyan eyliyor.

     İstihbarat: Liberal fırkası azasından ahiren akd etmiş oldukları ictimaide başvekil mösyö Ion I. C. Brâtianu Romanya vaziyet-i hariciyesinin min-külli’l-vücüh şayan-ı memnuniyet olduğunu beyan eylemiştir. Başvekilin bitaraflık siyasetinde ısrar edileceği ve takip olunan hatt-ı harekâtın, memleketin menafiine izhâr-ı cihet muvaffak bulunduğu yolundaki ifadatı muhalifini fevkalade duçar-ı tesir ve heyecan eylemiştir.

     Taki Yunskov ve refikası kalas şehrinde duçar oldukları hezimeti tamir maksadıyla yine Yaş şehrine tevcih eylemişlerdir. İtilafçılar geçenlerde burada, in’ikadı tasavvur edilip ahalinin mümânaat ile duçar-ı tehir olan içtimalarını, nihayet Pazar günü, akd eylemeğe karar vermişlerdir. Taki Yunskov güya Alman taraftarlarının ictimaya mani olmak üzere Yaş’da içtima aktine sâlih salonları isticâr etmiş olduğunu ve oraya bir takım propagandacılar gönderdiklerini yana yakıla anlatıyor. Zavallılar, kendileri için muhakkak bir hezimetle neticelenecek olan bu teşebbüste yarın duçar olacakları hicabı mazur göstermek istiyorlar.

     Ahiren dâr-ül-fünûn müdürüne intihaben ibtidar edilmiştir. Mahud Taki Yunskov’un biraderi olup dâr-ül-fünûn müdüriyetinde bulunan Mösyö Thomas Yunskov açığa çıkarılmıştır. Muhalifinin mürevvec efkârı olan La Epoka gazetesi maarif nazırı Mösyö Roka’ya ve Alman taraftarlarına şiddetle hücum ediyor. Maarif nazırının dâr-ül-fünûn intihabatındaki müdahalesinden bahis ederek haksız tenkidat serd eyliyor. Mehaza Thomas Yunskov’un intihab edilmeyeceğine muhakkak nazarıyla bakılmaktadır.

     Romanya ile düvel-i merkeziye arasında bir itilaf iktisadi akti hususundaki müzakerat hissen neticeye iktirân eylemiştir. Bu babdaki mukavele name imzalanmış ve Avusturya ile Almanya’ya hububat nakil eden ilk şilepler Kalas’tan müfârekat eylemişlerdir.

     Matbuat: Atina’da münteşir Atenai gazetesi, mevsuk bir menbadan istihsal eylediği malumata binaen Romanya hükümetinin, Kralın ve ekseriyet-i milletin arzusuna tabiyet ederek Avusturya – Macaristan ve Almanya ile bir ittifak muahede namesi akd etmiş olduğunu yazıyor. Bu muahede mucibince Romanya, Sırbistan’daki hareket-i taarruziyesinin sonuna kadar muhafaza-i bitaraf etmeği taahhüt eylemektedir. Balkanlar seferi hissen neticeye iktiran ettikten sonra Romanya düvel-i merkeziye lehine harbe müdahale edecektir. Düvel-i merkeziye, yeni müttefiklerine Besarabya’nın işgali için Romanya kuvvetleriyle birlikte hareket etmek üzere 400,000 kişilik bir ordu tahsis eyleyecekleri gibi Transilvanya’ya da Avusturya – Macaristan imparatorluğunun zir idaresinde bir nevi muhtariyet verilecektir.

     Kampana gazetesinden: Bükreş’ten istihbar edildiğine nazaran, Romanya’dan şilep satın almak üzere Romanya hükümetine müracaat eden Rusya hükümetinin teklifatı akim kalmıştır. Romanya hükümeti ısdâr eylediği emir namede, muharip devletlerden her hangi birine olursa olsun şilep satılmasını men ve şimdiye kadar şilep mubayaası hakkında icra edilen muamelatı hüküm ve itibardan ıskat eylemiştir.

     La Epoka gazetesine göre liberal fırkasından infikâk eden gurubun reisi Mösyö Senelian, heyet-i vükela da vuku bulacak tebdilatta bu gurubun üç nazır intihabına hakkı olmasını talep eylemiştir. Mösyö Biratyan bu talebi pek müfriitane bulmuştur. Bu gurubun amal ve efkârını terviç ve neşir edecek olan gazete 15 Teşrin-i Sânîde intişara başlayacaktır.

     Edvarol gazetesi, Mösyö Marki Levman ile Mösyö Mayorski ve Mösyö Karp arasında müzakerat cereyan eylemiş bulunduğunu Mösyö Karp’ın reis vükela olmadan evvel fırka riyasetine intihab edileceğini yazıyor.

     Kadınlık âleminde:

     İktisadi bahisler:

     Milli tesisatımızı değiştirmek ve yeniden kurmak istediğimiz bu devrede tesisatın en mütekâmil şeklini gaye edinmek bizim için faidelidir. Lakin ne bir şeyi yoktan var etmek, ne de tesisatın tekâmüle doğru geçireceği istihale devrelerini birden atlamak mümkün olmadığını düşünmeliyiz. Tesisatın bilhassa istihale devrelerini nâfiz bir dikkat ve itina ile tetkik edip onun tekâmül seyrini men veyahut tesri eden sebepleri arayıp bulmakladır ki insan zekâsı o seyrin üzerinde bir tesir yapabilir.

     Kadınlık âleminde husule gelen ve iktisadi bir mahiyete haiz olduğunu zan ettiğimiz hadiselerden biri olmak üzere <Biçki Yurdu> ndan bahis etmek isterim. Ve bu kabil tesisatın tekâmülü üzerinde bir tesir yapmak iktidarı olanların dikkatini davet ederim.

     Biçki Yurdu isminden de anlaşılıyor ki kadın elbiselerinin biçilip kesilmesi sanatını talim ve tamim için yapılmış bir mekteptir.

