DONANMA MECMUASI 97/146 – 22 Kasım 1917

NÜSHASI: 40 PARA

Merkez tevzii

 Bâb-ı âli caddesinde Ay Yıldız

Kütüphanesidir. 

Donanma postası

         Bir zühul için

       Aldığımız bir varakadan yalnız atideki satırları neşir ediyoruz:

     [ bazı edebiyat muallimlerinin neşir ettikleri mecmualardan birinde < Türkisi > hakkında uzun bir tetkik-i edebi neşir olunuyor idi.  Garbın usul tetkiki bu makalelerde hakkıyla muhafaza olunmuş, bize güzel misal olmuştur;  istifade ettik.  Fakat Saffet Beyin gayreti, himmetli müterciminin kabul ettiği ufak bir zühûli – makalenin kıymet-i müslimesini muhafazaten – mektubuma tevdi ediyorum, hissen niyetime bağışlanacağını ümit ederim.  Sahib-i makale:

       <<pek çok zaman evvel bir mecmuadaTürkinin atideki şiirlerini görmüş ve tercüme eylemiştim.  Her ne kadar şimdi asıllarını tahattür edemiyorsam da hoşuma gittikleri için buraya derç ettim. >>  

     Dedikten sonra

               Söz, kim zebana gelir güya zebanadır

             Ben aşkım sözümde, benim âşıkanedir.

               Korkarım cennette de aşk rahat bulmaya

               Öğrenirse şivei huban İstanbullu hor

     Beyitlerini yazmıştı.  Hâlbuki bu beyitler, divan matbuatında da görüldüğü ve pek meşhur olduğu üzere şeyh-ül İslam Yahya Efendinindir.   Türkisi tedkikinin şu son parçası da bir sehv mürettibe kurban gittiğinden istihraç manayı işkâl ediyor.  Bir numaralı hamiş, iki, iki, bir olmuş gibi.  Bunu karine-i mana ile düzelttikten sonra mütercimin [ Doktor Saffet Bey asarını tenkit ettiği Türk ve Acem edibasının hemen bütün işarını nazıma tercüme eder.  Bunlar o kadar sadık ve o derece mükemmeldirler ki usullerindeki letafeti fazlasıyla ifade ve matlup olan tesiri bedia baliğ mabelig ifade ederler.  Biz, mezkuriyetlerden üçünün asıllarını bularak derç ettikse de . . . ]

     Demesi bize biraz garip geldi.  Saffet Bey, Türkisinin olmak üzere birkaçı yet görebilir.  Fakat mütercim, aslını aramak lüzumunu his edince onu Türkisi külliyatında değil, şeyh-ül İslam Yahya divanında görmesi lazım gelirken, bilemeyiz nasıl olmuş, o da Türkisiye nispet edivermiştir.  Eğer bu beyitlerin < Türkisi > mali olduğuna dair tevatür hilafında bildikleri var ise, latif neşir ile bizi minnettar bırakırlar. ]              

Bir mütalaa

Venedik esirleri için

     Tarih-i bahriyemiz mütalaa edilecek olur ise kurûn vasatanın en mühim devlet bahriyesi olan Venedik’le senelerce uğraştığımız ve kısm-ı azamı itibariyle galip bulunduğumuz, Venedik’i senelerce haraç-güzar ettiğimiz görülür.     

     ( Barbaros – Andrea Doria ) ikisi şöhret-i şecaatte rakip görülmüş, fakat birincisi, ikincisi, Preveze harp meşhurunda görüldüğü üzere iki ellerine birer top mermisi alarak dokunduracak derecede mağlup etmiştir.  Bu sebeple, bizden en ziyade bahis eden Venedik tarihleri olduğu gibi, bizim için dikkatle tetebbu edilecek eserlerin en mühimleri de – bu kadar medid münasebetler sebebiyle – yine o tarihlerdir.  Venedik’te hazine-i kitabında bulunan asar mühimme-i şarkiyenin kıymetleri, hatta bazılarının memalik İslamiye de nüshası görülmemek derecede nedretleri bu bahis arasında şayan-ı tezkardır. 

     Osmanlı kari’îler, Venedik asarından, İtalya tarihlerinden – maatteessüf – pek az haberdardır.  Bunu bildiğimiz için ahiren Girit fetih meşhuru hakkında İtalyanca bir eserin en mühim sahifelerini aynen tercüme ederek bize gönderen bir zatın eserini, kısım kısım Donanma’ya derç edeceğiz.  Girit fethi, fetih meşhure-i Osmaniye’den olup, yirmi bu kadar sene imtidadında, gerek ordu, gerek donanma harikalar göstermişti.  Ora müdafaalarının hemşehrisi tarafından yazılan bir eserin mütalaası ise elbette calib-i istifadedir.  Mütercim, tercüme-i ayniye usulüne rağbet etmiş, fakat bazı eserlerden vakayı ve esamı alami izah için haşiyeler ilavesine mecbur olmuştur.  Biz, Venedik tarihinden tercüme edilen bu parçaların aslına dokunmamakla beraber, mütercimin haşiyelerinden maada, okuduğumuz bazı şeyleri de ilave etmek fikrindeyiz.  Buna muvaffak olursak, Girit sefer-i meşhurunun oldukça muvazzah, bir tarihçesi meydana çıkacaktır.  Muvaffakiyeti cenab-ı haktan niyaz eyleriz. 

     Gelecek nüshadan itibaren bu hizmete başlayacağız.  İcab ettikçe esamı ilam hakkında fazla malumat vereceğiz.  Bizim tarihlerin mütalaasını yazacağız.  Gayretli müterciminin haşiyelerinden maadası heyet tahririyenin mahsul iltikatı olup mecmua imzasını ihtiva edecektir.   

Milli inşaat bahriye anonim şirketi
Sermayesi 100,000 lira
Merkez idaresi:  Galata’da pencişembe pazarında Arslan
Hisse kaydına başlanmıştır
Bir hisse senedi on liradır.
  İlk taksit olarak
İki buçuk lira
Alınır.  Cumadan maada her gün kayıt muamelesi icra olunur
Şirket, istikbalin en büyük bahriye tezgâhıdır
———————–
Halkın göstermekte olduğu rağbet, milletin istikbalin İhtiyaçlarını takdirdeki zekâvetine delalet etmektedir.    

Mülahaza         

Maksada doğru

     Bahri istikbalimiz.

     Donanma ve denizcilik hakkında – usulü dairesinde olmasa bile – milletçe umumi bir alaka olduğunu kabul etmek zaruridir.  Donanmayı milletçe düşünmek fırsatı elverdiği, meşrutiyet ilan olunduğu zamandan beri <bahri kuvvetimiz> her zaman için gönüllerde yer etmiştir.  O zaman, kalplerden bin avaz olarak yükselen temenniyi salim bir mecra dâhilinde fiile isal etmek için 19 Temmuz 1325 senesinde öne atılan donanma cemiyeti birçok vakaların tesiri ile halkın donanma için mütezaid bir dikkatini, alakasını görmekle iftihar etmiştir.  Tarafdar ve aleyhdarı olmakla beraber, bu gün cemiyetleri teşkilinde, kendilerine has bir yol takip ve vaziyetin tesirleri inkâr edilemiyor.  Bizim denizci olmamız için ise bütün bu şartlar – hem de ziyadesiyle – mevcuttur.  Tabii teşekkül etmek itibariyle, bütün hudutlarımız hemen hemen denizden ibarettir.  Bunun neticesi olarak kitle daima denize doğru akmaktadır.  Kara hudutlarımızın vaziyeti ticari mahreçlerin mutlaka denize ittisalini icap etmektedir.  Coğrafi vaziyetimiz ise malumdur.  Moskof gibi, Karadeniz’i tamamen istila etmek fikrini siyasi ve milli ananesi, akidesi halinde muhafaza eden bir hükümet, Karadeniz’de komşumuzdur.  Yanımızda ise ufak komşularımız bile kuvvetli bir donanma vücuda getirmek için çok uğraşmıştır. 

     Bahr-i sefid’in şark sahilleri ise kâmilen elimizde bulunuyor.  Bu denizin siyasi muvazenesini temin etmek için Avrupa’nın şimdiye kadar politikasında büyük ve heyecanlı safhalar görülmüştür.  Hıfz ve haraseti, devlet-i aliyenin yed müeyyidesine mevdu olan mukaddes Hicaz’ın ise uzun sahilleri vardır.  Görülüyor ki siyasi ihtiyaçlar da <donanma> için kuvvetli saikler oluyor. 

     Tarihte bize en açık misalleri ile donanma ihtiyacını göstermektedir.  Vaktiyle mecmuada ufak bir tetebbuda bulunmuş, tarihi devirlerimizin cümlesinde şevket ve statümüzün donanma ile beraber yürüdüğünü delilleri ile ispat eylemiş idik.  93 seferinde, hatta 1312 Yunan harbinde tesirini gösteren bu hakikat, istikbal içinde aynı kuvveti muhafaza etmektedir.  Mecmua sahifelerinde de geçenlerde neşir edilen ve Çeşme, Sakız hatıralarına ait bulunan satırların diline, hamiyetkâr bir kalem sahibinin yazdığı satırlar, bize açık ve acı bir hakikatten bahis ediyordu.  Mora isyanı denilen ve vahşette darb-i mesel olan haydutları meydana çıkaran, donanmasızlık olmuştu.  Geçen dokuz on senelik vakalar ise bize donanma ihtiyacını pek güzel anlattı.  Cihan harbi esnasında görüyoruz ki donanma, büyük bir amil oldu.  Her devlet, sulh masası etrafına donanma toplarını dizecekmiş gibi, mevcuttu.  Kıskanç bir itina ile muhafazaya çalıştığı gibi, bir taraftan da kuvvetine yeni bir kemiyet ilavesine çalışıyor. 

     Hiç şüphesiz, moskof diyarında son günlerde görülen ve yetmeyeceği büyük bir keşfe muhtaç olmayan pek kanlı ihtilallerin saiki sulh ise, umuma karib bir ekseriyeti sulha taraftar eden amiller meyanında da Baltık denizi hareketleri, Petersburg’un tehdidi meselesi vardır.  Baltık muzafferiyetleri ise donanmanın iştirakıyla o kadar parlak bir netice verdi.  İngiltere ricaline, Britanya adasına asker ihracı korkusunu veren, resmi lisanlardan bu korkuyu izah ettiren elbette genç Alman donanmasındaki teşebbüs fikri, cüret, tehlikeyi istisgar hisleridir.  Umumi harbin en büyük amili ise İngiltere’nin denizler üzerindeki mevkiini yavaş, yavaş ve bil zaruri Almanya’ya terk etmesidir. 

