Donanma Tarihi

DONANMA MECMUASI 36 / Şubat.1913

DONANMA MECMUASI 36

ŞUBAT 1328                                                                                                                  numara:36                                                                                                      O-169_0734

 O-169_0735    EDİRNEDE DÜŞMANIN ATEŞİYLE ECDADIMIZIN MABEDLERİ, MEDFENLERİ (mezar) ARASINDAKİ NURANİ YANGIN DUVARI

Edirne müdafii Şükrü paşa hazretleri

ASABİYYET-İ IRKIYE VE BUNUN MUHAFAZASI LÜZUMU

     Tarihin mühmel yapraklarına tevdi edilen birkaç satırlık veya birkaç sahifelik yazılara bakarak bir millet ve bir erkân tevlit, inkişaf ve inhitatına sebep olan hakiki amilleri bulmağa çalışmak hayli müşkül bir muamma ile uğraşmağa benzer.

     Lakayt bir kalemin yalnız vukuat zahireye bakarak çizdiği kroki, topografya fenne vakıf olmayan bir adamın yaptığı haritadan hiçte farklı değildir.  Vukufsuz, maharetsiz bir kalemden çıkan haritaya bakarak arazinin inhitat ve irtifatını, avuçları, vaziyeti tabiyesi sureti katiye de tayin edilemeyeceği gibi yalnız vukuatı harbiye ve siyasiye ye hasredilmiş olan tarih kitaplarından da bir milletin ruhunu esasından sarsan, bir ırkın seciyesini (huy) değiştiren esbabı ve avamili çıkarmak mümkün olamaz. 

     Bu sebepler o kadar gizli, o amiller vukuatla o derece munisdir ki gayri nafiz bir nazar bunların mevcudiyetinde bile duçarı iştibah olur ve teftiş ve zahmetine katlanmağa lüzum görmez. 

     Her millet, muhit, iklimi varis icabeti olarak bir takım seciyeyi ırkiye ye maliktir.  Bu seciyelerdir ki o milletin temayüz ve bekasına hadim olurlar.    Bur milletin tealisi esbabını seciyeyi ırkiyesinin metanetinde aramak icap edeceği gibi avamil inhitatiyesini de yine bu seciyelerin bozulmasında taharri etmek lazımdır.  Milletlerin nebâlet (zekilik) ırkiyesini değiştiren amiller mütenevvidir.  Avamil mezkure, verem mikropları gibi, olağana mahsus bir surette fezail ırkiyeye muslat olurlar.   Takibi uzman ile nesilden nesile yığıla yığıla nihayet tahribat müthişelerinin bariz ve mahalik alaimi görülmeğe başlar. 

     Irk manevi vereme müptela olur, için için kemirilir, günden güne zayıf ve bitaplığı artar.  Yavaş yavaş ırkın şevket ve şehameti evvelki fer ve tabını (kuvvet ve kudret) kayıp eder. 

     Akvamı mücaverenin tahdidatı gibi ilcaatı mecbure, o milli sahayı terakkide kati merhale sevk edince, birçok tereddütlerden sonra,

Sayfa: 530

cılız ve natüvani ayaklarla sendeleyerek birkaç hatve atılır.  Fakat daha ikinci hatvede bir sarsıntı başlar, baş döner, nihayet koca bir millet küçük ve ani bir sademe ile yıkılır gider.

     Bugün tarihin mensi (unutulmuş) ve küflü sahifelerine sığınan birkaç satırlık sergüzeşt ibretamizden, metruk ve mutemmur birkaç harabenin, bum aşiyan yosunlu taşlarından başka payidar izleri kalmamış olan milletler, hiç bu gibi avamil ve esbabı tahtında mahv ve munkarız olmuşlardır. 

     Biz, şu sütunlarda bu sebeplerden yalnız birisini, ırkın ruhunda derin ve meşevveş (karışık) tahvilat husule getiren ecnebi unsurların tesiratını tetkik edeceğiz.

     Har hangi bir ırk, ecnebi anasırlarla bilâ ihtiraz karışır, tetkik etmeksizin, susaya düşmeksizin onların adet ve ananesini almakta beis görmez.  Daha doğrusu son derece bir şevkle istihaleye temayül gösterse, ihtilatı müteakip ırkın ruhunda gizliden gizliye bir hüma-yi buhranengiz başlar.  Sarsıntının şiddeti ırkın bünyede kıvamını gevşetir.  Seciyeyi mirasa tehlikeye maruz kalır ve git gide zuvale yüz tutar.  Bir zaman gelir ki ırk mirasını büsbütün kayıp etmiş olur.  Bu müthiş devre iflas ile nihayetlenir.  Neticede ırk batar, mahvolur gider. 

