DONANMA MECMUASI 100/149 26,Aralık,1917

AĞIR TOPÇUMUZ ENDAHT YAPARKEN

26,kânûn-ı evvel 1333 – 10,RebiLEVVEL,1336

DONANMA MECMUASI

Denizlerine hâkim olan bir millet, memleketine sahip olur.

Evkaf İslamiye matbaası – nüshası 40 para

OSMANLI DONANMA PİYANGOSU

15 Kanun-u evvel 1333 de icra edilen üçüncü keşide de kazanan numaraların cetvelidir.

     8803 tertip numarasının 1 den 100 e kadar sora numaralı tahvilleri 100 kuruş kazanmıştır.  Bu tertibin yalnız 19 sıra numaralı tahvili 500 kuruş kazanmıştır. 

     4234 tertip numarasının 1 den 100 e kadar sıra numaralı tahvilleri 100 kuruş kazanmıştır.  Bu tertibin yalnız 22 sıra numaralı tahvili 500 kuruş, 46 sıra numaralı tahvili de 500 kuruş kazanmıştır.

     4034 tertip numarasının 1 den 100 e kadar sıra numaralı tahvilleri 100 kuruş kazanmıştır.  Bu tertibin yalnız 58 sıra numaralı tahvili 599 kuruş kazanmıştır.

     3383 tertip numarasının 1 den 100 e kadar sıra numaralı tahvilleri 100 kuruş kazanmıştır. 

     2344 tertip numarasının 1 den 100 e kadar sıra numaralı tahvilleri 100 kuruş kazanmıştır.  Bu tertibin yalnız 6 sıra numaralı tahvili 500,000 kuruş 38 sıra numaralı tahvili 500 kuruş kazanmıştır. 

     1713 tertip numarasının 1 den 100 e kadar sıra numaralı tahvilleri 100 kuruş kazanmıştır.  Bu tertibin yalnız 85 sıra numaralı tahvili 20.000 kuruş kazanmıştır. 

—————————————

SUFİZADE İMALATHANESİ

Galata kalafat yeri

Tamirat ve inşaat mekanikiye: bilumum vapur, sefine

Ve motor işleri

Bu yolda açılan Müslüman müesseselerinin mükemmeliyet itibariyle birincisidir.  İmalat ve tamiratta suhulet, ehveniyet, katiyet ve sıhhat ve metanet hedefidir.  Teşebbüs şahsiyenin en mükemmel bir semeresidir.

Telefon numarası:  Beyoğlu 216

————————————————————–

ÇİFTCİ TAKVİMİ

Çiftçiler derneği tarafından bir suret-i fevkaladede tertip ve tanzim ettirilmekte olan bu güzel takvim yakında mevki-i intişara vaz’ edilecek ve yüz para gibi küçük bir fiyatla füruht olunacaktır.

Bu mükemmel takvim ziraat, hıfz-ı sıhhat, idare-i hayat hakkında pek mükemmel malumatı muhtevidir.

İNTİZAR EDİNİZ

——————————————-

MÜZAHİB VE TARIK İSLAMIYE TARİHİ

     İslamiyet’te zuhur etmiş olan Müzahib muhtelife ve Tarık aliyenin suret ve esbab zuhurlarıyla bunların mahiyetleri ve esasları hakkında gayet etraflı ve mükemmel malumattı havi olarak meydana getirilen bu eserin Türkçede bir misli daha mevcut değildir.  Bu kitap Haydari zade İbrahim Efendinin eseri olup yalnız erbab-ı tetkik ve tetebbu mahsus değil her Müslim ve Müslime için edinilmeğe şayan bir şeydir.

     Kitap forma forma neşir edilmeğe başlanılmış ve perakende füruht edilmeyeceğinden çıkan formalar posta ile gönderilmek üzere Der-saâdet ve taşra için on beş kuruş fiyatla abone kayıt edilmekte bulunmuştur.  Matbaaya bizzat müracaat müşkülatına binaen iştirak arzusunda bulunanlar mûzih adres bildirmek üzere abone Osmani ya posta gönderilerek vuku bulacak müracaat kabul olunur adres:  şehzadebaşında Vefa caddesinde evkaf İslamiye matbaasıdır.   