     Maddenin aslen münakaşasını ehline terk etmekle beraber, umumun dikkat ettiği veçhe ile cihanda bahri kuvvetler için yeni programlar hazırlanıyor.  Vaktiyle Avusturya – İtalya arasında ki Lissa muharebesi bahri nazariyeleri tebdil etti.  İspanya – Amerika harbi bu nazariyeler üzerinde pek o kadar kuvvetli bir müessir olamamış ise de Rus – Japon harbi esastan tebdillere sebep oldu.  Bu gün de Büyük gemi – tahtelbahir münakaşası bütün kuvvetiyle hükmünü gösteriyor.  Biz en çetin ve kati hüküm verilebilmesi de pek uzun hesapların bile kudretinden hariç duran bir meseleyi tenkis etmek hatasında bulunamayız.  Fakat şurasını da söyleyebiliriz ki küçük, fakat kuvvetli ve mütekâmil olacağı haberini meserretle resmi lisanlardan işittiğimiz istikbal donanması büyük bir meselenin halli ferdasında meydana çıkacağından bizim için elyevm cereyan eden münakaşalardan, görülmüş derslerden faydalı bir netice çıkarmak imkânı vardır.  İşte bu imkân üzerine dikkat ve gayreti calib etmekte vazifemizdir.

     Tehlike unvanıyla tefrika etmekte olduğumuz satırların neşri günü yazmış idik.  Bahri istikbalimiz namına çok düşünmeğe muhtacız.  Mesele isticale feda olamayacağı gibi muhtelif reylerin münakaşası da lazımdır.  Hususuyla coğrafi ve siyasi vaziyetimiz, numune ittihaz edilebilen bir donanmanın mensup olduğu memleketin siyasi ve coğrafi vaziyetine de benzemeyeceğinden bizim için düşünülecek en mühim cihet, evvela kendimizin ihtiyacı ve vaziyetidir.  Bu meselede halk için yapılacak bir vazife var ise cihanın en büyük rollerini ika eden ve mabadını ikaya namzet bulunan bahri kuvvetler için milli borçları unutmamaktır. 

          Donanma.

İcmal-i hadisat   

HARP GAYELERİ

4

     Harp gayeleri düşünürken İslam mazlum âlemini düşünmemek mümkün müdür?  Geçen hafta da, bu mevzu üzerine birkaç satır yazmış idik.  Bu hafta da ma’şuka-i ruhumuzu takip edeceğiz.  Erşed evlad-i İslam olan saltanat muhalled-i Osmaniyenin harp gayeleri düşünülürken <<hukuk Müslim’in>> düşünülmek ne kadar zaruri ise, bu fikir esnasında da muhtelif cihetlere dağılmış, yekdiğeri arasında maddi, manevi revâbiti büsbütün kayıp etmiş ecza-i İslam’ın tefekkür ahvali de o kadar tabiidir.  Ve bu tefekkür esnasında hatıra evvela İran gelir.   Çünkü devlet-i aliyenin büyük bir İslam komşusu olduktan maada, dini, tarihi, içtimaı ve ilmi birçok revabit ile bu memlekete merbuttur.   Ahalisi bir dindedir, onun için oranın ihtibahi, tensiki, ikdarı iktar saire-i İslamiye den daha kolay olur çünkü biz, İran denilir, denilmez bu amal halisenin başka, fer’i ve usulü mevani icrası olduğunda kail olamıyoruz.  Düşünülürse, intibah ve halas İran binlerce senelik bir medeniyet-i muhteşemenin – Ba’sü bâde’l-mevt kabilinden – ihyası da demek olacaktır.  Haiz-i hilafet olan bu saltanat ebed müddette bu intibahın en samimi taraftarıdır.  Meclis-i millinin küşadı münasebetiyle irad buyurulan nutuk hümayunda – geçen senelerdeki nutuklarda da ihtar edilen bir hakikati – sarâhât kâmile ile bir daha tekrar etmiş, böylece ortada muhtereât ve müfteriyat şeklinde gezip duran isnadat düşmanı, vazıh tam ile red ve cerh eylemiştir.   

     Donanma mecmuasına, vaktiyle yazdığımız bir makaleye << İran Viran >> terkibini sür name ittihaz etmekle, latif kafiye değil, muhteşem bir medeniyet aflenin matem tarihiyesine taraftar olmuş idik.  Orada da söylemiş olduğumuz veçhile, bu terkibin manayı müellimini her kesten ziyade mütefekkirin İran, tahtı kiyanın menakıb daratını okuyup anlayan himmet karan idrak ederler.  <<İstihar>> ın enkaz tarümarı iki ben seneden nişan vermekte ise <Tus> un, <Nişabur> un, <Kazvin> in, <İsfahan> ın, bu gün de harabe nema muhit hâmûşundan fuzalâ İslam’ın avaze-i dûr a dûr telehhüfü gelmektedir.  Çengiz merağada yalnız rüûs maktua üzerine serir haşmeti kurmamış, fazail kavmi de namzed in’idam eylemiştir. 

     Seyr-i tarihiyeden, ictimai bir netice çıkarmak istesek ne göreceğiz?  [ evvela şurasını da söyleyelim ki bu ufak tarihi harp gayeleri bahsi ile münasebettar olmaktan uzak değildir.  Çünkü bu gayeleri tarih ihzar etmiştir] Arı bir kavim hemen Asya ortalarında devri her afatı ikmal ediyor.  Müverrih evvel diyebileceğimiz Herodot bu kavmin tarihine şöyle böyle nüfuz edebiliyor.  Feridun, Zahhak,  hurafi bir zulmet içinde görülüyor.  Fars, Medya kavgası geçiyor.  Astiyag’ın hikâyelerini hala tahattür ediyoruz.  Lisan-ı kadim edebimize kadar giren Dara Keyhüsrev, bize İran kadimin Mısır ve Yunan’a kadar varan ordularını ihtar ediyor.  Zend-Avesta’yı elimize alsak İran kadimin dini için de terakkiye saik avamil görülmekte mümkündür.  İran bir zaman seksen milyon kadar nüfusa hâkim oluyor.  Garp müverrihlerince [ Masperun’un karun kadime tarihinde “Mösyö Masperun’un Milel-İ Şarkiyye Tarih-i. Kadim” malumat mevzuca mevcuttur.]  büsbütün hurafi bir mahiyet görülen Pişdadiyan sülalesinden sonra Keyaniyan, İşkaniyan, Sasaniyan hanedanları efser hükümdarıya nail oluyor.  Zuhur-i nur-i islam, Fürug Sasaniyana hitam veriyor.   Sa’d bin Ebû Vakkas Dicle kenarında gaza-i Müslim’in ile birlikte tebşir nebeviyi tasdik ederken, İran yeni bir istikbale hazırlanıyor.  Firdevs ne derse desin, bu yeni hayatta zemin İran, medeniyet islamiyenin feyz cihandarına cevelan gâh oluyor.   Lisan-ı Arap, feyz mahsusunu bu kavim üzerinde de gösteriyor.  Uleması, bu lisanla yazıyor.  Zend ve Pehlevi tarihe karışmış, fakat lisan hazır Farisi, Arapçadan istiane ederek ihsas-ı mevcudiyet eylemekte bulunmuştur.  Acaba ona ilk kisvei nizamı Dudki ilbas etti?  Edebiyaten ne halde idi?  Muhtar ül Tevfiki’nin telkinatı orada bir zemin münbit buluyor.  Ve ondan sonra İran birçok ezdad muhtelifeye zemin tesadüm oluyor.   İstiklaller, ihtilaller yekdiğerini veli ediyor.  Mezhebi iftiraklar çoğalıyor.  Artık ondan sonra İran, kan deryası içinde yüzüyor.  Kâh din için kâh saltanat için, kâh istila için hep hûn nahak müslimin rizan oluyor.

     Ufak bir nazar-ı tarihi, İran’ın asırlara varan keşmekeş idaresini bize izah  ediverecek kadar, bu Müslüman yurdu fıtnaya maruz kalmıştır.  Daha Abbasîler zamanında, üçüncü karn hicride Horasan’da Tahir zaliminin ilan istiklal ediyor.  46 sene icrayı hükümet edebiliyor.  Batıyor;  benlis çıkıyor, 34 senelik bir hükümet. .

     Samaniler, bunu istihlaf ediyor.  Arap müdekkiklerini, asar-ı medeniyeleri hakkında tedkikata sevk edecek kadar maarif perver bulunan bu hanedan da kan deryası içinde 100 sene idame-i mevcudiyet edebiliyor.  Lgsın-4 hız4r Fars, bunların zamanında yazılmağa başlanmış,  neye yarar ki ihtilal durmamış, (Albuye) çıkıvermiş, Gaznevilerin saltanatından sonra da Selçukiler nispeten payidar bir hükümet kurmuşlardır.  Ser-nüvişt siyah ümmet, olacak, Melikşah, nizam-ül mülk, isimlerinin yanı başında bir de Hasan bin Sabah, ismi görülmüş, reis desas batnı kahistanda 170 sene kadar fesat pişelik etmiş, german Selçukileri yine bu zamanda görülmüş, Atabeylerin sultanını da tarihe kayıt edilmiştir.  Fars’ta, Loristan’da, Azerbaycan’da saltanat süren Atabeylerde mahv olurken Cengiz hûn ve ateş saçarak o hatayı da istila etmiş, karşısında ise yalnız havariz müşahileri mukavemet vaziyetinde bulmuştur. 

     Saltanat menafiseleri arasında fakih, hâkim, müverrih, edip, şair kahti olmaması medeniyet İslamiye ye has bir feyz-i manevi telakki buluna bilir.  Fakat havasa münhasır kalan marifet medeniye ye mukabil ammenin sukut tedricisi hala dağ darun kuvvetini muhafaza etmekte, hükümetlerin ricat tabiatı andıran daimi tezelzülleri, mütemadi bir sui idare, ihtirasat şedidenin tesadüm pey der pey zuhuru, istilayı zulme, mezalim mütevaliye, halkın maneviyatını bozmuş, tarihin ahlakı hüsnesine devrei evvelin zuhurumda şahadetiyle başlayan bir kitleyi nazla ezilip kalmış idi. 