     Ecnebi anasırların ırka olan tesiratı evvela his olunmayacak bir tarzda ibtidar eder.  Fakat zaman geçtikçe bütün şeyin tesiratta mütemadiyen kesbi şiddetidir.  Irk, necabet irsîye sinden her gün bir fazilet daha kayıp ederek, her gün biraz daha züğürtleşerek Sermet ve müthiş meydanı zevk ve gaflette yuvarlanır durur.

     Bu esnada icabeti gaflet bittabi kendisini korkunç bir vartaya düşürür.  Sukutun şiddetinden, vartanın dehşetinden lerzan (titrek) ve hirâsân (korkak) silkinerek ayılır, kendine gelir. 

     Ecdadının mefahirini yâd ederek toplanmak, nebalet irsîye sini göstermek ister.  Fakat heyhat!  Toplanayım derken durulur, ayılayım derken bayılır.

     Bu acı hadise, hakikaten bütün fecaatiyle meydana çıkmasına vesile olur.  Efradı millette son defa olarak muvakkaten bir intibah nedametamiz tevlit eder. 

     Buhran-ı millinin nazik devresi olan bu anda metin ve tezelzel na-pezir (olmaz) bir azim ve iman ile intibah-ı umumiden istifade edilerek ıslahata şitap edilirse durulan millet yine doğrulabilir.  Aksi takdirde, o da bütün melil müzmahiyle gibi, ebediyen âdemi abad inkıraza sürüklenir gider. 

     Ecnebilerle imtizaç hususunda bir ihtiraz masumane gösteren milletler, daima inanat resiyelerini, seciye yi ırkıyelerini ve binaenaleyh vahdet ve kudret kavmiyelerini muhafaza etmişlerdir.

     Hindistan’ın kadim aryen ırkı (les aryens) bu hususta tarihin işat ettiği numunelerden biridir.  Melil hazireden ise, en parlak misal olarak İngilizleri göstere biliriz.

     Filhakika satıh-ı arzın tadat muhtelife sinde

Sayfa: 531

Pek cesim müstemlekata malik olan İngilizler, işgal ettikleri memleketin ahaliyi asliyesiyle temaslarını yalnız umuru resmiye ye hasretmekte, imtizaç ve temsile karşı unvana bir tavır-ı ihtiraz göstermektedirler. 

     Büyük Britanya adasında sakin bir İngiliz ne gibi âdete merbut,

            O-169_0738            BİR ŞİMAL DEVLETİNİN OSMANLILARDAN FETİH VE İSTİLAYA MUVAFFAK OLAMADIĞI BİR İKLİM-İ İRFAN

AHMET AGAYIF BEY

ne gibi an’anâta hürmetkâr, ne gibi şeylere mutekit ise, kaptaki, hendedeki (gülüş), Yeni Zelanda adasındaki, şimali Amerikadaki İngilizlerde aynı âdete, aynı an’anâta, aynı mu’tekidâta (inanç) son derece riayetkâr bulunurlar. 

     Ancak bu sayededir ki bütün dünyaya dağılmış

Sayfa:  532

olan İngiliz milleti muhafaza edilmiş, İngiliz kuvveti, İngiliz şehameti (yiğitlik) haliden (ebeden) masun kalmıştır. 

     Kadın erkek, dünyanın her neresinde olursa olsun;  Bir İngiliz daima İngiliz kumaşı giyer.  İngiliz âdetine riayet eder.  İngiliz yemekleri yer, İngiliz gibi düşünür ve İngiliz gibi yaşar.

     Her yerde, her suretle milliyetinin seciyesini göstermeğe çalışır.  Bütün dünyayı dolaşır.  Senelerce ecnebi bir memlekette ikamet eder, fakat         O-169_0739                İSTANBULDAKİ DÂR-ÜŞ-ŞAFAKA MEKTEB MÜŞFİKİ İLE RUSYADAKİ BAYYIL HAPİSHANEYİ SİYASİYENİN SİNEYİ MÜŞTEREKİNDE PERVERİŞ (TERBİYE) BULMUŞ BİR ZEKÂYI MİHNET-KEŞ (EZA ÇEKEN)

AHMET KEMAL BEY

Avrupa’nın şimal garbisindeki büyük adalara yine bütün manasıyla tam bir İngiliz olarak döner.  Milliyetinden, an’anatından, âdetinden hiçbir şeyi kayıp etmez.  Ne büyük bir meziyet!

     İsviçre’nin Leman gölüne hâkim en latif, en dil-rübâ (gönül çalan) bir bâkıasında (bela) şahidi olduğum, beni daima derin derin düşündüren, bir manzarayı hiçbir zaman unutamam.

