DONANMA MECMUASI 128 / 79 10 Şubat 1916

DONANMA MECMUASI 128/79 10 Şubat 1916

Mısır’ın garp hududunu tecavüzle İngilizleri müteaddit musâdemâtta mağlup eden Senusi Kabail şecisinin, Senusi şeyhlerinin merkez idaresi olan El-Ceğbub şehrinde, cihad için tahşid ve içtimaileri.

Donanma cemiyetinin haftalık gazetesidir.
Merci donanma cemiyeti merkez umumiyesinde daire-i mahsusa
Perşembe: 6 Rebî-ül âhir 1334 – 28 Kânûn-i sânî 1331 – 10 Şubat 1916
Numara; 128 /79

MİLLİ EDEBİYAT VE MARAZİ HADİSELER

     << veren>> Sanatın teşkilinden bahis ederken:

     <ilk edebi eserler, hangi milletin kalbinden doğmuş ise o cemiyetin ruhunu, hislerini duyuracak, mahzûz edecek bir kıyafettedir.> diyor.

     İptidai bir edebiyatın ne ruhta olduğunu gösteren bu satırlar, metreki bir edebiyat içinde pek çok değişmiyor, yalnız daha büyük, daha ulvi oluyor ki meşhur <Faki> bunu bize pek güzel ve aşikâr söylüyor:

     <<henüz tebbeler etmemiş bir edebiyat, sinesinde yetiştiği cemiyetin hayatını tasvir ettiği halde, zaman ile hakiki ve muazzam şeklini alınca cemiyetin nam ve şekli bir fotografisi değil, ruhunun ve mukaddes gayesinin ifadesi, beliğ ve ilahi bir hatibi olur.>>

     Bu satırlar okunurken, mütetebbiin ruhunun nazarlarına ilk mahzun levhasını tutacak şey, garip edebiyatımızın kuzah-ı çehresidir!

     Düne kadar serseri bir cereyan takip eden Türk edebiyatı, birçok şair kalemlerin endişeli ra’şeleri altında işlendiği halde, sırf hakikati görememek yüzünden, değil <Faki>nin söylediği gibi mebler bir şekilde, hatta <Veronun> dediği gibi ibtidai bir edebiyatın bile malik olduğu muhterem hasâisten mahrum, her şeyi yamalı bir ucube idi!

     Bir kere düşünelim, pek fakir olan irfan hazinemizin edebiyat gözünde ne gibi eserler var? İşte:

     Fuzuliler, Nedimler, Bakiler, Galipler, . . Sonra Hamidler, Cenablar, Fikretler. . .   Değil mi?

     Birinci silsile hakkındaki mütalaatımı tafsilen bir ikinci makalede söyleyeceğim. Yalnız şurada mücmelen söyleyim ki büyük ve rind meşreb <Nedim> in gösterdiği hakiki teceddüdü maalesef – bu son zamanlarda mesut bir kuvvet alan milli edebiyat cereyanını vücuda getiren tebcil ve takdise şayan kılmalar müstesna olmak üzere – hiç bir şairimiz gösteremedi!

     Edebiyatımızın çehresinde bugün üç esas hat var:

     1 – Dönekler <Ediba-i cedide ve gayrileri>

     2 – Bugünküler <Milli edebiyatçılar>

     3 – Arta kalanlar <Ki bu iki zümrenin arasındadır> Türk edebiyatının pek çok kıymettar bir rüknü olan en mühim hikâyecilerimizden Ömer Seyfettin Beyin <Turan> ın sütunlarında izah ettiği edebiyatta <artta kalış> “Survivant” meselesi hemen herkes tarafından yanlış anlaşılmış! Üdeba-i cedide den bazıları bu artta kalanların kendileri olduğunu zan ile gözlerini bürüyen kırmızı bir hiddet içinde bağırmışlar. Kabul etmeyiz!

     Hâlbuki Ömer Seyfettin Beyin fikirleri pek zavallıca tefsir edilmiştir. Üdeba-i cedide bugün <<Tekmil enfâs-ı hayat>> etmiş bir zümredir. Artık onların edebiyat ile bir münasebetleri olmadığı gibi, edebiyat tarihinde de ehemmiyetli bir mevkileri yoktur. O halde artta kalanlar kimlerdir?

     Artta kalanlar <Zerdüşt>, <Akropol>, <Serap> şairleridir. Evet, bunlar belki bir müddet daha ellerindeki rebabın tellerinde:

               Elinde cennet açan zinda ve sana dört bin dost

               Aşıpta Farsa varmıştı ihtiyar Zerdüşt

     Veyahut:

               Bırahma bırahma

               Cihana bal açan hema

               Cihanı halik eden de sen

               Bırhma bırahma!

     Gibi mecnun sayhalar yaşatabilecekler, belki bir müddet daha:

               Yakmış perili ormanı baran necm ve nur

               İnmiş ziya sütunları altın havuzlara

               Rüya aba nakış olan elmaslar birdua

               Yakıt çiçekli dallara bir katre şiir okur!

     Ahenkli şu:

               Miyan şulede billur mabedinden o çar

               İner diler şefikin sinesinde bir havuza

               Yağardı fıskiyelerinden demet demet püse

               Düşerdi zülf-i miyaha esir zambaklar!