REHBER-İ HAYAT

     Nefsin ve evladın terbiyesi, ahlak ve sıhhatin ıslahı, maişet ve servetin hissen idaresi vezaif aile ve nisvan hakkında herkesin muhtaç olduğu malumat-ı ameliyeyi havi olan bu eser ve müsterih ve mesut yaşamak için takibi icab eden en doğru tarikleri, en ameli kaideleri gösterdiğinden herkes için şayan-ı mütalaa ve tavsiyattır.  Beşinci forması neşir olunmuş ve baladaki fat ve suretle ve evkaf İslamiye matbaasında abone kayıt edilmekte bulunmuştur. 

TAHLİL-İ VE TENKİDİ TARİH-İ İSLAM

     Bu eser tarihi-i İslama dair mûcez, beliğ, sehl’l tedkik ve etraflı malumatı hami mükemmel bir kitaptır.  Bunun beş forması tab edilmiş ve çıkan formalar posta ile ikametgâhlara gönderilmek baladaki fiyat ve şeraitle evkaf İslam matbaasında abone kayıt edilmekte bulunmuştur. 

*****************************

KORKAK KAHRAMAN

     Merhum Doktor İsmail Fuad Beyin Balkan harbine ve harb-i umumi ye iştirak etmiş olan bir neferin teyid hatıra-i şehadeti için kaleme almış olduğu o zarif ve edebi hikâye iki kuruş fiyatla Bab-i ali caddesinde Sevda kitaphanesinde fûruht olunmaktadır. 

KADINLA ERKEK ARASINDA

Müsavat olabilir mi?

Maruf el Safi Bey tarafından telif ve tercüme edilmiş olan bu mecmua yüz para fiyatla bab-ı Ali caddesinde kitaphane Sevda da fûruht olunmaktadır.

       Mülahaza

MAKSADA DOĞRU

     Tarihşiaslarımızdan bir rica:

     Cemiyetimizin programında istikbalin ihtiyaçlarını tamamıyla tekeffül edecek bir büyük tersane inşası belki birinci maddeyi işgal etmektedir.  Onun içindir ki donanma piyangosu muhterem ve hamiyetli halka arz etti.  Ve umduğu rağbeti de gördü, bununla da iftiharında hakkı vardı.  Mecmuada her münasebeti geldikçe ihtar edildiği üzere, denizi sevmek, yalnız nazari bir muhabbetle ispat edilemez.  Zamanın, terakkinin hemen her dakika tevlid ettiği ihtiyaçlar karşısında velev bir dakika olsun tevakkuf etmek, en büyük hatadır.  O tevakkuf dakikası – zaman olur ki – beş senede bile telafi edilemez.  Bu asır, o kadar yaman bir devirdir.  Evet!  Gemi alalım;  Hatta birçok da para verelim.  Evvela düşünmeliyiz ki – parası ile hariçten gemi almağa çalışan bir millet, sırası gelir, en şedid ihtiyaç karşısında muavenetsiz kalır. – biz bunun da acı misallerini gördük – yahut harice daimi bir ihtiyaç, memleketin iktisadi bünyesini rahnedar eder, kemirir.  Diğer bir nazara göre de elde bulunan bir malı güzel muhafaza elzemdir.  Hâsılı hangi noktadan düşünülürse düşünülsün, denizcilik yolunda atılacak her adım, büyük bir tersane lazımesiyle müterafıktır, biri diğerini tamam eder. 