     Bir Pazar günü idi.  bir ay tenezzüh (gezinti) Montreux’ye

Sayfa: 533

gitmiştim.   Civar sayfiyelerdeki, mebani-i muhteşeme her memleketten gelmiş birçok ecnebilerle mâl-â-mâl (çok dolu) idi.  Bu muazzam mebani arasında ve bir kenarda, küçük, sade, bir katlı fakat şirin bir bina nazarı dikkatimi celp etti.  Buraya kadın erkek birçok İngilizlerin girdiğini gördüm.  Bir hisi tecessüs beni de, bila ihtiyar, bu binanın kapısına kadar sürükledi.  İçeri girdim, bir adam kürsüye çıkmış İngilizce bir dua okuyordu.  Sıralar üzerinde oturan halk da önlerinde birer kitap sakinane bu duayı dinliyorlardı.  Geri döndüm.  Buranın bir mabet olduğu anlaşılmıştı.  Vuku bulan tahkikatım şu neticeyi verdi.  Civar sayfiyelere, her yaz bütün bir senenin ezici didinmelerinden mütevellit yorgunluğu dindirmek üzere, Londra’nın ratip ve sisli muhitinden kaçarak birçok İngiliz aileleri gelirmiş.  Burada bulundukları müddet zarfında başka bir milletin ibadethanesine gitmek mecburiyetinde kalmamak için bu mabedi yaptırmışlar.  Bütün İngiliz aileleri o kat-ı muayyende buraya toplanıyorlarmış.  İçlerinden münasip birisi ruhani memur vazifesini ifa ederek İngiliz âdeti, İngiliz an’anatı veçhile ibadet ediyorlarmış. 

     Milliyetini, an’anatını, seciyeyi ırkiyesini bu derece bir kıskançlıkla muhafazaya ihtimam eden bir millet, elbette vahdet-i kavmiyesini, şevket-i milliyesini kayıp etmez.  İngilizler tahtı tabiyatlarındaki akvamın adet ve an’anatına karşı ne kadar muhteriz davranıyorlarsa diğer Avrupa milletleriyle de imtizaçtan o derece müctenib (sakınan) bulunuyorlar.  Bu sayededir ki ırklarını şimdiye kadar bütün şehamet ve dirayetleriyle yaşatmışlar ve yaşatıyorlar.

     Mensup oldukları mezhebin mabetleri duruyorken, muvakkaten ikamet ettikleri bir mahalde kendilerine mahsus ayrıca ibadethane inşa edecek kadar asabiyet-i milliye gösteren bir kavim, şevket-i ırkiyesiyle ebediyen payidar olur.

     Kabiliyet temessüliye (benzeyiş) gösteren, asabiyyetine hürmetkâr olmayan bir ırk arasına sokulan ecanip, adeten az olsalar bile, yine onun ruhunu bozarlar.   Bunların tesiratıyla, ırkta seciyeyi kavmiyesi, ibadet tarihiyesini an’anat-ı irsiyesini muhafaza ve müdafaa etmek istidadı züval bulur.

     Tesirat bir ırkın ruhu bozulunca ona ait medeniyet de tabiatıyla aynı tahvile maruz kalır.  Akvamı maziye tarihleri bu hakikati müeyyid-i delil ile mâl-â-mâldır.  Şüphe yok ki tarih istikbalde buna dair şu ahde ikame edecektir.  Roma medeniyetinin, Roma komünün tesiri icaniple tedricen ne suretle bozulmuş olduğunu bir misal olarak ayırtabiliriz.  Tarih Roma şevketinin nakrazına (vuruş) sebep olmak üzere barbarların istilayı tahriplerini, kanlı hücumlarını gösteriyor.

     Fakat keyfiyet daha derin ve daha şumullü bir tarzda tetkik edilirse esbabı izmihilali barbarların harben istilasında değil, Roma ruhunu bozan hulul-ü meslihanelerinde aramak icap edeceği anlaşılır.

Sayfa: 534

     Yabancıların hulul-ü müslihalarıyla mezaya (meziyet) ırkıyesini tedricen kayıp eden Roma, temelleri çürümüş, duvarları inhidama yüz tutmuş, zahiren müdebdeb bir mebnayı azim haline girmişti.  Barbarosların hücumu esasen çürümüş olan bu binayı muazzamı kolayca yıkıyordu.