     Timur’un istilasını teşrih etmeden geçiyorum. Ondan sonra görülen ve tabir-i tarihiyesi ile sahib zuhur denilen birkaç zat ise idrak maksatta tevarüs ettikleri gaflet yahut hüküm zamana teyid hasebiyle muvafık bâl-meram olamamışlardır.  Bundan başka hükümet İslam iyenin ekberi saltanat-ı Osmaniye olduğu kabul edilememek, bu taraftan da icabat siyasiyeden zühul olunmak hasebiyle Asya’nın belki Avrupa’nın mukadderatı üzerinde bir tesir cedid husule getirebilecek olan bir kuvvet müttehide meydana gelemeyerek nice muziratı görülmüştür.  Devlet-i aliye Kanuni Sultan Süleyman zamanında garp ve şimal garbi hududunu, hatt-ı tabiiyesinden tecavüz etmek suretiyle ihlafa nice müşkülat ve muzırratı miras bıraktığı gibi, o zaman devlet-i İran iyede nazarını şark hududuna değil hudut garbiye ye çevirerek büyük bir hata işlemişler idi.  Yavuz gibi bir büyük padişahın politikası avarız kaviye hasebiyle kısmen muvaffakıyetsiz kalmış üzerine tutulacak en hayırlı yol, Asya’nın saadet mustakilesi namına tevazu ittihad tam idi.   Şah İsmail Safevi gibi zamanın icabat gayri makulesine diğerleri gibi bir insiyak zaruri ile itba’ eden zeki bir hükümdarın tarz-ı siyaseti ihlafı zamanında tadil, buraca da hudut şarkiye için takip edilen nukad nazar tebdil edilmek gerekti.  Nadir Şah gibi meziyatı Müslim bir hükümdarın da muvaffak olamadığı, Muhammed evvelin takip edemediği politika artık hüküm zaman ile kuvvetini göstermiştir ki bu kadrini de memnuniyetle karşılamış tarafeyn için pek tabiidir. 

     İran muharebatının Murad salisin zamanından sonra devamı bir hata ise, o zamanki hükümdaran İran’ın Avrupa’dan istimdadı da diğer bir hatadır.  Kuvvetli bir devlet İslamiye yi Asya iye iki taraf için de bir uzvu nafi ve kıymettardır.  O hata, yakın vakitte semerelerini vermiş, İran asırların zadde-i zulmü olan, sui idare ve cehil altında nalan iken şark siyasetini tebdil eden İngiltere, zemin feyyaz İran’ın akıbet gir istilası olan Rusya’ya yol vermiş, kadimden beri o memleket İslamiye de de görülen birkaç müstevli dûn-i himmet, bu iki gasbın nokud ihtiyaline ferikte olarak halkı, moskof ve İngiliz esiri olup bırakmıştır.   Şayan-ı intibahdır ki şarkın asırlarca dalıp gittiği geranhavab gaflet esnasında garp hiç boş durmamış, Rusya, bir muharrir garbiyenin za’mi gibi kendisini hükümdaran İslam’ın miras havari farz ettiğinden, daha Deli Petro zamanından başlayarak, Asya’ya halule çalışmış idi.  İran’ın çar birinci Nikola zamanında moskof ile icra ettiği harpler, gayesiz olduğundan, fayda vermemiş, belki Türkmen Çay muahedesi 1828 – 1907 senesinde İngiliz ile Rusya arasında akid edilerek istiklal İran’a hitam veren ittifakın mukaddemesi şeklinde ta o zamandan İran’ı Rusya’nın boyunduruğuna teslim eylemiş idi.  İngiltere ise Almanya’dan kaçarak moskofun aguşuna atıldığından, daha doğrusu Japon harbi ibreyi siyaseti değiştirdiğinden vaktiyle, moskofun Asya istilasından korkarak o zamanki hariciye nazırı Gorçakov’dan izahat isteyen İngiltere, İran’ı taksimi daha muvafık görmüştür.

     İran’da meşrutiyet yolunda atılan adımlar bu istilayı daha ziyade teshil etti.  Zuhurunda meclis-i milli Şah Muhammed alinin gözü önünde moskof topları ile yıkıldı.  İkinci hareket inkılabiye ise daha kavi bir alet istilayı ele geçirmeğe sebep oldu.  Çünkü Muhammed Ali moskof himayesine geçti.  Dâhil memlekette ise  (ayn l devle), (Selar l devle), (Şüca’l devle), (Suud l devle), (Şüca l Sultana) gibi din ve milliyeti moskofun beş on kuruşuna feda eden erbab-ı istibdad, biçare memleketi harabeye cevirdiler.  Azerbaycan, Tebriz gibi zulme karşı hak ihtilali icra eden, kılıç çeken memleketleri moskofları yaktılar, yıktılar.  Bütün ehl-i İslam’ın kadr-i alisini tevkir ettiği İmam Samin Cenab (Rıza) nın türbeyi şerifesini hak ile yeksan eden yine moskoflardır.  (meşhud) faciası denilen ve yirminci asrın cephesine leke olan bu denâat azimeyi güle güle seyir eden bed tıynetler de görüldü.  { 1 ]  muharrem l haramda saka’t l İslam “ruhullah – ruha ibda – hazretleri Tebriz’de ber-dâr eden yine o moskoflardır. 

     Bu kadar zulüm ve şinaat için tabii dâhilden de, sui ahlaktan istifade ederek bulduğu elleri kesmek için müçtehidin ve mücahidin İran’ın sarf ettikleri himmeti şurada takdirler ile yad etmemeği kader naşinaslık ad ederiz.  Bu derece-i himmet, müçtehidin Caferiye hazretinin tenbiye amme namına gösterdikleri gayret, İran’ın da hakkı hayatını ispat etmektedir.  Bu hakkı hayat ise faraza İngiltere ve Rusya’nın sahabeti kabilinden, istilayı nam ile taksir olunan hizmetler ile tevsik edilemez.  [ 2 ] bizim için hacet-i tevsik:  evvela cümlenin soluğu ile müftehir olduğu din celilin rabıta-i ebed postasıdır, sonra tarihin müessif şahadetleriyle sabit olan mazi hatalarından alınan ibret derslerinin,  mevkaz ve menba mali hükümetidir.  Ondan sonra daha halk malı olan fecaattır.  Bu kadar delillerden sonra ittihad ve tevadün saik evveli olan zaruret tarihiyedir.  İştirak münafidir.  Hudud tabiiyenin, efkâr-ı edanın, elvah halik işaretleri yanında camii İslamiyet’tir.  Nutuk ahir hümayunun ilham eder.  Saltanat seniye hudut şarkıyesi üzerinde kavi, zinde, müterakki, taslit idaya her dakika – manevi, maddi – mübarezeye amade bir devlet İslamiye görmekle sevinir.  Cümleyi menafi iktizasındandır.  Terakkiyatını – vasati Asya ile hat ittisal olduğundan – havabide ve hamuş duran, bir zamanlar ise dar’ü-l ilim âlim denilen o yerlere serien isal edebilir.  Saltanat seniye, iki gasb desasın ayadı ihtiyal ve zulmü ile on, on beş milyon Müslim’in mahvına elbette razı değildir.  Zaten yukarıda bir nebze söylediğimiz veçhe ile İngiltere’nin Fransa eliyle Rusya’ya takrifi Almanya’dan ihtirazı üzerinedir.  Tabir ahirle Almanya’nın şark siyasetinin eşkâl ahiresi bu devlet muazzama hakkında perverde eylediği adavete yeni bir zemin hazırlayarak ebediyen birleşemeyeceği moskofla el ele tutuşmağa saik oldu.  Artık takrib eden sulh umumi neticesinde bizim manzume-i ittifakıye için madde-i evvela şeklinde duran – İngiltere ihtirasının, İngiltere istidat iktisadiyesinin de mahv ve izalesi, akvamın temin-i inkişaf iktisadiyesi husule geldikten sonra – zaten bedbaht İran’ın taksimi için yapılan muahedelerde mahkûmdur.  Moskof, İngiliz, ittifakı inhilal karib ile mübeşşir olduğu gibi. . .

          Hüseyin Kazım

     [ 1 ] – Bu faciayı elim hakkında verilecek tafsilat, her müminin kalbini yaralayacak.  Ona moskof husumetini ebediyetle telkin edecek kadar süzüşlüdür.  (Şia’ sultan) gibi bir habisin muavenetiyle meşud da çıkardığı igtişaşı teskin bahanesiyle oraya giren moskof askeri, terbiyeyi şeıifeyi topa tutarak iki yüz biçareyi şehit etmiş, yoz kadar Müslim mazlum da yaralanmıştır.  Bir makam mübareke taarruz edilemeyeceği ümidiyle oraya iltica eden dört bin kadar biçare idi.  Moskof, kimisini diri, diri mezara gömdürdü.

     Fuzuli İran’dan bir zatın verdiği malumata göre moskof o gün, 180 büyük 350 küçük tane ile o mahal mukaddesi harap etmiş.  Yine o zatın ihtarıyla dest-res olduğumuz [A TRAVERS LA PERSE ] ünvanlı bir eserin ki, bir İngiliz’in kaleminden çıkmıştır.  Devri deraz, tafsil ve tarif ettiği mevkufat kıymettar, İran bediiyat ve edebiyatının en gran-baha yadiğarları Petersburg’a aşırılmış, mutaf kerûbiyan olan o makam ise ahır ittihaz olunmuştur. Tezkere-i devlet Şah” “Tezkere-ül evliya” gibi asar-ı mutebere Farisiya yı tab ile ispat-ı fazilet eden müşteşrik İngiliz Brown / Manchester guardian gazetesinde bu şinâati telin etmiş idi ki o zaman Times’de bununla hem avaz idi.   İşte bu İngiliz’e ve İngilizler bu gün mevsukukun o kanlı elini tutmuşlar, hürriyet akvamdan bahse başlamışlardır.  İngiliz barbarlığının tuluatının bu bariz misali karşısında denilecek söz yoktur.  O İngiliz ki, Rus, Japon harbi esnasında, erbab-ı kalemi moskof vahşeti, gılzını, cehli hakkında ciltlerle yazılar yazdılar, moskof ihtilalini bütün safahatıyla ilme ilan ettiler.  Böyle eserlerden bir iki büyük cild, ahiren elimize geçti.  Yalnız ihtiva ettiği resimler, İngiliz’in bu günkü müttefikleri hakkındaki hissiyat sabıkasına bin cild kitap kadar mukanna şahitlerdir. 

     İngiliz’in meşhur ilim-i televvünüdür ki bundan epey sene evvel o memleketi ziyaret eden bir Amerikalıyı – bu günkü yeni mütefekkik eshab-ı kalem ve tefekküründen birini – pek açı acı söyletmişti.  Arkadaşlardan birinin himmetiyle bu eserin en mühim kısımlarını pey der pey “Donanma” ya derç edeceğiz.  İbret numune levhadır.

     [ 2 ] – Moskof ve İngiliz yalnız kılıç siyaseti ile değil, tazyik iktisadi ile de biçare memleket İslam’ı mahva çalıştılar.  İran umur maliyesini ıslah için celb edildiği halde – yine tazyik ile – zuhurattan muvaffakiyetsizliklerle avdet eden Amerikalı Shuster [The Strangling of Persia ] ahnak İran ünvanlı kitabıyla bunu bütün cihana bağıra bağıra söylemiş idi. 

Zafere doğru:  dördüncü orduda kahraman askerlerimiz.