     Donanma cemiyeti de bu lazımeyi düşündüğü içindir ki tersane meselesini – evvela para cihetini temin etmek şartıyla – düşünmektedir.  Cemiyet biliyor ki, sanatın umumi nazariyeleri beynelmilliyet sıfatını muhafaza etse bile onun erbabı mutlaka milli olmalıdır.  Ve bu suretle sanat, düsturları, ihtiraları, neticeleri itibariyle de tedrici milliyete doğru yürür.  Nihayet, avamın lisanında, büyük bir hakikat efham ederiz.  Kendi yağıyla kavrulmak bahtiyarlığı hâsıl olur.  Ecdadımızın bu kadar muvaffakıyetlerinin sırrını araştıracak olursak, bu hakikati en bariz tecellileri ile görürüz.  Ve zan etmeyiz ki, bu sırrı – mazinin basit ihtiyaçları göz önüne getirilerek – istisgar edecek bir fert bulunabilsin.  Tedrici tekâmül kavaidi inkâr edilirse, bu istisgara imkân verebiliriz.  Fakat bizce bu imkân, adem-i mahkûm olduğundan tarihçilerimizden bir ricada bulunmağı münasip gördük.  Şarkta İran’ının vasatı şimalden Lehistan’a kadar uzayan ordularımızın tabiat fevkinde kuvvetler ile o zamanın bu kadar vasıtasızlığı arasında o kadar uzun yolları kat ederek, bu kadar zaferlere nail olduğu tabii iddia edilemez.  Ve o zaman da eslafın hamiyetindeki büyüklük meydana çıkar.  Aynı mütalaa donanma hakkında da vardır.  O zamanlar Hind denizlerine kadar giden gemilerimizin şanlı ser güzeşteleri tedkik edilirse tastık olunur ki ecdadımız, kendi gayretlerinin, servetlerinin mahsulü ile gemi donatarak cenk meydanına çıkmışlardır.  Pek mahdut bazı istisnalarından sar-ı nazar bütün harp ve ticaret donanmalarının levazımı dâhilden tedarik olunurdu.  Tarihimizin inhitat devreleri gelir gelmez, en ufak şey içinde hariçten istiâne etmek mecburiyetinde kaldığımızı – burada vesileden istifade ederek – ihtar etmeği vazife ad ederiz. 

     Bu himmet sebebiyledir ki memleketin muhtelif noktalarındaki hususi tezgâhlardan ve devletçe Bahr-i Sefid ve Bahr-i Siyah sahillerinde inşa edilen tersanelerden maada – Haliçteki büyük tersaneye ilaveten İzmit’te, Gemlik de ayrıca tersaneler vücuda getirilmiş idi.  Tarihçilerimizden edeceğimiz ricaya da şimdi başlıyoruz;

     Görülüyor ki, eslaf;  tersane inşasında mevkiin münasebat-ı lazımesini hiç unutmamışlardır.  Faraza Sinop tersanesi civarın o kadar mebzul ormanları sebebiyle, en büyük ihtiyaçlarımızı def ederdi.  İzmit tersanesi ise münasebet-i mevkiiye hasabiyle aynı kıymeti haiz idi.  Çünkü kereste ihtiyacı tamamen istigade edilmek mümkün idi.  Hele Sakarya havzası pek feyyaz bir memba idi.  Bunun için eslaf güzel bir şey düşünmüşler.  Fakat en büyük noksanımız bunda da meydana çıkmış kavilden fiile geçmemiş.  O fikir ise bir gün de zihinleri işgal eden – Sakarya nehrinin sapanca gölüne, onun da İzmit körfezine akıtılması meselesidir.  Sıhhat, servet, ticaret, harp levazımını tedarikte suhulet ve sürat itibariyle bu fikrin ne kadar musib olduğunu bilmem ispata ihtiyaç var mıdır?

     Vak’a-nüvîs Vasıf Efendi meşhur tarihinde üçüncü Sultan Osman vakayînı’ yazarken [162 nci sahifede]

     Şürû’ ve feragat az icra-ı Sapanca Begdir Sapanca serlevhası altında bu hayırlı işe de otuz, kırk satır tahsis etmiştir.  Merhumun. . .