     Evvela şunu söyleyelim ki bizde eskiden beri kadın terziliği vardı. Hemen ilk insanlarla başlamış olan bu sanatın dört peşli entari giydiğimiz zamanlardaki tarzı eskiden bize kâfi geliyordu. Nitekim bugün bile Anadolu ve Irak Türk kadınları iç çamaşırlarını elbiselerini kendileri diker ve hazırlarlar. Ve aile ocaklarında böyle ananevi bilgiler, anadan çocuklara intikal ede ede zamanımıza kadar yaşıyordu.

     Osmanlı Türkler Avrupalılarla temasta buluna buluna nihayet bir gün Avrupa medeniyetinin faikıyetini sezince, ona ait olan her şeyi kendisinin kinden daha faik ve makbul zan ederek kıyafette de ona benzemek istedi.

     Bir milletin başka bir millete böyle benzemek istemesinin ilk eseri mukallid olan milletin varlığına ait her şeyi bizzat tahrip etmektir.

     Dört peşli entari yerine ceket ve eteklik kullanılınca, dört peşli entariyi biçip dikmek sanatı yerine, ikinci tarz elbiselere ait sanat geçti. Bütün milli marifetlerimizin iflası işte bu veçhiledir. Kadınlarımıza yabancı olan bu yeni kadın terziliği ister istemez yabancıların eline düştü. Elbise gibi en mübrem ihtiyacın tesviyesine ait bütün işlerin ecnebilere inhisarını sade iktisadi bir nazarla muhakeme ederseniz bir milletin böyle servetçe düşkün olmasının başlıca sebeplerinden birini bulmuş olursunuz.

     Kadın terziliği yabancıların elinde idi. Mamafih devamlı bir surette kullanılan bu yeni tarzdaki elbiselerin yeniliğini kadınlarımız yavaş yavaş tahlil ediyor ve basit olan aksamının bir eşini vücuda getirmeğe çalışıyordu. Ekseri ailelerde gündelik elbiseler yapmağa başlanılıyordu. Lakin böyle biraz süslü ve itinalı olanlarını yine Hristiyan kadın terzilerine yaptırmak mecburiyeti vardı.

     İnkılabın bize getirdiği geniş bir hürriyetle içimize dışımıza baktığımız ve milli yoksulluğumuzu görebilmeğe çalıştığımız günlerin birinde kendi köşeciğinde düşünen bir hanım, işte bu en büyük eksikliği görmüş ve Biçki Yurdu’nu tesis etmiştir. Behire Hakkı hanımın şu eseri, içtimai inkılabımızda, zekânın ve efâlinin tesirini arayan erkeklere gıbta verir.

İtalyan cibel topçularının Alplerden beygirleri nakil eylemeleri.

Şu sırada en ziyade İtalyan taarruzuna maruz kalan Goreç köprüsü.

İtalya nakz-ı ahd ederek, Avusturya ya ilan-ı harp edeli bugün tam altı ay dört gün oluyor. İtalya hükümeti, otuz bu kadar senelik müttefikine geçen Mayıs efrancinin 23 .ncü günü ilanı harp eylediğine göre, Teşrin-i Sânî-i efrancinin 23 ne müsadif olan evvelki Salı günü bu harbin altıncı ayı tamam olmuştur. Daha harb-i umuminin iptidasında, Alman orduları yıldırım süratiyle Paris üzerine yürürken, Fransa’ya süreti katiyede bitaraf kalacağını vaad ederek İtalyan – Fransız hududunda mutehaşşid bulunan 300,000 Fransız askerinin Almanlara karşı sevkine ve bu suretle Marne meydan muharebesinde netice-i katiyenin Almanlar tarafından istihsaline mani olunmak suretiyle ittifak müselles muahede namesini ayaklar altına almış ve Avusturya hücum için münasip fırsat kollanmakta bulunmuş olan İtalya, müttefik sabıkına ilan-ı harb ettiği zaman, Avusturya ve Alman orduları şark cephesinde, moskofları tepelemekle meşgul bulunuyorlardı. Binaenaleyh İtalyanlar on aydır her türlü noksanlarını ikmal etmiş olan İtalyan ordusunun bütün kuvvetleriyle icra edeceği taarruza, meşgul ve yorgun ad ettikleri Avusturya’nın mukavemet edemeyeceğini ve bir hamlede Tirol havalisiyle Trieste’nin zabt edilerek Viyana yolunun tutulacağını ümit ediyorlardı. Fakat İtalyan ordusu altı ay zarfında dört müthiş hücum umumi icra ettiği halde, hatta haftada bir kilometre bile ilerlemeğe muvaffak olamadı. Bugün İtalyan ordusunun hala kafasını çarpıp durduğu Avusturya mevzii müdafaası, harbin iptidasında Avusturyalılar tarafından intihab edilen mevzilerdir. Avusturya erkân-ı Harbiye-i umumiye reisi General Franz Conrad von Hötzendorf’un mesaisiyle vücuda gelen ve İtalya’yı, Avusturya topraklarından belki ebediyen ayıracak olan bu hatt-ı müstahkemin hiçbir mühim noktası henüz İtalyan ordusunun eline geçmemiştir. İtalyanların en ileri gittikleri saha İsonzo nehrinin münsabb taraflarında kâin bulunan ve askerlik nokta-i nazarından gayri kabil-i müdafaa olması itibariyle Avusturyalılar tarafından daha bidayeti harpte tahliye edilen arazidir. Ki burası da topu topu 20 kilometreden ibarettir. Ve bu 20 kilometreyi de İtalyanlar harben değil, boş buldukları için işgal edebilmişlerdir. Altı aydan beri üç misli faik kuvvetlerle icra edilen dört kanlı ve müthiş taarruzda ne Alpini avcılarının marifeti, ne de Bersagliere kıtaatının gayreti, Avusturya kuvveyi müdafaasının mukavemet inadanesini kırmağa muvaffak olabilmiştir. Zaten resimlerimizden de anlaşılacağı üzere harp olan arazinin hep cebel ile mali olması bu hususta müdafaalara bahş-i menfaat ve mütearrızlara da ika’ müşkülat eylemektedir. Esasen şu sıralarda harb-i umuminin en çetin ve müt’ib safahatı Avusturya – İtalya cephesinde hadis oluyor. Arz ettiğimiz şu bir iki levha bu hususta bir fikir vermeğe kâfidir.