HARB HAZIRIN MENŞEİ

Geçen nüshadan mabad

     Hin cülusunda bir takım mesail mualif var idi. Güzellikle kâffesini tesviyeye muvaffak olmuş ve izhar eylediği asar dostu ile yar ve ağyar cümleye kendini sevdirmiştir. 

     Mesailin en müstaceli Transval’de bu erlerle muharebe idi.  Bu muharebenin nasıl hitam bulduğu malumdur.  ( 1902 )

     Cülusunun üçüncü senesi seyahate çıkıp (1903) ibtida Lizbon’a uğrayarak Portekiz’le aradaki sui tefhûmu izale ve bade Malta tarikiyle Napoli’ye gelip İtalya ile mevcut bir ufak ihtilafı tasfiye eyledikten sonra Paris’e geldi.  Mısırın işgali maddesinden (1882) ve gaşuda meselesinden (1898) dolayı Fransa ile İngiltere arasında bürûdet berdevam idi.  Tatlı dili ve nezaket tavrı ile bu bürudeti refi ve mesafat ve samimiyete kalbe muvaffak oldu.  (1904)

     Bâlâda tahrir kılındığı üzere tefevvukuna kail olan İngiltere kendini sulh ve salah umuminin nigâh-hânı mevkiinde farz edip ve ittifak müsellese karşı tevâzün kuvva keyfiyetini dahi derpiş eyleyip gereği gibi korkmağa başladığı Almanya’nın taallisini kırmak için ibtida Fransa ve sonra Rusya ile def ihtilafat eyleyerek zemininde itilaflarda hamil etti. 

     Fi zamanına muhasedet-i melel ya iktisadi veya siyasidir ve ekseriya ikisi o kadar birleşir ki birbirinden tefrik olunamaz.  Muhasedet iktisadiye ateş-gede-i mecus gibi sönmeyip gittikçe kızışmaktadır.   Çünkü milletlerin maişeti ve bekayı hayatı mala ve tedarik emval ise sanat ve ticarete mütevakkıf olup vesait sanayiye ve ticariyesi dûn olan millet etmeğini mütefevvik olana kaydırmağa ve bil iltica sefalet ve açlık helakına uğramağa mahkûmdur.  Adi hasetçiler kendi ellerine bir şey geçse dahi mahsudun zeval nimetini temenni ederler.  Lakin iktisadi hasetler rakibin erliğini imha ve yerine kendi varını ikameye çalışırlar ve açtıkları mücadele de bir hem ve iman görünürler, zira hedef yaşamak meselesidir.  İşte İngiliz Alman rekabeti bunun yek canlı misalidir. 

     Mühasedet siyasiye bilnisbet ehven görünmektedir ve eğer adavet milliye ile ihtilat etmemiş ise kolaylıkla tesviye pezir olur.  Nitekim İngiltere – Rusya rekabeti cüzi himmetle bertaraf kılınmıştır. 

     Şimdi rekabet ve mühasedet milli tahlil ve bu sırada mukayese-i kuvva hususunda da tahziz gelen beyan edeceğiz.      

     İngiliz – Fransız rekabeti, Fransa ile İngiltere arasında altı asır devam eden cenk ve cidâl birinci Napolyon’un sukutuyla “1815” nihayet bulmuştu.  Bu uzun muhasamada iki taraf biri birinin kuvvetini tartmış, kıymet ve takatini takdir etmiş olmakla daha ziyade uğraşmanın faidesizliğini anlayarak iknayı mütekabil politikalarından vaz geçmişler ve müsaraada biri birini yenemeyen iki pehlivan misali boy ölçüşmekten artık feragat kılmışlardır.   

     Fransa 1870 harbinde ezilmekle bir kemiyet menfiyedir ki sene tenzil ettiğinden senelerce kendisini toplamak ile meşgul oldu.  İdareyi Cumhuriyet fırka hayatına ab ü tab vererek ve hükümetin kararsızlığına ve kabinelerin sık sık tebdiline bahis olarak meşale-i siyasetini parlatamadı.  Sanayi tezyiniye ve safhiyede kemâ-kân birinci mertebeye haiz olup fakat Timur ve Kemurinin ve mevadat daiyesinin adem-i kifayeti sebebiyle sanayi madeniye ve nasciyede hiçbir vakit İngiltere’ye yaklaşamadı.  Binaenaleyh İngiltere için ne siyasi ve ne de iktisadi rakip olacak mertebeye çıkamadı.  Ancak bu milletin bir hassası vardır ki en büyük felaket ve musibetlere duçar oldukta beis ve fütura düşmeyip ve bilakis derhal aklını başına alıp harikulade bir himmet ve fiiliyatla cebir mâ-fât çalışmak ve bütün menabi kuvvetini işleterek sürat mecbure ile ona muvaffak olmaktır.  Milletin büyüklüğü ve hamiyeti ferda felakette kendini gösterir.  1815 ve 1871 intibahları bu hasletin iki güzel misalidir. 

     Muasır Fransa’nın son büyük rical devleti olan “Jules Ferry” umarat dâhiliye ile iktifa etmek ve memleketin menabi ve mahsulatıyla dâhilde mütevakkıf durmak yani inkişafat zamaniyeye müşareket etmemek mehalik olacağı fikrini ortaya koyarak ticaret hariciye ve servet istimlakiyeye geregini vermek politikasını ele aldı.  Tunusun işgali 1881, “Tonkan” seferleri, Sudan ilhakatı bu politikanın safahatından idi.  Lakin krallık tarafdaranı ile radikaller kendine şiddetle muhalefete kıyam ettiler.  Onların kavline göre Fransa’nın en mühim işi Alsas – Loren’i kurtarmak olup, vatanın bir parçası iyade-i ağyarda bulundukça hariçte ve uzaklarda müstemleke ile uğraşmak

Zafere doğru:  Son İtalyan hezimeti münasebetiyle Hindenburg.

  Kuvvetten bir kısmının oralara sarfını ve fiiliyat milliyenin dağıtılmasını müeddi olacağı cihetle menafi-i şiar vatan perver idi.  Jules Ferry vatana ihanetle itham olunuyor ve Bismarck’ın talimatıyla hareket ettiği işaa kılınıyor idi.  Bu büyük adam garaz-karane muhacematın tesiri altında her gün milletin gözünden düşüyor idi. 

     O sırada Mısır meselesi hadis oldu.  Malum olduğu üzere Hıdiv İsmail Paşanın sarfiyat muzıranesi hazine-i Mısır iyeyi dûyunat kesireye giriftar edip makruzların ekseriyetini Fransız ve İngiliz sermaye darani teşkil eylediğinden Fransa ve İngiltere hükümetleri birer müfettiş i’zamıyla emval Mısır iyeyi kontrol etmeğe başladılar “1876”.  Müfettişler kendi tebaalarının hukukunu vekayaya memur iseler de Hıdivinin umur maliyesini ele aldıkları gibi idare-i dâhiliyesine de müdahale eder oldular.  İsmail Paşaya istifa ettirilip Ekber evladı Tevfik Paşa Hıdiv tayin olundu. 

     Kondeminyum tabir olunan işbu müdahale-i ecnebiye Mısır ahalisine ağır gelmeğe başladı.   Ecnebileri def etmek ve idare-i Mısıriye Mısırlılara kalmak emeliyle bir fırka zuhur etti.  Ahmed Arabi Bey isminde bir miralay bu fırkaya reis oldu.  Rütbesi ser mir-levalığa ve ferikliğe terfi olunan bu zat İskenderiye ihtilaliyle “11,Haziran.1882” tabiiyede ecanib maksadını icraya şeri eyledi.  İhtilal bastırmak lazım ve bu da devlet-i metbuanın uhdesine mütehattim idi.  Hâlbuki Sultan Abdülhamid Sani bu hizip millet perveri iltizam ve ihtilali nev’an-ma teşvik eyliyor idi.  Ahmed Arabi Paşaya nişan gönderiyor idi.  Sadr vakit olan Said Paşanın hatıratında bila taraf tafsil olunduğu veçhile İngiltere donanma ve meşkûr sevkiyle ihtilali teskine geldiği zaman ne devlet Osmaniye ne de Fransa ona iştirak etmedi.  Reis vükela Jules Ferry Fransa’dan dahi bir kıta askeriye gönderilmesini teklif ettiği halde parlamento baladaki mütalaaya mebni iktiza eden tahsisatı vermedi.  Binaenaleyh İngilizler yalnız başına Mısıra girip ihtilali teskin ve Arabi Paşayı der-dest ile Seylan adasına acilen tescin ettiler “1882”.

Zafere doğru: [İtalyan hezimetleri:  İsonzo cephesinde müttefiklerin büyük himmetlerle aştıkları Monte Gabriel ve Daniel – silsilesi ]

          İngiliz badema Mısırda yerleşmiş idi.    Hint yolunda mühim bir mevkie haiz bu Süveyş güzergâhına hâkim olmak hasebiyle çoktan beri matmah nazarı olan bu kıtaya pek gafil avlamış idi.  Dâhili hengâmında kayıtsız görünen hükümet seniye ve Fransa hükümeti sonradan çok nedamet ettiler.  Sultan Abdülhamid idaresinin İngiltere’ye tazyid husumetine bir sebep de bu oldu.  Fransa hükümeti dahi acısını bir türlü unutamadı.  Mehmed Ali Paşa ve İsmail Paşanın hıdiv yanları o anında Mısırda nüfus mütekellim ve hadde iken şimdi büsbütün ayağını kaydırmışlar idi. 

     Bu meseleye 1898 de bir de Fas’ta nizai munzem oldu. Ve devletin beyninde zuhur eden soğukluk Kral yedinci Edward’ın yukarıda zikir olunan Paris seyahatine değin temadi eden “1903” izale-i bürudet Fransa’nın Mısır’dan katiyen keff nazar etmesine ve başka yerlerde menafiinin teminine vabeste idi.  İngiltere hükümeti ana yollar buldu.  Fas himayesi için vuku bulan müracaatını tasvip eylemekle beraber ati için bir itilaf akdine dahi muvaffak oldu. 1904.  Ondan sonra Fransa İngiltere münasebatı birleşmiş ve miyanalarında kâffe-i hususat için ittihat nazar hâsıl olmuştu.