     Gibi kalbimizin kulaklarına hiç biri söylemeyen boş ve kâzib parıltılı sözlerle edebiyat namına gürültüler yapacaklardır, fakat sonra? Bu günkü cereyana gelince:

 

     Yeni cereyan <içtimai vicdan> dan doğmuş bir <gaye> bir <mefkûre> nin en mühim ve esaslı yoludur! Bu kutsi emel cemiyete dayandığı için katiyen böyle küçük ve ferdi mânialardan yılmaz; Pek yakın bir atide bu, boş ve yalancı nağmelerin sahipleri ölüm mabedinin siyah ve çürük eşiğine başlarını koyup oyacaklardır.

     Bugün yeni bir hayatın kapısındayız, bu yeni hayat yeni cereyanlardan doğuyor ve yeni büyük hadiseler yapıyor! Yalnız bu yeni cereyanların kuvvetle ve geniş bir serbestiyle hayat göğüne yükselmesi için eski ve köhne kanunlar altında ki gösterişlerin tamamen yıkılması lazımdır. O halde bize düşen bir vazife var ki o da <içtimai vicdani> tetkik ederek <marazi / pathologique> ve <aslı / normal> hadiseleri yekdiğerinden ayırıp marazi olanların ölümünü tesri’ etmekten ibarettir!

     Üdeba-i cedide ve açtığı çığır niçin beka bulmadı?

     Üdeba-i cedide ve açtığı garbı taklit çığırı bugün yaşamıyor, çünkü:

 

     Bi kere nazımda eski şekli darlığı bozmak ve saniyen edebiyatımıza, pek mühim olan temaşayı ithal etmek gibi büyük hizmetlerde bulunan üdeba-i cedide yazılarının başlarından garbın şapkasını atamadı. Ve yazıları kalbimizin çarpışlarına cevap verecek bir dost, bir ruh aşinası olamadı! Gerek lisanları, gerek mevzuları <lisanı vicdana> <içtimai vicdani> tamamen muhalif, onlardan ayrı musanna ve sahte idi!

     Bunlardan, mesela üdeba-i cedidenin en mühim şahsiyeti olduğu iddia edilen Tevfik Fikret Bey merhumu alalım, <Rubâb-i Şikeste> yapraklarını çeviriyorum:

     Küçük aile, Yağmur, Kılıç, Şehitlikte, Bahar, Hazan, Yaz, Kış, Hasanın Gazası…

     Fransızca “recueil de poesies” ler vardır ki, böyle içinde bir kır gezintisinin bir gurubun bir gecenin… ilh. Tasvirleri vardır, işte Rubâb-ı Şikeste’de böyle bir eserdir ki lisanı bizim olmadığı gibi kalbi de bizim değildir!

     Mesela küçük ailede şair ne diyor:

               Ev yeni bir mihmâna tahammül edemezdi,.

             Bir fazla tabak sofrayı bir dağ gibi ezdi.

     Düşününüz bir kere, bir okka ekmeğin tedariki endişesiyle kalbi boğulan bir zavallı fakirin, acaba sofrasına bir kâse çorba konarak herkes ondan mı yer, yoksa onlarında ayrı ayrı tabakları mı vardır da gelen misafirin önüne de bir tabak konuyor ve bu tabak sofrayı bir dağ gibi eziyor!

     Dedim ya, alafrangalık!

     Sonra, ruhen en çok Türk olması lazım gelen Hasanın Gazasına, Kılıç, manzumesine bakınız ve dikkatle okuyunuz ne kadar bize yabancı ne kadar bizim değildir!

     Artta kalanlara gelince:

     Onlarda – belki biraz ayrı olmakla beraber – üdeba cedidenin gittiği yere doğru gidiyorlar ve tabii aynı siyah netice onları da bekliyor. Yalnız artta kalanlarla üdeba cedide arasında mühimce bir fark var ki, o da şudur:

     Artta kalanlar, edebiyatta gayet büyük bir mevki olan esatire ehemmiyet veriyorlar yalnız ne yazık ki bunda da hata kuyularına düşüyorlar ve kimisi Akropol’e kimisi de İran’a gidiyor!

     Hâlbuki bizim de esatirimiz, efsanelerimiz var. Bunu muhterem Ziya Gökalp Bey Efendinin Harp Mecmuasında intişar eden Altın Işık, Savaş nam manzumesi bize pek güzel gösteriyor. Ve bu yalnız bir tane değildir daha aynı cinsten aynı muhterem üstadın pek çok manzumeleri var.   Ergenekon, Ala Geyik… ilh gibi.

     Altın Işık, bence bir manzume değil pek büyük bir kitaptır. İş ondan istifadeyi bilmekte!  

     Bugünküler, yani milli edebiyatçılar, hayata adımlarını pek yeni attıkları halde muvaffakıyet tacını alınlarında çok çabuk gördüler! Neden mi diyorsunuz?

     Çünkü milli edebiyatçılar, lisanı vicdani tetkik ettiler ve lisanı şiveye yaklaştırmak için uğraştılar, muvaffak da oldular ve hakikati gördükleri, muvaffak oldukları içindir ki, pek nurlu, pek güneşli bir hayat yaşayacaklardır!

     Artta kalanlara ise, yakında siyah bir mezar sükûtu korkunç yüzünü buruşturarak acı bir kahkaha ile gülecektir:

     Artık sizi sukuta davet ediyorum çocuklar! .. Ne yapalım aldandınız! …

               Kadıköy: Edhem Cemil.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WordPress spam blocked by CleanTalk.