     İhtimal, onun beyi İsmail Hakkı ve kardeşi Selahaddin Beylerin de bunda biraz hisseyi zekâsı var. Lakin bir kadın ruhundan doğduğuna bizzat eserin şahadeti, Behire Hakkı hanıma layık olduğu mevkii veriyor.

     Böyle bir makaleyi Biçki Yurdu’na tahsis edişim bile onun pek ziyade ehemmiyetine delalet eder, zan ederim. Mamafih bu ehemmiyeti bir az izaha da çalışacağım.

     Türk kadınlığının muharebe zamanındaki faaliyetleri sırasında öteki kadın cemiyetleriyle beraber Biçki Yurdu’nun da çalışmasını, iane vermesini ikinci ve hatta üçüncü derecede bir kaide ad edenlerdenim. Hadiseleri şöyle sade satıhtan görmek onun içtimaı ve derin neticelerini ihmal etmeğe maâdır:

     Şimdi, yurdun teşkilini ve mesaiyesinin semeresini erkam ile bir kere tayin edelim:

     1329 senesi Temmuzunun 10 ncu günü yurt teşkil ediliyor. Bu ilk devreyi tedrisiyede 24 ve ikinci devrede 113 hanıma terzilik öğretiliyor. Bu sene mektebe devam eden hanımların sayısı ise 320 dir.

     Sayıların bize gösterdiği bu terakkiyi, mesai hududunun günden güne genişlemesi ikmal ediyor. Şehitlerin aileleriyle kimsesiz İslam hanımlarına dantel işlemeği meccanen öğretmek üzere mektepte yeniden bir sınıf mahsus daha açıldı. Bu dersler için de ayrıca 50 hanım kayıt olunmuştur.

     Fikirlerin böyle fırıldak gibi döndüğü ve şahsi teşebbüsler için istikrar bulmak tali olmayan bir memlekette bir hanımın tesis ettiği ve yaşattığını gördüğümüz şu mektebin içtimaı tesirini cesaretle tahmin edebiliriz.

     1 – Kadın elbiselerinin son ve yeni tarzını yapabilen hanımlar, bir kere muhtaç oldukları elbiseleri bizzat hazırlarlar.

     2 – Terzilik başlı başına bir sanat olmak itibariyle pek kârlı bir iştir. Binaenaleyh terzi hanımlar içinden bir terzi hane tesis edebilenler maişetlerini temin ve servet dahi iktisab edebilirler.

     3 – Bizde bir kadının el emeğiyle para kazanması demek, erkek kadın mevkileri arasında yeni bir vaziyetin tesisi demektir. Bizde kadınların erkek elinde, – şöyle istenildiği zaman kırılabilen, atılabilen – bir oyuncak, bir makine, bir hiç iddiası, biraz da kadının maişeti temin hususunda hiçbir tesiri olmamasındandır. Lakin elinde bir maişet vasıtası olan kadının, erkek tahakkümüne karşı vaziyeti büsbütün başkadır. Ve bu itibar ile kadının bir kazanç vasıtasına sahip olması, bir aileyi teşkil eden kadınla erkeğin hukuk vazife mevkilerini makul ve insanı bir şekle sokar ki bizde ailelerin sağlam temeller üstüne tesisi ancak bu veçhile olabilir.

     4 – Bir sanatı bilmek, akıl ve zekânın bir safha-i inkişafıdır. Sanatın mevkiiyle mütenasip bu inkişaf safhası bir milletin seviyesinde hangi dereceyi teşkil ederse etsin, kadının zekâsı işlenmemiş bir memlekette mutlak bir terakkidir. Bu itibar ile yurt bir taraftan kadın zekâsının işlenmesine ve yükselmesine hizmet ediliyor.

     5 – iktisadiyatın inkişafıyla tahsilin tamimi arasında müsbet bir rabıta vardır. Tahsil, parayı tevkif eder. Para, tahsili teshil eder. Ve tahsil dahi bilmukabele iktisadiyatın inkişafına hizmet eder. Tahsil etmiş insan daha iyi çalışır ve daha çok kazanır.

     Yalnız babaların para kazanması, çocukları tahsil ettirmeğe artık kâfi gelmiyor. Bir taraftan da annelerin çalışıp kazanması, çocukların tahsili için lazım olan masrafı ödemek hususunda bir kolaylık hazırlar ki bu itibar ile terzi hanımların çoğalması memleketin irfanı üzerinde de icrayı tesir edebilir.

     6 – Cemaatlerin ibdâ’ ettiği bir zihniyet ve ahlakıyet var ki fertlerinkine tesir eder. Bir de kadınlar dört duvar arasında kapalı oldukları için sokakta şöyle düzgün yürüyemedikleri ve ellerini kollarını idare edemedikleri derecede düşüncelerinde de bir beceriksizlik vardır. İşte böyle şahsiyetsiz olan fertler, yurtta teşekkül eden cemaatin ibdâ’ ettiği zihniyet ve ahlakıyetin muhiti içinde yavaş yavaş varlıklarında birer şahsiyet his etmeğe ve kendi zihniyet ve ahlakıyetleriyle cemaatin ki arasında gördükleri zıddiyetleri sezmeğe, tahlil etmeğe alışırlar. Kapalı bulundukları dört duvar arasındakinden büsbütün başka bir hal iktisab ederler.

     7 – Biçki Yurdu’nun her sene böyle yüzlerce terzi yetiştirdiğini farz ediniz. Bunların bir kısmı ya muallimelikle, ya da doğrudan doğruya bir terzi hane açmak suretiyle Anadolu’ya, Irak’a yayılsınlar. Onların tesis edecekleri yeni yurtlar şöyle vilayetlerde dal budak salsın. Bu gün köylerde dört peşli entariyi yaptıkları suhuletle, kadınlar terziliği öğrensinler. Bu halk ecnebi kesesinden istirdad edeceği milyonlar, memleketin servetini iki kat daha artırır.