     İngiltere – Rusya ihtilafı. – İngiltere – Rusya ihtilafı iktisadi olmayıp sırf mülki idi ve Asya memalikinin tasrifine ait idi.  Hali aşan ve neticesi itilafa müncer oldu.  Şöyle ki:

     Yetmiş seksen seneden beri İngiltere ile Rusya arasında Asya’da baş gösteren rekabet mülkiye had devreler geçirmiş ve iki taraf matmah nazarı olan hudutlara vasıl olmuş olduğundan memalik müstevliyeleri hakkında ati için yekdiğerine teminat vermenin artık zamanı gelmişti.  İngiltere bütün Hindistan’ı ve Hindi Çin’den Birmanya’yı elde ettikten sonra şimalen Himalaya dağlarını aşarak Tibet kıtayı aliyesine ayak atmış ve semt garbide send satıh mailini ve Bulücistan’ı kabzen tasrife ithal ile hükümet Afganiyeyi nüfusuna tabi kılmış ve hatta bir aralık ileri karakolları Ceyhun mecrayı balasına kadar ilerlediği halde Asyayı vasati stepleri işine yaramayacağını anlayarak oralardan sarf-ı nazarla hudut asliyesine dönmüş idi.  Hint imparatorluğu en mühim müstemlekesi olmakla onun hak tasrifi taht-ı emniyette bulunmak ve taslit ağyardan masun kalmak lüzumu bedihi idi. 

     Rusya devleti Asyayı vasatda tarh mebani-i şevket ve minnet ettikten sonra Hint müstemlekelerine yaklaşmış ve Afgan hududuna yakın Pencde mevkiini işgalini müteakip 1884 tevsi daireyi temlik niyetleri göstermiş idi.  Afganistan bir aralık iki nüfuz meyanında menazi fiye bir mevki olmuştu. 

     Bir beyan bilâ gayri nafi stepler İngiltere’nin dide-i tamını celp etmediği cihetle Rus müstemlekatınca İngiltere tecavüzü gayri melhuz ve tehlikeden vareste idi.  Fakat Rusya’nın Hint imparatorluğu hakkında aynı fikri beslediği câ-yi iştibah idi.  Hint hata-i mamuresi iştihar aver idi. Cüsse-i muhabbet ve azimeti ile marur olan Rus saltanatı kuvveyi tedriciyeyi ispatiyesini güve Süleyman ve cibal Himalaya da durduracak mı idi.   Vakıa Rusya’nın iktar Hint iyeye ataleyi dost teadi vaz yâd idareye tasdi tasavvurları rical siyasiyece hayalet ve mahalattan madur ise de mide bulandırıcı olan bu şüphe İngiltere’yi tedabir ciddiye ittihazına sevk eyliyor idi.  Japonya ile akit ittifak ederek aksa-yı şarkıde Rusya’ya bir rakip hazırlamıştı. 

     İşbu rekabet medideye nihayet vermek hem yedinci Edward’ın meslek akılanesine ve hem Japon harbinden mağlup çıkan Rusya’nın vaziyet cedidesine muvafık idi.  Ağustos 1905 muahedesiyle devletin mezkûr tin bir suret itlafına akid ve tanzim eylediler.  Tarafeyn Asya’da yekdiğerinin hudut muktesebesini tanıyor ve onlara rağbeti taahhüd eyliyor idi. 

     Zemin İran bu muahededen hariç kalmıştı.  İki sene sonra Ağustos 1907 mukavelesiyle İran hakkında dahi bir suret itilafiye akit eylediler.  Mukaveleyi mezkûra mucibince hükümet İran iyenin istiklal ve tamamiyet mülkiyesini tasdik olunuyor ve memleket şimali ve vasati ve cenubi itibariyle üç mıntıka-i iktisadiye ye ayrılarak şimal kısmı Rusya’nın ve cenubi kısmı İngiltere’nin nüfusuna ithal vasati kısmı bitaraf mıntıka ilan kılınıyor idi.

     Sultan Abdülhamid Sani’nin tabaat ve Almanya’ya takrib politikası devlet Osmaniye tarafından olan muhafazakâr fırkasını dahi soğuttuğu cihetle İngilizler nazarında ehemmiyetimiz azalmış idi.  İran bu suretle nev’an-mâ mukasseme olunduğu esnada bitişik komşusu olan devlet Osmaniye asla kale alınmamış idi.  Ve elhasıl 1905 ve 1907 tarihli sâlif-üz-zikr muahedelerin esasatı müstemlekelere ait ise de Rusya ile İngiltere’yi, bu iki eski rakibi biri birine takrib ile mesail ilim hakkında vahdet nazara ve müstakbelde belki ittihat harekete davet edici esbabı hazırlamış idi.  İtilaf metni bir üçüncü amilin iltihakıyla itilaf müselles çeşnisini alıyor idi.  Fransızlar sonuçlarından çal paresiz övünüyor ve İngiltere’yi alkışlayıp duruyor idi.  Tekvinât muhtemele siyasiyede Rusya, Fransa, İngiltere dostluğunun azim kıymeti olabilir idi. 

     Fransa – Almanya adavet. – Frankfurt muahedesi ahkamından olan beş milyar frank tazminatı Fransa serveti hesabıyla kolaylıkla ödedi ve çabuk unuttu ise de, Alsas – Loren’in ziyaına bir türlü tahammül edemedi ve yürürken de iki ayalin ziyaı intikam sevdasını uyandırıp Avrupa mesalemetini bir tehlike daimede bulundurdu.  1870 cenginde şayet Fransa galip gelse hudut tabiiyesine varmak için Alman arazisinden parçalar ilhak edeceği muhakkak olmakla, o vakit Almanları ahz-ı sara sevk edecek ve intikam politikası devam ederek Avrupa huzuru aynı suretle tehlikeye maruz olacaktı.   Tecelliyat kadar harp mezkûrun zımnında çar naçar bir vesileyi aşıp sıkıştırmıştı. 

     Bu intikam politikası iki devleti, iki milleti biri birine hasım can kılıp Fransız matbuat yevmiyesi, risail mevkutesi, tarih ve coğrafya ve siyasiyat kitapları makalat ve mebahasatında ve rical siyasiye nutuklarında kanun advanı körükledikçe öte taraftan aynı ateşle mukabele görür ve bu muhasama akval ve saturdan kalıp ve satura bil intikal yevmen fivma şiddetle nur idi.  Vakia iki hükümetin münasebet resmiyesine dokunmayıp mesalih cariye aralarında ahenin ve fak üzere temsiyet kılınır ve kuvaid devliyeye riayet olunur idi.  Ama her iki taraf tepeden tırnağakdar silahlanıp ve hudutlarını istihkamat cesime ile donatıp istihzarat harbiye uğruna hazineler sarf etmekte idi.  Almanlar ittifak müsellesi ve Fransızlar itilaf müsellesi tertip eyleyerek düvel-i muazzama sete iki gurup olmak üzere müsademeye mahya duruyor idi.

                    Mabadı var

          Abdurrahman Şerif

DENİZCİ MİLLETLER NASIL YETİŞİR_

Evvelki nüshadan mabad

     2 – teşkilat tabiiye;

     Sahil hattı bir memleketin hudutlarından biridir.  Bu hududun ötesine yani denize ne kadar kolaylıkla geçilirse, halkın denizden istifadesi ve deniz üzerinden diğer milletlerle temin-i münakale istimdadı o kadar ziyade olur.   Uzun sahillere malik bir memleket tasavvur edelim ki muvafık hiçbir limanı mevcut olmasın.  Böyle bir memleket bizzat ticaret-i bahriye, gemi ve donanma sahibi olamaz.   Belçika, Avusturya ve ispanya ya tabi iken tam böyle bir vaziyette idi.  1648 tarihinde Hollandalılar galipane bir sulh neticesinde <<Scheldt>> nehri ticaret bahriyeye karşı kapandırmışlardı.  Anvers “Antwerp” limanının seddini de mucib olan bu şart tekmil ticareti Hollandalıların ellerine devir etti, Belçika’da bittabi bahri bir hükümet olmaktan pek uzak kaldı.

     Müteaddit derin limanlar, bir memleket için, servet ve kuvvet menbağlarıdır.  Alel husus kabil seyr ü sefer inhârın mensubunda iseler kıymetleri iki katlıdır.  Bu nehirler vasıtasıyla memleketin nakliyat dâhiliyesi buralarda birleştirilir.  Fakat bu inharın ağzı suret-i lüzumede mahkûm edilmez ise aynı zamanda bir memba zaaf teşkil ederler.  1667 de Hollandalılar Taymis “Thames” nehrine girerek ta Londra’nın gözü önünde İngiliz donanmasının bir kısmını ahrak etmişlerdi.

     Napolyon muharebelerinde ve bunlardan evvel Fransa “port de Brest” limanının şarkında muharebe sefaini barındıracak bir limana malik değildi.  Hâlbuki bu sahilin karşısında İngiltere, diğer birçok limanlardan sarf-ı nazar, <<Port Said>> ve <<Plymouth>> gibi iki mühim tersaneye sahipti.  Bu İngiltere’ye fevkalade bir faikıyet bagış ediyordu.  O zamandan sonra “Port of Cherbourg” limanı inşa edilerek tabiatın noksanı telafi edildi. 

     Sahil hattının teşkilat tabiiyesinden maada bir milleti denize sevk eden veya denizden uzaklaştıran diğer tabii sebepler daha vardır.   Her ne kadar Fransa’nın Manş denizi sahilinde askeri limanı yok edilse de gerek bu sahilde ve gerek Atlas ve Akdeniz sahillerinde hariçle ticarete elverişle müteaddit limanlar mevcuttu, hatta bunların bazıları nakliyat dâhiliyesi teshil edecek enhar cesimenin mansubunda idi.  Fakat rişliiyö dâhili muharebata nihayet verdiği zaman Fransızlar, Hollandalılar ve İngilizler derecesinde denize sarılmadılar.  Bunun başlıca sebebi latif iklimi ile güzel bir memleket olan Fransa topraklarının halkın ihtiyacatından fazlasını hâsıl etmesidir. 

     İngiltere’de tabiat, bilakis pek hasistir.  Sanayii tekemmül ettirmeden evvel İngiltere’nin ihracatı hemen yok gibiydi.  Faaliyetlerine inzimam eden birçok ihtiyaçları ve teşebbüsat bahriyeye teşvik eden sair şerait İngiltere ahalisini harice sevk ediyordu.  Bunlar hariçte kendi vatanlarından daha güzel ve daha zengin arazi buldular.  İhtiyaç ve zekâları bunları tüccar ve müsta’mireci yaptı,  ba’de müstahsil ve ehil sanayi oldular.  Mahsulat ve müstemleke ile ana vatan arasında ise denizcilik zaruri bir halkadır.  Bu sayede büyük bir kuvveyi bahriye sahibi oldular. 

Hezimete doğru: [Bu gün birbirini didikleyen moskoflar Krankinin nümayişleriyle bir kadın alayı teşkil etmişlerdi.  Bila hare bir kadın alayı kavgaya başlamış, nihayet erkek taburları ile moskofun şu acubiyesine hitam vermişti.  Bu resim kumandanları ile alay vaziyetini göstermektedir.]