     Kurûn-ı maziyeye  (eski çağlara) şan ve şehamet veren bu şekimedar (dayanıklı) saltanatın ne suretle küflenmeğe yüz tutmuş olduğunu araştıralım:

     Birinci imparatorlar devrinden itibaren;  O vakte kadar sırf Romalılardan mürekkep olan orduya ecnebiler alınmağa başlamıştı.  Bilahare cihangir Roma’da servet ve refah haddini aştı.  Herkes zevk ve sefaya daldı.  Askerliğe olan meyil sönmeğe yüz tuttu.  Bu sayede orduda melül mahkûma efradı günden güne çoğalmağa başladı. 

     Birkaç asır sonra, bütün umur idare ve ordu tamamıyla Roma ırkına mensup olmayanların eline geçmişti.  Eyaletlerde Roma namına idareyi umur eden melül mahkûma reis tedricen istiklale doğru yürümeğe başladılar.

     İşte bir taraftan, ecnebilerin tesiratıyla Roma ruhunun bozulması, diğer taraftan aynı avamil altında zebun (güçsüz) olan orduda daimi isyan ve ihtilallar zuhuru tarihi kadimin bu muazzam ve şakimedar saltanatını her gün daha insafsız, daha bi iman bir dehşet ve inkırazla sarsa sarsa nihayet batırdı gitti.

     Şayanı hayrettir ki Roma taç ve tahtıyla inkıraza sürüklenirken o devirde yaşayanlar hareket izmihlalinin farkında bile olamıyorlardı.

     Aynı esbabı ve avamil daima aynı netayici tevlit ederler.  Asırlarca evvel Romanın inkırazını mucip olan sebepler – şeklen bir başkalık olsa bile – bugünde yine aynı hadisatın avamil-i failesi gibi icrayı tesir ederler.  

     Bir ırkın ecnebilerle samimi imtizacı, bir memleketin yurtsuzlara aguş kabulünü açması o ırk ve o memleketin tedricen için için çürümesini, meşum ve sefaletamiz bir atiye mahkûm olmasını intaç eder.

     Fransa’nın büyük mütefekkirlerinden Gustave le Bon İtalya ve Almanya’dan Fransa’ya vuku bulan muhaceretlerin günden güne tezâyüd  (sıkışma) etmesinden kuşkulanarak, diyor ki;  Fransa nüfusça terakkiden mahrum zengin bir memlekettir.  Civarındaki memleketler ise bilakis fakir olduktan başka nüfus umumiyeleri de mütemadiyen tezayüd etmektedir.

     Fransa’nın zenginliği fakir komşularının hırsını celb ettiğinden vatanımıza her gün akın akın ecnebiler doluyor.  Bu halin Fransa için şeâmet (uğursuzluk) engiz bir akıbet hazırladığı şüphesizdir.  Ecnebi ensarlarını Fransa’ya celp eden sebep bundan ibaret de değildir.  Mesela başka bir devlet tabiyetinde olan bu adamlara Fransa da askerlik yok, vergi pek az veya

Sayfa: 535

Onu alınmaza yakın bir vakitte Fransa nüfus umumiye sinin salisi İtalyan ve Alman anasırlarından ibaret olduğu görülecektir.

     Bu gibi şerait tahtında Fransa milletinin ve hiddet ve mevcudiyeti sarsılmıyacakmıdır?  Esasen bu sarsıntı şimdiden his olunmuyor mu? O-169_0742                       BİRBİRİNE YALNIZ KANIYLA DEGİL KARİHASIYLA DA MERBUT BİR BABA OĞUL

Ali Kami Beyle mahdumları Behçet Kami Bey derke Kami Bey İsmail merhumun biraderi

Bu nüshamızda pederin bir makalesi ile mahdumlarının bir şiiri nefisi münderiçdir

denilebilir ki meydan muareke de (kavga) muarız (karşı gelen) kalınacak en menfur bir felaket bile;  Fransa ve Fransızlar

Sayfa: 537

İçin;  bu yılda muslihana vukua gelen istiladan daha çok dehşetli ve tehlikedar olamaz.  Vaktiyle ecanibden tevakki (sakınma) etmek akidesini tavsiye edenlerin sayiki pek emin bir garize olduğunda şüphe yoktur.  Çünkü vatan evlatlarının miktarıyla mütenasiptir.  Gustave le Bon’un Fransa için gördüğü tehlike vatanımızda daha elim, daha müthiş tahribat ika etmiyor mu?  Acaba felaket ictimaiyemizin yegane amili tesirat ecnebiye değil midir?  Saltanat-ı Osmaniye’nin tarihçe inkırazı tetkik edilirse avamil sukut arasında en mühim müessirlerin anasırı ecnebiye olduğu görülür.