     İşte görülüyor ki Biçki Yurdu, böyle iktisadi faideler temininden başka bir de içtimaı hayatımızda pek esaslı bir inkılabın tohumlarını hazırlıyor. Kadınlığın bizdeki acınacak seviyesini, yine bir kadın yükseltmeği düşündü ve bu içtimaı inkılabımızda bir amil olacaktır.

     Mücerred fikirlerle uğraşıp hakiki hayata, hayatın canlı hadiselerine gözlerini kapayan bazı ümitsiz erkeklerin Behire Hakkı hanım efendinin eserine dikkat etmelerini, onun içtimaı netayicini daha ziyade araştırmalarını tavsiye ederim.

     İnkılapçı erkek elleri yanında bir de kadın parmağı görmek bahtiyarlığını biraz da Behire Hakkı Hanım bize his ettirdiği için kendilerine teşekkür etmeliyiz.

         Haşim Nahid.

LİSAN BAHSİ VE AVAM DİLİ

     Dili düzgünleşmemiş milletlerin hepsinde olduğu gibi, bizde ara sıra lisan işleriyle uğraşır, dururuz. Bir sülüs asırdan beri sürüp gelen bu mesele adeta her günün yeni bir meşgalesi gibi görünür eski bir maceradır. Müzmin bir marazdır. Bazen edebiyatımızda, bazen imlamızda, kâh kavaid-i nahviyemizde, kâhi sırf Türkide uzun uzadı kil u kalleri, münâkaşâtı hatta münâzaâtı bile mucib olmuş olan bu bahis hiçbir zaman hal edilmedi, edilemedi. Hatta maksat bazen o kadar unutuldu ki, Muallim Naci ve Hoca İbrahim efendi merhum gibi mesleğinin cidden sahipleri olanlar bile [ ve, ne, de ] kelimelerinin birlikte kullanılıp kullanılmaması hakkında münâkaşâya düşmüşler, bunda da ciddi kalalamiyerek:

     Acaba kaç ve ne de sarf olunur bir senede? Gibi mevkileriyle nispet edilmeyecek şakalara bile girişmişlerdi.

     İskender Kebirin Gordion düğümü gibi iki ucu bulunamayan bu mu’dile şimdiye kadar zaman zaman açılan bir bab mübahase oldu ki; Sanki hal edilmeyişi, bir müddet sonra tekrar çâşni-saz olmak için ihmal edilmiş gibi telakkiye seza idi. Bu işi layık olduğu ehemmiyetle karşılayan kimse çıkmadığı gibi – nedendir bilinmez – esas ihtiyaç neden ibarettir, onu da vazıhen meydana atan hemen hemen yoktur. Esefle zikre mecburuz ki, bu münâkaşât zaman vukuuna göre ya rağbet matbuatı yahut celb enzarı temine matuf olmaktan uzak maksatlara yaklaşamadı ve tabiidir ki; lisanımızda her gün yeni bir şekle, garip ve acayip kalıplara girdi, giriyor ve girecek.

     Bizim lisanın taliinden midir nedir? Her ıslah ameliyesinde bir miktar safiyet ve kıymetini kayıp ediyor. Tahmin olunur ki, günün birinde bir muvazene yapılırsa elde avuçta bize aittir denecek sermaye az bulunacak. İşte o zaman Babillilere döneceğiz.

     Her safha-i münakaşada ayrı bir hususiyeti mevzu bahis edilen Türkçe son zamanlarda bazı hususu mahfilde olduğu kadar matbuatta da bais tahriri oldu ve iki buçuk senelik bir yeniliğin tesiriyle bilhassa şu günlerde yadırganacak şekillerde numuneler görülmeğe başladı. Bu numunelerde en ziyade göze çarpan, batan hususiyet birkaç gayri me’nûs Uygur ve Çağatay lügatiyle Farisi ve Arabi kelimelerin kuvaid Farilsiye yerine Türkçe kaideleriyle yapılmış terkipleri oluyor. Lisana bu yeni lehçeyi vermekteki maksat, Türkçeyi yalnız Türk lügatinden mürekkeb bir hale getirmek ve Türk edilmiş, unutulmuş, hatta hatıra gelmeyecek kadar uzak mesafatta bırakılmış sözleri, bulup, araştırıp meydana çıkararak o eski ve gayri me’nus sözleri, sırf Türk malıdır diye Türkçenin son zamanlardaki ahengi arasına sokmak ve Arap ve Acem kelimelerinden istiğna husûlünü temin eylemektir.

     Sırf o lisan şu mesaideki maksat hâsıl olursa ne kazanılacaktır ve o Arabî, Farisî lügatler neden Türkçeden çıkarılmağa çalışılıyor?

     Bunda ayrı ayrı şak aramağa hacet yok. Şüphe yok ki, Türkçe bir Türk dili olmak itibariyle mümkün mertebe beynelmilel şekilden çıkarak kendine getirilmek isteniyor. Pekiyi bir maksat. Yalnız biz şayan-ı tetkik ve tahlil bazı noktalar görüyoruz ki. Bir uzuv matbuat olmak haysiyetiyle, bu işin başlangıcında, müşküllerine arz etmek ve nazar-ı dikkatlerini celbe çalışmak isteriz. Her yerde lisan birkaç kisve arz eder. Farzen muhaberat ve evrak-ı resmiyenin kendine has bir dili olduğu gibi fen işlerinin, ulûm bahislerinin de mustalah ve yüksek bir dili vardır. Edebiyat mübahase de keza. Sonra bir de avam lisanı vardır ki işte bu her yerde lisanın esasını, temelini teşkil eder. Çünkü her yerde ekseriyet avamdan mürekkebdir. Lisan ekseriyette elbette esas olmak lazımdır.