     İngiltere ahalisi denize celb edildiği halde Hollandalılar, tabiaten denize sürüldü.  İngiltere denizsiz bitap kalırdı.  Hollanda ise denizsiz yaşayamazdı.  En parlak zamanında Hollanda toprakları nüfus umumiyesinin ancak sekizde birini doyurabiliyordu.

     Toprağın fakirliği, sahilin açık olması Hollandalıları denize sevk etti.  Evvelen balıkçılık ve balık tuzlamak sanatı öğrenen halk, ihtiyacat dahiliyeden fazla olan balıkları ihraca başladılar ve böylece servetleriyle denizciliklerinin esasını vaz ettiler. 

     Zamanının ticaret ve siyasetinde pek mühim bir amil olan Hollanda 1653 – 1654 tarihlerinde İngiltere ile yaptığı felaketli bir deniz harbinden sonra menabi servetlerinin kâffesi kurudu.  Limanlar gemi direklerinden orman haline gelmiş ve Amsterdam sokaklarında otlar bitmişti.  Ancak haysiyet sekinane bir sulh bunları tamamen mahv olmaktan kurtardı.   

Zafere doğru: [himmetin derecesi:  Romanya cephesinde tel üzerinde münakalat]

     Bu hal yaşamak için tamamen denize, harice, muhtaç olan milletlerin en zayıf noktasını gösterir.

      Hollanda’nın o vakit maruz kaldığı bu hal, az ve çok İngiltere hakkında da doğrudur.  Ümit olunur ki harp umumide tahakkuk etmesin.

Deniz hayatı: [Avusturya’nın Tuna filosu]

     Denizler bir memleketi ihata ettiği gibi bazın de birkaç parçaya ayırır.  Bu defa araya giren denizleri kontrol etmek hayati bir ehemmiyet kesb eder.  Memleketin, bu tarzda deniz aşırı kıtaatından müteşekkil olması ya kuvveyi bahriyeyi takviye etmek veya bütün bütün kuvvetsiz kalmak şeklinden birini ettirir.

     İtalya hükümeti Sicilya ve Sardunya gibi adalara malik olduğundan bu hakikati göz önünde bulundurarak, zayıf maliyesine rağmen askeri kuvveyi bahriyesini mütemadiyen tevsi etmeye çalışmaktadır.  Şimali Afrika ile birçok adalara malik olan hükümet Osmaniye’nin vaktiyle bu şarta ehemmiyet vermemesinden ne kadar felaketlere uğradığı, mazideki ders-i ibretten anlaşılmıştır. 

     Sahil hattının teşkilatı nokta-i nazarından Karadeniz pek fena bir mevkidedir.  Takriben altı yüz mil tuluunda olan Karadeniz sahilinde Zonguldak’ın küçük mendireği ile Sinop’tan başka bir liman bulunmaması bu kıyılardaki denizciliğin namzet olduğu mertebeye çıkmasına mani olmaktadır. 

İntibaat: [İsviçre’nin yeni reis vükelası:  Mösyö Euden]

     Mamafih en iyi gemiciler de yine Karadeniz uşaklarıdır.  Bunun sebebi bundan sonraki esbabda zikir olunacaktır.  Karadeniz halkı en ziyade taka tabir edilen ufak teknelere itibar eder.  Çünkü barınılacak limanların fıkdanından, hava bozduğu zaman bunlar kendi taifeleri ve sahildeki ahalinin muavenetiyle kolaylıkla karaya çıkılır.

     Badelharp tabiatın bu noksanını vesait sanayie ile cebr etmek akdem ve zaiftir. 

          Şevket.  

Deniz sesleri

İTALYANIN BEHRİYE-İ TİCARİYESİ

      Apenin yarım adası, akidenizi iki havzaya ayırır.  Bu vaziyet coğrafiye icabıyladır ki:  Garbi İtalya limanları, garbi Akdeniz havzasında hem sahil bütün şark memleketlerine, Şark İtalya limanları dahi şark Bahr-i Sefid’de hem sahil bütün garp devletlerine nazaran faideli ve müreccah bir mevki işgal eder.   Sahilin büyük mikyasta inkişafı, İtalya’yı faaliyet bahriyeye sevk eder.  Kurûn-i vüsta da, İtalya’da bir takım satvetli ticaret cumhuriyetleri teşekkül etmiş;  İtalya daima münakalat bahriyeye şiddet ve fiiliyatla iştirak eylemiştir.   Mamafih İtalya buharın kuvveyi sevkiye suretinde haiz olduğu kıymet ve ehemmiyeti nispeten geç idrak etti.  1878 seneyi miladiyesi evahirinde İtalyan ticaret donanması, 64000 gayri safi tonilato vapurdan, 966000 tonilato yelken gemisinden ibaretti.  Yani nispet 1/15 idi.   Hâlbuki Fransa’da 246000tonilato vardır.  316000 tonilato yelkenli ile bu nispet, ale-l takrib 1/4ederken Büyük Britanya’da 2 ½  milyon tonilato vardır ve 4 milyon tonilato yelkenli ile 1,6/1 oluyordu.  Lakin Akdeniz, yelkenli seyir-i sefaine o kadar elverişli değildir.  Cesim, kürekli gemiler, şimal denizlerinde gaip olduktan pek sonra burada harp donanmalarında alıkonulması ve bazı emsalinin, buhar kuvvet-i sevk iyesinin gemilere tatbikine kadar devam ettirilip gitmesi de bu sebepledir. 

     Buhar makinesine intikalde gecikmek, aksi tesirden hali kalamazdı.  Bu da ancak geç ittihaz edilmiş bulunan bir muzaheret naktiye siyaseti ile tahfif edilebilirdi.  Bilhassa son seneler zarfında bu cihette pek çok şeyler yapıldı.  Mamafih muvaffakıyet pek tedrici bir surette meydana geldi.  Her halde oldukça mühim irtifa ve inhitat hareketleri görülmek zaruri idi.   1888 senesinde İtalya mecmu münakalat bahriyesinin ale-t-tahmin yüzde 25,2 si kendi bandırası altında temin ediliyordu.  Bu tespit, 1896 senesinde yüzde 41,7 ye çıktı.  1906 senesinde ise yüzde 19,6 iniverdi.  1907 de yüzde nispeti 21,9 oldu.  Müteakip üç sene zarfında yüzde 23 ½ ila 23 arasında bulunuyordu.  Bundan sonra tekrar tedrici bir tezayüd zahir oldu.  1912 de yüzde 29,1 miktarı buldu.  İtalya’nın cihan hacim istiab-ı sefainine iştiraki, 1888 den 1910 a kadar ale-d-devam tenakus eder.  Nispet, 1888 miladiye sinde min hays-ül-mecmû’894000 safi tonilato ile yüzde 4,96 ve 1910 senesinde dahi 962000 tonilato ile yüzde 2,61 idi.

     Senîn müteakibede, hükümetin mühim miktarda nakti muzaheretleri görüldü.  Bununla beraber salif-üz-zikr nispet, 1914 senesinde daha gayri müsait bulunuyordu.  1668296 gayri safi tonilatoluk mevcut umumi sefain ile cihan hacim istiabı sefainine iştirak, ancak yüzde 3,4 idi.

     1912 senesinde hükümetin muzaheret resmiyesi yeniden yeniye tanzim edilmekle beraber senîn müteakibe de yeni yeni ıslahat ve ikmalata tabi kılındı.  Hükümetin muzahereti, sefain inşaatına bile ve ikmalata rayigan oldu.  Dar-ül sanayilerde görülen faaliyet inşaiye, buna lüzum olduğunu gösterin bir alamettir.  Tersanelerdeki inşaat ber-vech-i âtidir.

SENE GAYRİ SAFİ TONİLATO
1907 44666
1908 26864
1909 31217
1910 22019
1911 17401
1912 25196
1913 50356
1915 20230
1916 60472

     1915 senesindeki harekât-ı rec’iye, şayan-ı hayret olup bu, sırf ahval-i harbiye ye matuf olmak lazım gelir.  1916 da gösterilen tonilato, ancak büyük bir gayret-i mahsusiyedir.  Bu erkam, kömür fıkdanı ve gemi inşaatıye çeliğinin ithalatı hususunda zahir olan müşkülat hasebiyle 1917 de mühim bir surette düşmek me’muldür.  Dar-ül sanayilerin kudret ihmaliyesi, her halde istihsalat faaliyetinden daha büyüktür. İtalyan inşaiyesi için en berbat sene, 1911 idi. 

     Nispeten batı bir vezin ve karar ile terakki eden İtalyan ticaret donanmasının tesayüdü, sefainin mühim bir kısmını memalik ecnebiyeden mubayaa suretiyle vaki olmuştur.  1910 senesinden 1914 senesine kadar İtalyan ticaret donanmasının kadrosunca husule gelen terakki, her sene an-karib 60000 gayri safi tonilatoya baliğ oluyordu.  İtalyan mimari-i bahriyesi, bu müddet zarfında vasati 35000 gayri safi tonilato vücuda getirdiği halde deniz kazaları ve bozulma ve saire yüzünden senevi tenakus takriben 45000 tonilatoya çıkıyor.  Binaenaleyh hariçten vasati 70000 tonilato satın alınarak bunu cebr-i telaki imkân hâsıl oluyordu. 

     Hükümetin fazla miktarda muzaheret nakliyede bulunmasına rağmen sefain hacim istiabisi itibariyle vaki olan tezayüdatın batî olması, esasen İtalyan mücehhiz ve mal sahiplerinin, cihan Pazarın iyi senelerinde bile, işlerinin nispeten fena gitmesinden mütevelliddir.  Cihan harbi, her halde bunların varidatını pek ziyade teeyyüt etmişse de bunların istifade zamanı geçmişti, çünkü sefain mubayaasına müsait ahval ve şerait mevcut bulunmuyor ve her cihette sefain hacim istiabiyesinin ve ehemmiyeti yokluğu ile zahir oluyordu. 

     Bila-kayd ü şart tahtelbahir harbinin başlaması, İtalya’nın bahriye ticariyesini hayliden hayliye sarstı.  Bu esasa memleketin ihtiyacat münakalesine kifayet etmiyordu.  İtalya, kendisine ait sefain hacim istiabiyesini tezayüt için ale-l tahmin 150000 tonilatoluk düvel-i merkeziye sefainine vaziyet etti.  Bidayet harpten beri kendi sefain inşaatıyla mevcutta, 90000 tonilato ilave edilmiş, bununla İtalya bahriye-i ticariyesi, takriben 1910000 tonilatoya çıkarılmıştı.  Mamafih 1 Kânun-i Sânî 1917 tarihine kadar hemen hemen 120000 tonilato, harp ile hiçbir veçhile alakadar bulunmayan vakayı neticesi olarak, 332000 tonilato dahi tesirat-ı harbiye ile zayi olmuştu.  Bu suretle İtalya ticaret donanması, takriben 1470000 tonilato ile yeni seneye dâhil oluyordu. 