     (. . .  Bahusus tersane-i ümeraya iktiza eden ecnas kereste ve âstâne-i saadete lüzumu olan hatb. . . )

     Cümleleriyle tarif ettiği kaideler;  Sultan Osman’ın da dikkatini celb etmiş 1172 senesinde bu işe teşebbüs olunmuş Kethüdayı Sadrazamı ile vaktin reis-ül küttâbı ile Cebeci başı [Tophane nazırı] müderrisinden Giriti Ahmet Efendi [hülasaten el itibar sahib meşhuru] ki mesaha âleminde mahir imiş, İzmit’e i’zâm olunur.  Reis-ül-küttâb tezkeresinde [Halfet-ür-rü-esa ve zeyli] müstefâd olduğuna göre reis-ül-küttâb Abdi Efendi olacak.  Müşarünileyhi İzmit’te keşfe başlarlar. Oraları bittabi sulak olduğundan hafriyat esnasında biraz su çıkar, kış da bastırır.  İş bununla kalmaz.  Hususi menfaatlerini umumun ziyanında arayan dûn-i himmet zenginler, meşmul nakıslar bu ameliyeden sonra mallarının, kerestelerinin ucuzlayacağını anlayarak taallüle başlarlar. Vasıf efendinin tabiri üzere bir tarikini ( ? ) bulurlar.  Hiperli işde yüz üstü kalır.  Ne diyelim?

     Vasıf Efendi, padişahın <<deryayı himmetleri cüş ü şevk tab’ melukaneleri huruş>>. Etmeğe sebeb olarak iki vaka zikir ediyor.  Biri:  dokuz yüz senesinde, yine böyle bu teşebbüs vaki olmuş.  Sinan Paşa isminde bir paşa, keyfiyeti atabe-i aliyeye arz etmiş hukm cihan-muta’ sadır olarak <<ser muameran hassa ve müneccim başı olan molla fütûh ve mimar çavuş ve mimar Süleyman ve suyolcularından Yusuf ve Ali ve su nazırı>> mahalline i’zâm edilmiş.  Keşif elde, meselenin faidesini takdir etmişler fakat o halde zuhur eden gavâil, mani olmuş.  1064 tarihinde avcı Sultan zamanında Hindi oğlu isminde biri yine İzmit’e i’zâm edilerek keşfe başlanılmış.  Fakat yine öyle tam’ ham sahipleri işe karışmış olacak ki tathir ve telbis güç olacağını söyleyerek <<himmet şahaneye fütur iras>> etmişler. 

     Şimdi tarihçilerimizden rica ediyoruz.  Bu Sinan Paşa hangi Sinan’dır?  Böyle bir işi arz edecek mevkide olmak ve o tarihlerde iş başında ve hayatta olmak şartıyla tercüme-i hal kitaplarından, birkaç Sinan anlıyoruz.  Goyko Sinan Paşa, Bular Sinan Paşa, İncir köyünde cami olan Sinan Paşa ve gayri hemm.  Acaba hangisidir?  Madde nasıl cereyan etmiştir.  1064 senesindeki Hindi oğlu kimdir?  Ve ikinci teşebbüs de nasıl cereyan etmiştir?  Vasıf Efendinin <<bu tafsilat mesmu’ hazret tacidarı>> demesine bakılırsa resmi kayıtlar o zaman mevcut imiş;  şimdi nerededir?

     Mecmua bu hususta bildiğini söylemeğe çalışacaktır.  Fakat söylemeden evvel, hakkıyla bilenleri dinlerse bahtiyar olur.  Ve milletçe istifade edilir.  Tarihin rehberliği – bizce – asıl buralardadır.  Maziden, hal için istifade için bize lütuf edilecek malumatı iftihar ile derç ederiz. 

          Donanma,   

^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^

MUHTEREM KARİ’ÎLERİMİZE

     Harbin ihdas ettiği güna gün müşkülat, donanmanın matlub olan intizam mükemmeliyet ile intişarına pek mühim bir mani teşkil ediyor.  Mecmuamızın iki senelik kâğıdı olduğu halde matbuaların işçi buhranı intizam intişarımızı sektedar ediyor.  Mamafih muhterem kari’îlerimizin müteşekkir ve minnettarı olduğumuz rağbet ve teveccühe teşvikaraneleri bu mevâni’ iktiihama masruf mesaiyemizi tezyide saik olmaktadır. 