     Hangi millet lisanını avamın anlayacağı tarzda basitleştirmiş ise tabii halka meramını iyi anlatmış, ahali lisanından lüzumu kadar faide görerek fikren yükselmiştir. Onun için bizde yapılacak ıslah bir avam lisanı tesis etmek, tedvin etmektir. Bidayet zuhurunda bu maksadı takip eden – sırf Türkçe yazı yazmak – cereyanı git gide tarihi, esatiri bir şekil almağa, âlemi, fenni, resmi, edebi ne olursa olsun her bezme sırtında sadağı, belinde nacağı ile girmeğe başladı. Yani maksat kayıp oldu.

Aciz numunelerinden
Gayri müstahkem Yafa’da birkaç ay akdem düşmanın bombardıman eylediği Alman konsoloshanesi.

Ortada yalnız bir meşgale muhafaza-i mevki edebildi. O da eski mahfuzatta tesadüf edilebilen birkaç Moğol ve Uygur ıstılahâtı ile Arabî ve Farisî binlerce Türkçeleşmiş kelimeye meydan okumak.

     İnkâra mecal yoktur ki hiçbir lisan yalnız ve münhasıran kendi anâsırıyla ifadeye kifayet edemez.  Şimdiye kadar hiçbir millete nasip olmamış bir hali, henüz doğru dürüst bir kaidesi bile olmayan Türkçemizde aramak yahut icada çalışmak ne dereceye katar müsmir olabilir? Ale-l-husus bazı lisan vardır ki, asırlardan beri ıstılahât ulûm ve fünûn ondan alınır. Farzen Latin ve Yunan lisanları garpta bu vazife ile muvazzaf olduğu gibi Arapçada bizde böyle iken bu noktayı nazarı kabul etmeyerek her gün yeni bir ıstılah karşısında Türkçenin, bizim de bilmediğimiz karûn evveli vasıta sözlerini yontmağa ve on on beş asır sonraki bir mevlûde isim takmağa ne lüzum vardır?

     Islah-ı lisan, halka efhâm meram için ise o halkın anladığı, anlayabileceği şekilde bir tarz, bir lehçe bulmak tedvin etmek lazım değil midir?

     Bizim ekseriyet halkımız Anadolu sükkanı olduğu halde aceb bu gün kullanılan ve kullanılması terviç olunan eski Türk sözlerini anlarlar mı? Onlara, bu son tarzda söz söylemek maksadımızı efhâm edebilir miyiz? Biz zan etmiyoruz ki, öyle olsun. Çünkü Anadolu Türkçesi başka, Uygur, Çağatay Türkçesi başkadır. Eğer lisanı avam lisanı haline getirmek istiyorsak ammenin kullandığı kelimeleri bulup toplamak, kullanmak lazımdır. Yoksa asırların müruruyla şekilleri bile unutulmuş kelimelerle halka bir şey öğretmek kabil olamaz. Çünkü kimse o lisanı bilmez.

     Zaten bugün ıslahına çalışılan, tasfiyesiyle iştigal olunan lisanın hangi kısmıdır? Avam lisanı mı? Lisan fenni mi, havassa ait lisan mı, İstanbul Türkçesi mi? Taşra dili mi? Bu sözleri iradda mustarr kalıyoruz. Çünkü bunların her biri yukarıda söylediğimiz şekli almağa cebir ediliyor. İçlerinden biri tahsis edilmiyor. Binaenaleyh maksat anlaşılamıyor. Bu günkü mesaideki maksat, umumi bir Türk dili ortaya koymak ise evvela içimizdeki halkın anlayacağı bir lehçeyi intihap etmemiz, ondan sonra da hariçle tesis münasebete hadim olacak bir şekil bulmamız lazımdır. Yoksa esası hariçten ararsak yeniden talim-i lisan ile uğraşmamız icap eder. Ve böyle olursa İstanbul lehçesini kabul etmek elbette daha hayırlı olur.

     Bizce en lüzumlu ve en salim olarak yapılacak şey şudur:

     Türkçenin ıstılahları Arapçadan alınmalıdır. Nitekim elsine-i garbiyede de ıstılahat ilmiye Latince ve Yunancadan me’hûzdur. Esasen fen ve ilmin ve medeniyetin lisanı olmaz. Bunları Türkçeleştirmeğe lüzum yoktur.

     Lisan resmi ve ilmi değişmemelidir. Ulûm lisanı, havassınınkinden büsbütün ayrılmalı ve onun esası, kelimatı, üslubu müddet-i medide Anadolu ve Anadolulularla temasta bulunanlar tarafından tayin ve tedvin edilmelidir.

     Bu lisan avam lisanı olur ise ekseriyet halk ondan istifade eder. Ve bizde muafık tamimine büyük bir mani teşkil eden bu kısırlık ortadan kalkarak azıcık halkın gözü açılır. Bu maksadı ihmal ederek Türkistan Çin’i ve Asya-yı vustâ Türklerinin lehçesini kabule edersek bu emniyye husul bulmaz ve bu bahis de bendin bidayetinde arz ettiğimiz gibi hal edilmeden kapanır. Emekler beyhude gider.

     Şu mesrûdâtı, bu yolda sarf-ı mesai edenlerin emeklerini takdis, fakat hedefleriyle vasıtalarının biraz asıldan münharif olduklarını esaret için basit ettik. Zaten tasfiye-i lisan gibi mühim bir bahis sükût ile geçirilmeğe mahkûm olursa olsun ve o millet için bedbahtlık olur. O derece hayati şeyler eğer la-kaydî ile karşılanırsa netice ve o kayıtsızlık ile mütenasip zuhur eder. Ve tahlil ve tenkide uğramamış bir fikrin ammeye kabulünde müşkülata tesadüf olunur. Yani güç tâmîm eder.

M K İdris

 

Muhnik gaza karşı Fransızların tarz-ı tahaffuzu.

 

Muhnik gaza karşı Almanların tarz-ı tahaffuzu.

 

Çanakkale nakliyat iskelelerinden biri.