     Bundan maada İtalya’nın, tahtelbahir harbinden dolayı giriftar olduğu hasar ve zarar hakkında malumat sahihamız bu kadar.  Yalnız şu cihet malumumuzdur ki;  Haziran 1916 evâilinde 1 Kanun-i Sânî 1917 tarihine kadar geçen müddet zarfında gark edilen düşman bandralı sefainin yüzde 13 ünden mütecaviz bir miktarı, İtalya bahriye-i ticariyesine ait idi.  Buna nazaran;  buda nispeti müsavi kalmak şartıyla 1 Haziran 1917 tarihine kadar İtalya’nın ale-l tahmin daha 400000 tonilato zayi ettiğine hüküm edilebilir.   Hâlbuki salif-üz-zikr yüzde nispetinin 1 Şubattan beri, ale-l-husus son haftalarda, mühim bir surette yükselmiş bulunduğu kabule birçok sebepler vardır.    Binaenaleyh bu gün İtalyan ticaret donanması bir milyon tonilatoyu pek aşmaz.  İngiltere İtalya’ya gayri muayyen bir müddet için 250000 tonilato vermiştir.  İtalyan münakalat nazırı (Giolitti) haliye sene-i Şubatında İtalyan ihtiyacat münakalesini 3 ¼ milyon tonilato olmak üzere göstermişti.  Bu rakam ile eldeki miktar arasında ki fark azim, hiçbir teşrihe ihtiyaç göstermez.  Ayrıca, zevahir ahvale nazaran;  İngiltere, İtalya’ya vermiş olduğu gemileri kendi hususatı için istimal etmek üzere yakında göze almağa mecbur olacaktır. 

     Şu cihet şayan-ı dikkattir ki;  1914 sene-i miladiyesin de İtalya’nın münakalat bahriyesi, limana vasıl olan gemiler itibariyle;  55 milyon tonilatoyu tecavüz etmiş, bundan 38 1/3 milyon tonu dahi sırf İtalyan sefaini ile temin edilmiştir.  Mamafih bu miktara şüphesiz, münakalat dâhiliye (esfar karibe) nin bir kısmı da dâhil bulunmak lazımdır.  Çünkü aksi takdirde İtalyan bandırası altında bu kabil münakalat erkamı müsteb’iddir.  Takriben 1,7 milyon tonilatoluk sefainin hacim istiabı mevcudu ile mavera-yı ebhar münakalatında senevi 5 milyon tonilatodan daha fazla bir şey yapılamazdı. 

     Atiye doğru ihale-i nazar edecek olursak şöyle bir hesap yapabiliriz.  İtalyan inşaatıyesi, ahval müsait olduğu surette gemi cihetiyle vaki olacak alelade noksanı, cebir ve telafiye kâfidir.   Hariçten mubayaa hemen hemen imkânsızdır.  Tahtelbahir harbi dolayısıyla vaki olan şehrî zayiat 100000 tonilatodan eksik değil her halde fazla olacaktır.  Buna mayın tesiriyle vukua gelen sefain zayiatı da zam edilmek icap eder.  Binaenaleyh tahtelbahir harbi, şekil hazırında devam edecek olursa İtalya bahriye-i ticariyesinin şehrî, mevcut hazırının yüzde 10 ila 15 ini zayi edeceğine intizar edilebilir.  Bu hal, hal-i hazır için son derece haiz-i ehemmiyettir.  Bununla beraber İtalya’nın hayat atiye-i iktisadiye si için de daha az bir ehemmiyete layık değildir.  Harbin hitamını müteakip hiç şüphe yok ki, bütün cihanda bir taraftan ithalat için büyük bir ihtiyaç zahir olacak.  Diğer taraftan ancak pek az devletlerin hususat zatiyelerinden başka işlere gemi kullana bilmesine meyden verecek bir hamule fıkdanı tahakkuk edecektir.  Cihet-i maliyesi en kuvvetli olan devletler serbest kalan cüzi hamule tonilatosunu da sırf kendilerine celp edebilirler.  Hâlbuki İtalya, bu meyanda dâhil değildir.  İtalya, bu harbin mebâdîyesinde 3 ¼ milyon tonilatoluk bir hacim istiabına ihtiyaç gösterecek olursa matlup olan bu miktar, hitam-ı harbi müteakip her halde daha fazla olmak lazım gelir.  Bu halin netice-i zaruriyesi olarak İtalya mevad iptidaiye ithalatı itibariyle geri kalacak.  Ve bu hal havâîc zaruriye ve ham eşya fiyatları ücreti hakkında dahi cari olacaktır.  Bu keyfiyet, memleketin inkişaf sanaiyesi üzerine mühim bir aksi tesir yapacaktır.  Çünkü harp devam ettikçe geçen her gün, bu ahvali daha müsait bir şekle ilka edecektir. 

     AHMED       

TAHTELBAHİRLER KAÇ MİLYON TONU BATIRDILAR?

     Harp umuminin sevk ihtiyaç ile doğurduğu muhtelif silahlar ve usul harplerden biri de tahtelbahirler tarafından sefain ticariyeye karşı açılan muharip mücadeledir.  Harp umuminin ilk aylarında, bazı tahtelbahir süvarilerinin teşebbüs sahsiyeleriyle ticaret birkaç sefinesini torpil veya dinamitle batırılmaları üzerine başlayan bu mücadele, şimdi muntazam usulü, bir muharebe, bir kruvazör muharebesi şeklini almıştır. 

     Tahtelbahir silahı, dört sene zarfında torpilden başka topla mücehhez edilmiş, düşman ateşine karşı bazı vesait tahaffuziye ile taht-ı muhafazaya alınmış, haftalarca denizde dolaşabilecek derecede sa’y seyr ü seferi tezyid edilmiş olmakla beraber henüz devrei kemaline vasıl olamamıştır.  Dört sene evvel küçük bir çocuk olan tahtelbahir, şimdi büyümüş kuvvetlenmiş, on beş on altı yaşında bir genç olmuş, fakat henüz kemale ermiş, teşkilatı tamam, gürbüz ve pervasız bir delikanlı haline girememiştir.  Mamafih genç çocuk harika derecesine varan mütemadi bir sa’yi ve gayret, sebat ve metanet, şecaat ve besaletle denizleri münkad fermanı etmeğe çalışmaktı bulunmuştur.  Bu gün henüz bu büyük gayeye vasıl olamamış, fakat denizlerin hâkimiyeti meselesinde, her halde ihmal edilemeyecek ve daima dâhil-i hesap olacak bir unsur mühim mahiyetini almıştır. 

     Harpte en mühim ve esaslı unsur ordudur.  Diğer anasır, hep ordunun muavinidirler.  Harbi ordu kazanır veya kayıp eder.  Binaenaleyh ordudan başka hiçbir silah harp, yalnız başına muzafferiyeti temine kâfi gelmez.  Fakat ordunun zafer nihayiyi istihsal etmesine, cüzi veya kati surette, hizmet ve muavenet eyler.  Alman erkân-ı Harbiye’si acaba tahtelbahir silahından ordu derecesinde esaslı bir hizmeti mi bekliyor? 

     Hayır, dünyanın en iyi düşünen erkân-ı Harbiye’si olduğu, dört senelik vukuat ile tahakkuk etmiş bulunan bu heyet, hiç bir zaman tahtelbahir silahının yalnız başına bir amil esasiye-i muzafferiyet olacağını iddia etmemiş ve ondan vasi ve iktidarının haricinde böyle bir hizmet beklememiştir.     

     Müttefik orduları, muhtelif cephelerde, icab-ı hal ve mevkie göre, müdafaada ve taarruzda muvaffakıyet göstermekte devam ederken tahtelbahirler ile de, denizlerde düşman münakalatına mümkün olabildiği kadar tehdit ve işgal eylemek suretiyle orduların vazifesini teshil etmek. . .   İşte müttefiklerin tahtelbahir silahından beklediği hizmet ve muavenet bundan ibarettir. 

     Tahtelbahirler, kendilerinden beklenilen bu vazifeyi ifa edebilirler mi?  İşte şimdi mesele buradadır.

     Düşmanlar, ellerindeki hadsiz hesapsız vesaiti müracaat ederek tahtelbahirlerin uhdelerine tertip eden vazifeyi ifa etmelerine mani olmağa çalışmaktadırlar.  Bu mücadeledeki adem-i muvaffakıyetlerinin derecesini, dört seneden beri zayi ettikleri sefain tonasının, zirde münderiç, tezayüd azime bi-hakkın irae eder.

1914 senesinde    422,000 ton
1915 senesinde 1.459.000 kon
1916 senesinde 2.778.000 ton
1917 senesinde Eylül baharına kadar 7.401.000 ton

      Son iki ay zarfında, tahtelbahirlerin yekûn tahribatı, bi-aman tahtelbahir muharebesinin ilk aylarına nispetle tenakus etmiş ve bu keyfiyet, itilaf ricali tarafından tahtelbahir muharebesinin yavaş yavaş ehemmiyetini kayıp etmekte olduğuna delil ad edilmektir.  Hâlbuki Alman tahtelbahirler süvarileri tarafından abluka münâtakında son ay zarfında pek az vapura tesadüf edilmekte bulunduğu bildirilmekte olduğuna göre tahtelbahir harbinin seyr-ü sefain mühim surette sektedar ettiği anlaşılıyor.  Diğer taraftan Alman membaından verilen zirdeki izahatta tahtelbahirlerin neden sabıkına nispetle daha az gemi batırdıklarını izah ediyor: 

     Her ay gark edilen sefain ticariyenin miktar vasatisi 872,000 tona vasıl olmakta iken Eylül zarfında yalnız 673,000 gark edilmesini İngilizler kendileri tarafından ittihaz olunan müdafaa tedabirinin tesirine hamil batırılan sefain miktarının tenakus ettiğini iddia edilmektedirler.  Fakat hakikatte bu tenakus Eylülde havaların fena olması hasebiyle mürettebat bahriyeye arız olan sekteden vapurların limanlarda uzun müddet kalmasından ve yüklenip boşaltma muamelatının duçar olduğu müşkülattan ileri gelmiştir. 

     Mamafih bu hal bizim için bahs-i memnu niyettir.  Zira denizlerde az vapurda tesadüf edilmesi sefain ticariye fıkdanına delalet eder. 

     Ahalinin iaşesi için tahsis edilen düşman sefain ticariyesinin miktarı ile batırılan sefainin nispeti ber-vech-i âtidir. 