     Donanmanın münderecatını gelecek nüshadan itibaren daha mükemmel bir hale getirmeğe çalışacağımız gibi muntazam bir surette intişarını mümkün kılmağa da hasr-ı mesai eyleyeceğiz.

     Bu maksadın hissen temini için heyet-i tahririyede esaslı tebdilat icra edilmiştir.  Namdar muharrirlerimizin asar-ı güzidesiyle de tezeyyün sahaif edecek olan donanma kari’îyin keramın rağbet mütezayidesine layık bir şekil nevinde intişar eyleyecektir. 

İRAN VE İTTİHAD-I İSLAM

2

     Evet, Müslümanlar taze bir takım, kuvvetlerle şedid ve kavi azimlerle birleşerek kuvvetleri muzmahill, azimleri vehn olud, fikirleri perişan, iradeleri çürümüş düşmanlarına yürümüş olsalardı, nusret onların müttefiki olacak, İslam’ın mücidd afli, haşmet zaili avdet eyleyecek idi.  Mazide olduğu gibi melukun muktedası, kıtaatın hükümran mukaddes olacaklardı. 

     İbadetlerin, ferâizin en büyüğü bu idi, menafiin kuvaidin en amm ve şamili bunlar idi.  Bu maksat celile en evvel müsaraat eyleyen, cihanın bilhassa ehl-i tevhidin en efdalı ad olunacak ve semeratını pek süratle idrak eyleyecektir.  Almanlar kadimen Şiilerle Sünnilerin diyanet İslamiye mezhebindeki ihtilafları gibi muhtelif idiler, bu fer’i ihtilafatın vahdet siyasiyeleri üzerinde de icrayı tesir eylemesi üzerine duçar-ı za’f olmuşlar düşmanlarının taarruzuna uğramışlardı.  Bu zaaf ve füturun ilerlemesi, taarruz a’dayı teshil ve teşdid ediyordu.

     Avrupa siyaset umumiyesinde bu esnada bir mevki sahibi değillerdi. Vakta ki kendilerine geldiler, esasa ehemmiyet vererek mesalih amade vahdet-i vataniye ye riayetkâr oldular.  Şayan-ı hayret bir miknet ve satvet peyda eylediler.  İktar İslamiye deki kâffe-i Müslim’in İran’da cereyan eden hadisata dikkatle nigerandır.  Ecnebi ordularının türlü kisvelerde, kâh hami ve kâh müfteris bir surette zavallı memleketi çiğnemesini gördükçe İslam’ın kalbi kanıyor.  Hata-i İran’ın şan ehline yakışan bu değil idi, onun şerafet asliyesi her memlekete kabil-i kıyas olamaz.  Mülk İslam’ın taç azizinde İran birdir yektadır.  İslamiyet hususunda haiz-i rütbe-i kademedir.

     Avrupa, Yunanistan’ın tarih kadimde haiz olduğu mevkiini iclalen onun ihya ve bekasında asıl icma’ eylediler ve taassub gösterdilerse tarih kadimede haiz olduğu mevkii muallayı i’zamen, yetiştirdiği rical kibarı tevkiren İran devlet İslamiye sinin bekayı istiklali namına kâffe-i Müslim’inin icma’ ve izhar-ı taassub eylemeleri icabettendir, evet yekdiğerini veli eden her hadise müellime İslam âlimlerini sarsmakta, dinin azameti tedhiş eylemektedir.  Zira bu gün için İslam’ın kuret’ül-aynı olmak üzere devlet Osmaniye ile İran ve Afgan hükümetleri mevcuttur.  İslam bu üç hükümetin bilumum kudret hissiye ve maneviyesine hasr-ı enzar eylemiş, onların asuman kabiliyetinden bir azim sebatkâr, bir ikdam-ı azim ümit ve intizar ediyor.  Ta ki onu müfteris ve kahar düşmanların hakaretinden korusun, mevcudiyetini muhafaza eylesin, mazideki mecd aliyesini istiâde etsin.  Düşmanın desais ve hayâdan tertip eylediği duraklara düşmekten masun bıraksın.  