HATT-I HARB GEMİLERİ

Yardımcı makinalar

     Kazan dairelerinin ve makine dairelerinin her birinde birer asansör vardır. Bunlar tavlon güvertesi seviyesine kadar çıkarlar. Bu veçhile nöbetçi zabiti nezaret için bir bölmeden diğer bölmeye çabukça geçebilir. Eğer bölmeler beyninde su hattından aşağı olarak kumanda boruları bulunacaksa bunlar bir bölmede su hattından oldukça yukarı bir irtifaa kadar çıkarıldıktan sonra diğer bölmeye geçirilerek tekrar aşağı indirilir. Tavlon güvertesi ile üst güverte beynindeki ve üst güverte ile kasara güvertesi beynindeki arzani perdelerde çift tulaniyedeki mürur ve ubûru temin için menteşeli kapılar vardır. Muharebe esnasında bu kapıların hepsi kapalı bulundurulur.

     ( 3 ) – Su geçmez tulani perdeler. Bunların başlıcaları tulani kömürlük perdeleriyle makine dairesi perdeleridir. Vaki muhafaza güvertesinden aşağı olan su geçmez perdelerin delinmemesi meşrût ise de kömür perdelerine kömürü kazana almak için bilzarure kapılar açılır. Fakat bunlar aşağıdan olduğu gibi yukarıdan da idare edilir ve kapatılabilir.

     Makine dairesi perdeleri şu veçhile ayırmak için lazımdır ki makine dairelerinden birine su dolduğu takdirde diğer takım makinalardan ve dümen makinalarından istifade edilsin. Bu perdelerde yukarıda zikir olunan ana arzani perdeler gibi iktidar ve elektrik nakli için icab edenden maada, hiçbir veçhile delinmez. Şekilden gözükür ki palavra ve tavlon güverteleri beyninde – makine ve kazan manikaları ve baca fistanları için olan fetihaların her iki tarafında ve tekmil makine ve kazan mahalleri tulunca – baş kıç istikametinde iki büyük perde konmuştur. Geminin nihayetlerinde yani makine ve kazan dairelerinin ilerisinde ve gerisinde birçok tulani perdeler vardır ki bunlar cephaneliklerin, mağazaların ve sairenin cidarlarını teşkil ederler. Bunların pek çokları yol temini için delinmemiştir. Bu bölmelere su geçmez ambar ağzı kapakları vasıtasıyla girilir. Eğer bunlara kapı açılmak icap ediyorsa bu kapılar menteşeli ve su geçmez olarak yapılır. Ve yalnız mağazalara girmek için ve teceddüd hava için açılır. Geceleyin ve muharebe esnasında kapalı bulundurulur.

     ( 4 ) – Su geçmez güverteler ve döşemeler, tekmil güverteler ve döşemeler su geçmez yapılır ve ambar ağızları kapakları istenildiği zaman kapanabilecek ve su geçmez olacak veçhile yapılır.

     Mağtûs torpido dairesi, dinamo daireleri, hidrolik makinası bölmeleri gibi muharebe esnasında içinde adam bulunacak olan bölmelerin her birine su geçmez firar yolu yapılır. Bunlar su hattından oldukça yukarıya kadar çıkarlar. Bu yolların alt nihayetleriyle birer su geçmez sürgü kapak vardır ki bunlar hem yukarıdan hem de aşağıdan kullanılabilirler.

     Şekil bir muharebe gemisinin su geçmez taksimatını gösterir. Baştaki perdeler sudan iyice yukarı kaldırılmıştır. Ve her gemide en baştaki bölmeye hiçbir şey konulmaz. Yani mağaza gibi kullanılmaz. Buradaki perdelerde ve döşemelerde yalnız bir adamın sığabileceği kadar büyüklükte cıvatalı Men-havl kapakları vardır. Ve bunlar da telvin ve muayyen zamanlardaki muayene hususatı içindir. Bu baş bölmeleri perdelerin en ehemmiyetlileridir. Çünkü bir müsademeden sonra bunların birinde ve işe yarar surette kalabilmeleri lazımdır. Şekilde gösterilen geminin üst güvertenin altında 335 ayrı ve müstakil su geçmez bölmesi vardır. Bunlardan 61 i double bottom bölmeleridir. Böyle küçük taksimat, bittabi yerlerin teneffü yani hamule ve yolcuya tahsis icap ettiğinden dolayı – tüccar gemileri için gayri mümkündür. Fakat gemileri muharebe zamanında hasar ihtimaline göre hazırlamak lazım geldiğinden harp gemilerinde bu fazla masrafın ve istimallerindeki karışıklığın kabulüne mecburiyet vardır. Dikkate şayandır ki bölmeler palavra güvertesiyle tavlon güvertesi beyninde yani su hattı civarında kesretlidir. Bu hasarı mevzii bırakmak ve su müstevisi mesahasını ziyade tenzilden kurtarmak içindir.  Çünkü bu istikrara halel verir. Gerek tulani ve gerek arzani olsun bu perdelerin hiç birine kapı açılmaz. Yine dikkate şayandır ki tavlon güvertesi, üst güverte ve kasara güvertesi beyinlerine de arzani su geçmez perdeler konmuştur. Makina ve kazan dairelerine olan teceddüd hava manikaları üst güverteden yukarı kaldırılmış ve su geçmez yapılmıştır. Ve bunlara tavlon güvertesi seviyesinden yukarı – girip çıkmak ve firar etmek için – kapılar açılmıştır.