     Eski tarihlerde şarktan muhtelif nam ve kıyafetler altında kişver (memleket) Osmaniye koşan türedilerin tesiratı bu güne kadar esaslı izlerini kayıp etmemiştir.  Mamafih şarktan gelen tesirat an’anât milliyemizi okşadığı cihetle ruhu millette o derece müthiş ihtilaçlara (çarpıntı) meydan vermemiştir.  Fakat garptan koşan seylâbi hücum, nabalet ırk iyemizi, seciye-i kavmiyemizi, an’anât milliyemizi velhasıl her şeyimizi sarsmış, menfur kuvveler gibi, ırk hayat iyemizi kemirmiş, mahvetmiştir.

     Garplıların vatanımıza tahaccüm meslihaneleri evvela papazlar, misyonerler ve bunların mektepleriyle başlamıştır.  An’anat ve necabet kavmiyemizin, mezaya (meziyet) ve secâyâ (huy) ırkıyemizin en bi iman düşman tahripkârı olan bu müfesidat (fesat) kanunlarıdır ki şehamet milliyemizi çürütmüş, kanımızı kurutmuşlar.  Bir haldeki bugün şarklılar müftehirane yâd etmeleri icap eden an’anât milliyeleriyle istihzayı medarı şark addedecek kadar seciyesizliğe sukut etmişler.  Asliyyetlerinden o kadar uzaklaşmışlardır.

     Acaba garplaştılar mı?  Heyhat!  Yalnız nebaleti kavmiye unutuldu.  Şehameti milliye söndü.  Secaya-ı necibe söküldü.  An’anâtla istihza edildi.  Mukaddesat hakir görüldü ve itibardan düştü.  Bu suretle bütün mezaya ve fezail (meziyet ve fazilet) ırkiyeden tecrit eden kitle, kuvanin tabiyenin müthiş ve bi iman tokatları altında inleye inleye felaketten sefalete, sefaletten inkıraza sürüklendi gitti!…

     Acaba bütün bu elim ve facia nema ahval karşısında bir de Gustave le Bon gibi tehlikeyi muhakkak’a karşı refi avaz intibah edersen bilmem fazla asabiyet ve (şovenizm) ile ilzam edilir miyiz?!.

M. Şemseddin

Sayfa: 538  O-169_0745                  PAŞALIKTAN NEFERLİĞE TEALİ EDEN BİR ZAT

Bu zat meclis maliye azalığından mütekait Cemil Paşa hazretleridir ki müdafaayı milliye cemiyeti gönüllü heyeti reis sanisi ve Beyoğlu muhafaza taburu birinci bölüğü birinci takımı birinci mangasının birinci nefer idir.

O-169_0746 Romanya hükümeti tarafından Köstencede yapılan camii şerif

O-169_0749 Meydan rezm (savaş) ve harbi bizim darb flib eden top ile tanbur arasında Osmanlı askeri.

O-169_0753 Kavala istihkâmında Bulgar kralı

 O-169_0755Karadağ kralı bir yaralıyı iyadet (hastaya hatır sormak) ediyor.

 O-169_0756İÇİNDE MUAZZAM BİR DONANMANIN İMALİ OLDUĞU BİR DESTĞAH BÜLEND VE MÜNEVVER

Gördüğünüz azim vakur baş:  Kanada reis vükelasınındır ki Kanada hükümeti namına İngiltere’ye yedi milyon liralık berraneyi azimiyenin cemine çalıştı.

 O-169_0759BAYEZİD SANİ İLE ALEKSANDR BORCYANIN NÖBETÇİSİ OLDUĞU BİR MAHPUS MUTANTAN

Roma’da bulunan bu <<Kastel Sankançlı>> şatosu şehzade Cem’in hapishaneyi siyasisi ittihaz edilmişti.

 O-169_0760DENİZLERDEKİ TAHTI SALTANAT VE HÜKÜMRANİYENİN İMAL OLUNDUĞU FABRİKALAR

Cherbourg tersanesinin methali

O-169_0761 DİPLOMATLARIN TERCÜMANI EFKÂRI OLAN AFAH SİYASİYE

Cherbourg’da silah salonu

O-169_0762 DENİZDE EMVÂCI TEMEDDÜN (medenileşme)

Cherbourg’da tersane dairesinin önünde torpidolar.

O-169_0763 RUH TİCARETİN İSKELETİ

Dongerk limanına ait bir sahili ticari

O-169_0764 Girintileri ve çıkıntılarıyla Donkerek limanı

 O-169_0778REŞADİYE DREDNOTU

 O-169_0779CELALEYİ MELİK SİYAM ELHALİ

 

 

 

 

 

Tags:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Osmanlıdan Günümüze Donanma Tarihi