     Artık bugün her fert anlamış bulunuyor ki bu dinin muhafaza ve bekası ancak şevket ve haşmet zuhurunun bekasında, istiklalinin bekasında, istiklalinin idamesinde, sözünün galip olmasında, haysiyet ve şerefinin mahfuz kalmasındadır. 

     Ehl-i salib muharebatından beri, şark meselesinin zuhurundan beri düşmanların İslam hakkındaki muzmeratını yakinen bilmiş ve görmüş olan ve bu gün keffe-i siyasette kavi ila mevzu’ bulunan Osmanlı kahramanları Avrupa’yı kemiren bu harp umumiyi büyük bir fırsat telakki eyleyerek uykuyu terk ettiler.  Düşmanlarına aslanlar gibi atıldılar ve cihad-ı mukaddes ilan eylediler.  İstiklallerini takip eyleyen eski zincirleri kırdılar.  İmtiyazat ecnebiye belası bugün merfûâdır.  Onlar için mecd İslam’ın azamet evvelini, celalet kadimini iade akdem feraiz bulunuyor.  Payitahtlarını müdafaada gösterdikleri hareketleri istikrar şevket-i İslam hususunda aynen tatbik eylemekte bulunuyorlar.

     İngilizlerin, Rusların, Fransızların, İspanyalıların memalik ve sa’yen İslam’a tasallutlarının bais yegânesi kendi mezhebi muhasamatımız olduğunu ey amme-i Müslimin henüz idraka başlamadık mı?  O muhasemat elime ki müdekkikane surette nazar mütalaamıza alsak katiyen ihtilafa değer olamadığını idrak edeceğimiz şüphesizdir.  Binaenaleyh ümmet-i İslamiyenin mezahib hususundaki nifakının katiyen imatesi, vefatın teceddüd ve idamesi devlet-i Osmaniye, İran ve Afgan için pek basit bir meseledir.  Çünkü bu üç devlet İslamiyenin nüfus amme-i müslümin üzerinde azim tesirleri vardır.  Bu hükümetler azam ve ümerasının ittihadı, Osmanlı sözüyle birleşmeleri ve onunla müttehiden harbe atılmaları düşmanların gözünü yıldırır.  İstikametlerini şaşırtır.  Geldikleri mahale ricat etmelerini katiyen temin eder, nefir âmmın şehrban cereyanı mahmureden ibtidar eyler.  Bender Abbas’a Bülücistan’a ila nihayet bazu istilasını uzatır.  İslafın da ihtiiyar eylediği yol budur.  Bu cereyan o güne hiçbir mana denilemez.  Hücacda Hindistan fütuhunda bu tariki intihab eylemişti. 

     Bu hakikat böyle olmakla beraber şayet Müslümanlar fırsatı fevt ederler, ehl-i İslam yine müteşettit, yine müteferrik ve gafil kalmakta devam ve ısrar eylerlerse artık çare-i itilaf kalmayacak, harb-i umumiyi müteakip memalik İslamiye kapıları düşman ihtiraslarına küşada bırakılmış olacaktır.  O zaman üsefa ki devlet Osmaniye yegâne bir İslam saltanatı kalacaktır. 

     Üç yüz milyon Müslümanın müdafaası, siyaneti için yalnız olarak şarka, garba koşmağa mecbur olacaktır.  Hâlbuki o zaman maksadın istihsali güçleşmiş, iş fenalaşmış netice zayi olmuş bulunacaktır. 

     Erbab-ı akıl ve izana hafi değildir ki tarihinin kayıt ve zabt eylediği günlerden beri gaflet ve sefahatlarla vahdet milliyelerine zayıf tarı olan insanlar üzerine ecnebi kuvvetlerin savlet tazyiki yetişmiş koşmuş ve bu tazyik ve iz’acın tevalisi bir takım feci elemler, müthiş ıstıraplar ihdas eyleyerek mazlumlara beka-i mevcudiyetleri ve telafi zayiatları için azim bir taraka-i ihtar teşkil eylemiştir. 