   Su tecrübesi:

     Geminin inşası esnasında tovlon noktasından aşağı olup aşağıda zikir olunacaklardan maada olan her bir bölme bilfiil su ile doldurularak tecrübe edilir. Tazyiki tayin eden su seviyesi geminin yüzeceği su seviyesinden oldukça yukarı olarak alınır. Bu tecrübe, bölmeyi muhat perdelerin yalnız su geçmezliğini tayin değil aynı zamanda metanetlerini de tecrübe eder. Ta başa yakın perdeler pek kuvvetli olarak yapılırlar. Ve geminin başı aşağı bastığı surette yine sağlam kalabilmelerine itimat hâsıl etmek üzere bir şiddetli tazyik tecrübesiyle tecrübe edilirler. Bir makine dairesiyle bir kazan dairesi matlup irtifaa kadar su ile doldurulur ve bunları muhat perdeler – gerek su geçmezlik ve gerek inhiraf için – dikkatle muayene olunur. Bunlar gibi olan diğer büyük bölmeler doldurulmaz. Fakat onları muhat perdeler – su geçmezlikleri için sürat aliyede su veren bir hortum vasıtasıyla tecrübe edilir. Bir makine dairesini yahut bir kazan dairesini su ile doldurma ameliyatının azameti, bir kere bu bölmelerden biri için 1850 ton su kullanıldığını söylemekle anlaşılır. Sudan 30 kadem (9,15 metre) aşağı ve bilfarz 16 murabba kadem (1,5 murabba metre) mesahasındaki bir döşeme – üstündeki veya altındaki bir bölme dolduğu surette – 226 tonluk bir tazyike karşı koymağa mecburdur. İşte, su geçmezliği bozacak derecelerde ayrılmağı ve bozulmağı men için perdelerin muhkem yapılması lüzum katiyesi görülüyor.

     Tekmil bu tecrübeler tekmil su geçmez kapılar ve ambar ağızları – ikmal olunmuş gemide olacakları gibi – mahal mahsuslarında oldukları halde yapılır. Su tecrübesi muvaffakıyetle bitirildikten sonra mağazaların teçhizi, teçhizatı elektirikiyenin döşenmesi, vesaire icra olunur. Teçhizatı ve iktidar vasıta-i nakliyesi olan telleri ve boruları ferş ederken bünyenin su geçmez aksamına dokunulmazsa da perdeleri hiç de delmemek mümkün değildir. Bundan başka perdelerde bir iş için ufak delikler açılıp bilahare kullanılmadığı da vakidir. Böyle deliklerin vücudu matlup su geçmezliği mahv eder. Açık hiçbir delik bırakılmamış olduğunu görmek için geminin ikmalinden az evvel tekmil su geçmez perdeler vesaire bir usul mahsusa tahtında ve pek dikkatle muayene edilir. Ve münşiler tarafından böyle yapıldığından şüphe kalmaması için bir taharri hava tazyiki tecrübesi talep edilir. İşte bu veçhile görülüyor ki su geçmez denilen her bölmenin hakikaten su geçmez olduğuna şüphe bırakmamak için mümkün olan her bir şey yapılmaktadır. Ve bu sebepten hizmeti esnasında maruz kalacağı mamul her hangi bir tazyike karşı koyabileceği aşikârdır.

     Söylemeğe hacet yoktur ki, geminin su geçmezlik nokta-i nazarından kaide-i mütemadiyesi ambar kapaklarının ve kapıların üzerlerindeki teçhizata iyi bakılmasına ve icap eden tamiratının icrasına bağlıdır. Ve filo nizamatındandır ki Amiral yahut Komodor her sene filoyu teşkil eden gemilerden her birinde birer bölme intihap edecek ve su ile doldurtarak tecrübe ettirecektir.

     Devam edecek.

BİR HAFTALIK VAKAYI BERRİYYE VE BAHRİYYE

Garp cephesinde: bu dar-ül-harpte tarafeyn topçularının fiiliyatından başka hiçbir şey yoktur. Ara sıra lağımlar patlatmak suretiyle istihkâm ve lağımcı kıtaatı da vazifelerini ifa etmektedirler.

     Bu sükûn, fikrimizce iki manaya haizdir. Fransız ve İngiliz kuvvetleri ya Alman hatt-ı harbine tekrar hücum etmek için istihzaratta bulunmakla meşguldürler. Yahut dört aylık hazırlıklardan sonra pek büyük ümitlerle icra edilen 25 Eylül taarruz umumiyesinin, bütün fedakârlıklara rağmen, akim kalmış olması üzerine Alman cephesini yarmaktan kati ümid ile ihtiyar sükûn ve atalet eylemektedirler. Her ne olursa olsun, diğer mühim bir cephe harpte Almanya ve müttefikleri ihraz zafer ederken İngilizlerle Fransızların Kuvayı asliyelerini tahşid ettikleri ve kendileri için daima en mühim ve diğer sahneyi harplere müreccih ad eyledikleri garp dar-ül-harekâtında atılane bir sükûn içinde vakit geçirmeleri; İtilaf murabbaın hasımlarını muharebeye icbar edecek bir kudrete haiz olmadığına delalet etmesi itibariyle pek mühimdir.

     Şark dar-ül-harbinde:   Garp cephesinde İngiliz ve Fransızların gösterdiği ataleti, Chernivtsi muharebesinin adem-i muvaffakıyetle neticelenmesi üzerine Ruslar da şark dar-ül-harbinde göstermeğe başladılar.

     Filhakika gecen hafta zarfında, Donaburg civarında bir kasabadaki mezaristanına ve yine orada Yanovil çiftliğine karşı vaki olan münferit ve ehemmiyetsiz birkaç hücumdan maada Ruslar, o bin kilometreyi mütecaviz cephede hiçbir eser-i hayat göstermemişlerdir.   Buna mukabil Almanlar Riga’ya karşı icra ettikleri takrib harekâtında yeni bir hatve daha atmışlar ve şehir mezkûrun cenup şarkisinde kâin Bersemond şehrini zabt ederek Ruslardan 9 zabit 750 nefer esir ve 3 mitralyöz almışlar, moskofların mevkii mezkûru istirdad hususundaki mukabil taarruzlarını def etmişlerdir.

     General Von Linsingen ve Prens Leopold von Baveria guruplarının taht-ı işgalinde bulunan sahalarda ve cenupta Stripa nehri havalisinde ise sükûn tam hüküm sürmüştür.

     İtalya – Avusturya hududunda: İtilaf orduları arasında şu son günlerde yegâne faaliyet ibraz eden yalnız İtalyan ordusudur. Filhakika dördüncü İtalyan taarruz umumisi, kemal-i şiddetle devam etmekte ve Isonzo nehri boyunca sahilden Gormeç ser köprü mevziine kadar imtidad eden cephede geceli gündüzlü bir musâraa cereyan eylemektedir. İtalyan başkumandanlığı her çabada abad Avusturya cephesini yarmak ve 40 kilometre geride kâin Triyeste şehir ve limanını ele geçirmek fikriyle, ne insan zayiatına, ne de mühimmat israfına ehemmiyet vermeden, elindeki kuvvetleri mütemadiyen Avusturya mevzilerine hücum ettiriyor.

     Şimalden cenuba doğru Gormeç, San Michele, San Marino, Deisaybuzi, Polazzo, Doberdo, Vermagliano mevkileri önünde vukua gelen bu kanlı muharebatda İtalyanlar, her ne kadar bazı defa Avusturya siperlerine girmeğe muvaffak oluyorlarsa da mukabil hücumlarla der-akab eski mevzilerine tard ediliyorlar. Garp cephesinde Fransız – İngilizlerle Almanların yekdiğerine karşı istimal ettikleri el humbaraları, zehirleyici ve boğucu dumanlar neşir eden mermiler burada da kullanılmakta olduğu gibi siperler dahilinde de süngü süngüye, göğüs göğüse, boğaz boğaza, çarpışmalar vuku bulmaktadır. İtiraf etmeli ki bu dar-ül-harpteki muharebat artık pek kanlı, pek anudane ve pek şiddetli bir safhaya dahil olmuştur. Mamafih bütün bu fedakârlıklarına rağmen İtalyanlar, son hafta zarfında yine yerlerinde saymaktan başka bir netice elde edememişlerdir. İtalyan ordusu, bu mütemadi hücumlarıyla Avusturyalıları pek çok meşgul etmekte ise de kendisi de fazla zayiata uğradığından mukabil bir taarruz umumiye maruz kaldığı zaman Gorlice–Tarnów hattında Rusların başına gelen felakete uğrayacaktır. Malum olduğu üzere moskof orduları, geçen sene bütün kış Karpatları geçmeğe çalıştıktan ve azim zayiat verdikten sonra, ilkbaharda başlayan ve son bahara kadar devam eyleyen mukabil Alman – Avusturya taarruzu karşısında perişan ve ser-nigûn olmuşlardı. Moskofların yazın Lehistan’da uğradıkları mütevali mağlubiyetlerin esbabından beri de dediğimiz gibi kışın, bir netice elde edemeksizin, beyhude insanca, mühimmatça ve levazımca pek çok zayiat vermiş olmalarıdır. Binaenaleyh İtalyanlar da bu neticesiz hücumlarla kendi kendilerini aynı akıbete hazırlıyorlar demektir.

     Sırbistan seferi: Geçen hafta zarfında Sırp seferi itmam ve Sırbistan’ın vücudu ortadan kaldırıldı. Bu suretle, Avusturya veliahtı arşidük Franz Ferdinand ile zevcesini katl ederek harb-i umumiyenin zuhuruyla bu kadar kanların dökülmesi fırsatını ihzar eden katiller cezayı sezalarını bulmuş oldular. Sırplar, aynı zamanda Balkanlar harbinde döktükleri mazlum Müslüman kanlarını da iz’âf muzâafıyla ödediler. Bugün bütün Sırplar, başta kral ve ailesi, nazırlar, kumandanlar ilh. Olmak üzere, vatan cüda, sefil ve aç, Karadağ ve Arnavutluk’un karlı ve seng-istân dağlarında sürünmektedirler. Geçen hafta Sırpların Metroviçe ve Priştine’deki son mukavemetleri şiddetli bir meydan muharebesini müteakip kırılmış, Sırp ordusunun bakiyet-üs-süyûf Karadağ ve Arnavutluk’a atılmıştır. Bu suretle 6 Teşrin-i evvelde başlayan Sırp seferi 29 Teşri-i Sânîde yani iki aydan daha az bir zaman zarfında hitama erdirilmiştir. Alman – Avusturya – Bulgar orduları Sırpları Arnavutluk ve Karadağ dahilinde de takip edecekler mi? Son Alman tebliğ-i resmisi harekât-ı cesimenin hitama erdiğini söylemekle esasen yüz bin kişiye bile baliğ olmayan Sırp bakiyet-üs-süyûfuna karşı bundan sonra ikinci derecede bir hamiyet itaf edileceğini ima ediyor. Esasen bu Sırp askerleri kışın dağlarda açlıktan, soğuktan, sefaletten kendi kendilerine kırılacaklardır.

     Makedonya’daki İngiliz –Fransız kuvvetlerine gelince, geçen hafta zarfında, Vardar ve Karasu nehirleri arasına sokuşup kalan, bu ordu ile Bulgar kıtaatı arasında yalnız küçük musademat vuku bulmuş olup asıl harekât ciddiye ve muharebat katiyenin şimdiden sonra cereyan edeceği bedihidir.

     Denizlerde:   Geçen hafta da denizlerde kendilerinden bahis ettiren yegâne kuvvet bermutat yine Alman tahtelbahirleri olmuştur. 15 Teşrin-i Sânî tarihli tebliğ-i resmide beyan edildiği veçhile donanmamızın bir kısmı Karadeniz’in şimal şarkisinde dört Rus yelken gemisini mahv etmiş ve gaz yüklü bir vapuru da hasara uğratarak karaya oturmağa mecbur eylemiştir.

     Osmanlı dar-ül-harblerinde: Çanakkale’de vaziyette bir tebdil yoktur. Bermutat bomba, lağım, topçu muharebeleri devam etmektedir.

     Irakta 10 – 11 Teşrin-i Sânî tarihinde Kurna havalisinde şedid muharebeler vukua gelerek, büyük bir mağlubiyete duçar edilen İngilizler telefat-ı külliye vererek münhezimen firar etmiş ve muzaffer kıtaatımızın yed iğtinamına 3 makinalı tüfek ile birçok malzeme, esliha, cephane ve saire bırakmıştır.

         Pazarertesi: 16 Teşrin-i Sânî

         Abidin Daver

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WordPress spam blocked by CleanTalk.