     Evet, nüfus insaniye ne kadar elim bir surette sukut ederse etsin, onun milli varlığı mezalimin temadiyse tahammül edemez.  Etse de ancak vas’ beşer dairesinde kalır, tahammül had beşeri yi tecavüz edince kuvvetlerini rücu etmekte muztarr bulunurlar, işte o zaman cebin olanlar kahraman, en zelil olanlar birer şir-i jiyan kesilirler.  Rehasını aramağa atılırlar, der-âguş edilmek istenilen reşid ve sedad ise hiçbir talep ve iştiyakın elinden kurtulamaz. 

     Düşmanların hakaret ve tezlilde, mezalim ve i’tisafta hadi tecavüzleri ümmete ihtilaf cinsiye ve mezhebiye yi unutturur, milletin önüne çöken tehlikenin izalesini her şeye, bir takım feri’ ihtilafına tercih ettirir.  Tabiat beşeriye ye bu evandaki nida, en büyük menafi hususundaki sedayı ittihad ve iştirakten daha ziyade şayan-ı isgadır.

     Şarklılara karşı tecavüz artık had nihayete, mütegallibelerin asar-ı melaneti nokta-i gayete vasıl oldu.  Bilhassa şarklı Müslümanlara tahtlarından indirilmiş şahlar, gani ve mesut iken en meşum sefaletlere tenzil edilen binler, şarkın köyleri iken zayıf düşenler, ten-dürüsti ve sahih iken malul ve şayeste-i merhamet kalanlar, evet şarkın aslanları iken sağılır hayvan haline getirilenler hep İslam iklimleriyle doludur.   

     Ah eğer onlar işleri erbabına tevdiye etmiş olsalardı, her haris karşısında erbab-ı akındarın arasına hürmet etselerdi, tarik müdafaayı müdrik azame iktida eyleselerdi mevcudiyetleri muhafaza edecekler, birçok medeni nimet ve saadetleri ihraz eyleyeceklerdi. 

     Mesaib ahire Müslümanlar arasındaki rabeti teceddüd ve tahakküm eyledi.  İtikaden yekdiğerine muttasıl, alaik maneviye ile yekdiğerine bağlı uzak bir takım iklimleri bir birine yaklaştırdı.  Akıllısının efkârını tembih eyledi, atide gelecek olan faciaların dehşetini onların gözlerine gösterdi ve bu mesaibin esbab ve aleni onlara keşf ettirdi.  Zayiatı telafi etmek istiyorlar, hadisatın onları maksada isal edecek yollara sevk edeceğine ümit vardırlar.  Bu suretle dinin şeref ve haysiyetini muhafaza edecekler, vatanlarından istiklallerinden gasp olunanları kurtaracaklardır. 

     İran hürriyet perverleri bu şahraha salikdirler, kahraman aşiretler bu yolda mücahide eyilmektedir.  Muhterem mücahidler, büyük âlimler din kardeşleri olan Osmanlı kahramanlarıyla mesafehayı yüksek sesle evlad irae telkin ettiler.  Uhuvvet rabıtalarını tahakküm eylediler, hürriyet kahramanları ile birleşerek Osmanlı ordularına katıştılar. 

     Âlem-i İslam’da Osmanlı kardeşlerine iltihak hususundaki dakika-i tarihiyenin ehemmiyet ve azametini idrakda kâffe-i ümmet İslamiye ye rehber olan bu çeyş-i mübareği teşkil edenler, idare edenler nizam’ü-l saltanata hasretleri gibi kahramanın hürriyetle yaran necabetini idi.  Bu mücahidinin mukaddimet-ül-ceyş müçtehidin kirâm hazretidir.  Bahtiyarlardan ve sair İran aşair meşhuresi şebanından bir cem’azimde bu maksat azimin ıslarını ikan eylemiş bulunuyorlar ve bu uğurda fedayı can eyliyorlar. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.