Tahsis edilen sefain   Gark edilenler  Nispeti
Şubat ayında  9.750.000     781,500      8,05
Mart ayında  9.163.000     885,000      9,66
Nisan ayında   8.473.000   1.091.000   12,88
Mayıs ayında   7.577.500      869,000    11,47
Haziran ayında    6.903.500   1.016.000    14,77
Temmuz ayında    6.082.500      811,000     13,33
Ağustos ayında    5.466.500     808,000     14,77
Eylül ayında     4.853.000     672,000     13,85

     Fazla sefain gark edebilmek ihtimaline nazaran Eylül ayı, Haziran ve Ağustos ayları müstesna olmak şartıyla bilcümle aylara faik bulunmuştur.

     Tahtelbahir meselesinin harbin bidayetinden Eylül nihayetine kadar gerek düşman ve gerek bitaraf ticaret donanmalarına kaç milyon tonluk hasar irad ettiğini anlamak için suret-i mahsusada mecmua için yaptırdığınız mukayeseli resmi derç ediyoruz.  Gark edilen bu gemilerin küçük bir kısmını bidayet harpte, açık denizlerde icra-i harekât eden Alman kruvazörleriyle ( SMS MOWE) gibi (SMS SEEAADLER ) gibi muavin kruvazörler batırmışlar ise de en mühim kısmını tahtelbahirler tahrip etmişlerdir.  Üç mahk sene zarfında 12.000.000 tonun garkı tahtelbahir silahının derece-i ehemmiyeti izaha kifayet eder.

          A D.

ISKAJERAK MUHAREBE-İ BAHRİYESİ

Gecen nüshadan mabad

10

Bir mütalaa

     Amiral Scheer’in şarktan evvel cenuba, bade tedricen cenup garbiye doğru dönüşü hakkında, Fransız bahriye mühendislerinden mösyö Bertan tarafından İskajerak muharebe-i bahriyesi hakkında yazılan makale-i mahsusada şu suretle beyan-ı mütalaa olunmaktadır. . . .

     << . . Amiral Scheer, Jutland şibh-i ceziresi boyunca cenuba doğru inmek maksadıyla, açıktan açığa şarka döndü;  Alman başkumandanı, Amiral Beatty’nin sürat faikasından bil istifade Alman filosunu geçmeğe başladığını gördüğü ve aynı zamanda Amiral Jellicoe filosunun da şimal – şimal garbi istikametinden cenuba doğru indiğini haber aldığı anda, iskele tarafından Beatty’nin sancak tarafından da Jellicoe’nun filoları ile ihata edilerek iki ateş arasında kalmaktan korkmuş, bu suretle ihata edilmemek için, hasımlarının her ikisini de şarkta bırakarak cenup garbiye dönmek karar fahikesini ittihaza mecbur olmuştur.

     Amiral “Sir Robert Arbuthnot” un kumandasındaki İngiliz zırhlı kruvazör filosunun meydan harbe sureti muvasalatı da, Amiral Jellicoe’nun usul maksat ve manevrasını ihfâ ederek Amiral Scheer’in fikir ve kararını teyid ve takviye etmişti.    

     Mösyö Bertan’ın bu mütalaası acaba ne dereceye kadar musibdir?  Alman başkumandanı hakikaten iki arasına düşeceğini zan ettiği için mi böyle bir manevra yapmıştır;  Yoksa sürat faikasından bilistifade mütemadiyen kendisini tazyik eden Beatty’nin harekâtı neticesinde mi daima uss-ül harekesinden tebaada mecbur kalmıştır?  Alman tarihçe-i harbinde, Amiral Scheer ’in cenup garbiye doğru seyrinin esbabı hakkında hiçbir şey söylenilmemekte, yalnız muharebenin şarka doğru seyir esnasındaki, safhası hakkında şöyle bir muhakeme dermeyan olunmaktadır.   Ki bu iddiaya nazaran, vaziyeti yanlış takdir ve muhakeme eden Scheer değil Beatty’dir;

     << . . . Beatty filosunun torpido ve kruvazör hücumları ağleb-i ihtimâl, Alman Kuvayı Harbiye’sinin İngiliz Kuvayı asliyesiyle istikşaf donanması arasındaki fasılaya girmek teşebbüsünde bulunduğu mülahazasıyla ihtiyar edilmiştir. 

     Amiral Scheer aldandı mı?

     Adeden faikıyeti ve süratçe tefevvuku hasebiyle Amiral Beatty, muharebenin o anında her halde kendi maksadını düşmana kabul ettirecek vaziyette değil idi.  Fakat bununla beraber, mûmâ-ileyhin, Amiral Robert Arbuthnot filosunun yanlış ve felaketamiz manevrasına aldanarak Jellicoe’nun asıl maksadını anlayamadığını zan etmek doğru değildir. 

     Çünkü Almanlar, Jellicoe’nun meydan-ı harbe muvasalatını saat 7,45 de haber almışlar, bunun üzerine saat dokuza kadar ağır ağır şimalden cenuba dönmüşler ve ancak saat 9 dan itibarendir ki, cenuptan cenup garbiye doğru tedricen tebdil-i istikamet etmeğe başlamışlardır.  Hâlbuki Arbuthnot filosunun meydan-ı harbe muvasalatı ve imhası, saat 8,15 sularında Beatty, Jellicoe ile birleşiyorlarken vuku bulmuştur.  Alman başkumandanı, Arbuthnot filosunu görünce hemen cenup garbiye dönmemiş, bilakis bu filonun imhasından ve amiral jellicoe ile amiral Beatty yekdiğeriyle birleşip Alman donanmasının şarkında hatt-ı harp teşkil eyledikten 40 – 45 dakika sonra yavaş yavaş cenup garbiye doğru tebdil istikamet etmeğe başlamıştır.  Bu sırada, Beatty saat 9 raddelerinde artık İngilizlerin vaziyeti ve maksadı tamamen tavzih etmiş, Jellicoe ile Beatty’nin filoları Almanların iskele sol tarafında yekdiğerinin arkasında bir tek hat üzerinde sıralanmış bulunuyorlardı.  Binaenaleyh Bartan’in mülahazası gayri varid görünmektedir.  Eğer amiral Scheer, saat 8 – 8,45 yani Jellicoe şimal ve şimal garbiye doğru seyir ederek Beatty ile iltihaka çalışırken hemen cenup garbiye dönseydi, o zaman Alman başkumandanının, Bertan’ın iddiası gibi, Amiral Jellicoe’nun maksadını yanlış anlayarak aldandığına ve iki taraftan ihata edilmek, korkusuyla cenup garbiye döndüğüne hüküm etmek mümkün olurdu.  Hâlbuki Scheer evvela gayet tabii olarak yalnız şimalden şarka ve bade, kendi üss-ül harekesi istikametine dönmüştür ki Alman donanması için de Jellicoe’nun meydan-ı harbe muvasalatı üzerine yapılacak en makul hareket de bu idi. 

     Bu mülahazadan sonra tekrar muharebenin suret-i cereyanı tetkike avdet edelim:

      HMS Invincible’ın garkı:

     Artık bütün gemilerini ateşe sokmuş olan İngiliz donanmasının cenup reisinde İngiliz kuvve-i bahriyesinin en iyi ve en iyi ve en kuvvetli gemilerini teşkil eden “ Royal Sovereign” sınıfından üç sefine bulunuyordu.  Bu esnadaki İngiliz ateşinin mükemmeliyeti Alman tarihçe-i Harbiye’nin de bile tasdik edilmekte ve muharebenin bu müthiş safhası şu suretle tasvir olunmaktadır:

     << İngilizler gayet mükemmel endaht ediyorlardı.  Alman muharebe kruvazörleriyle hattın pişdar kısmı, ara sıra su sütunları ve iştial bulutları arasında kayıp oluyordu.  Mamafih düşman tarafında da iyi tesirler müşahede edilebiliyordu.  İngilizlerin mükemmel ateşine karşı Almanlar, layık olduğu veçhile mukabelede bulunuyor.  Bilhassa saat 8,20 ile 8,30 arasında İngiliz gemilerinde görülen alevler, işitilen infilaklar Alman ateşinin tesiratına delalet ediyordu.  Birçok taraflardan muhakkak surette görüldüğüne nazaran (HMS Queen Elizabeth) sınıfından bir gemi, evvelce (Queen Mary) nin garkı hadisesinde zahir olan alâim ile müterafık olarak saat 8,30 da berhava oldu.  Bundan başka pek ziyade hasara uğramış bulunan HMS İnvincible muharebe kruvazörünün garkı da bu zamana müsadiftir.  İron Duke sınıfından bir sefine-i harbiye dahi, ağleb-i ihtimal dümen tertibatının sakatlanması yüzünden, bilasebep bir daire üzerinde seyre başlamış ve bu esnada topları da susmuştu.  Almanlar tarafında ise 8,45 den itibaren SMS Lutzow muharebe kruvazörü hattaki mevkiini muhafaza edemeyecek bir hale gelmişti.  Mezkûr sefine la-akal 15 ağır isabete maruz kaldıktan sonra yolunu kesmeğe mecbur oldu.  Mamafih yine kabiliyet harekiye ve sebhiyesini muhafaza ederek mücadeleden çekilebilmişti.  Kuvayı istikşafiye kumandanı ferik Amiral Hipper müthiş ateşler altında bir torpidobota atlayarak diğer bir muharebe kruvazörüne [İngilizlere nazaran ( sms Moltke ) ye ] geçmiş ti. 

     Yukarıki satırlar, muharebenin Almanların nokta-i nazarına göre yapmış bir tasviridir. 

Mabadı var

     Abidin Daver.

BAHR-İ MUHİTTE KRUVAZÖR AVCILIĞI

Mabad

     Gemiyi berhava edecek dinamitler hemen patlatılacağını söyleyerek istical için İngilizlerin teheyyüç ettim.  Bu işe yaradı.  Fırının gömlekleri, sigaralar, kunduralar, bir viski şişesi.  Her şey karma karışık bir biri arasından sandıklara uçuyordu.  Telsiz telgraf usta başısı bütün yep yeni telsiz telgraf cihazını, gözleri meserretle parlayarak sandala yerleştirdi.  Şişman endaht ustası da makine bacasından yukarıya sabırsızlıkla bakıyor ve <<zabit efendi!  Daha patlatmayacak mıyım>> diye soruyordu. 

     Daha birkaç dakika intizar etmesi lazım geliyordu.  Sonra cümlesi sandallara bindiler.  Şimdi artık berhava edebilirdi.  Bu anda deniz içinden boğuk patlamalar işitildi.  Geminin kazan ve makine dairelerine isabet eden cidarları birden bire açıldı. 

     Su gürültü ile içeriye hücum etti ve güzel gemiyi derhal deniz içine gömdü.  Su kesimine ve lombar kapağına atılan birkaç obüs işi ta’cil etti.  Ağır yüklenmiş olan gemi [7500 tonilato] yuvarlandı, ölü bir balina balığı gibi deniz üzerinde uzandı.  Bade kaynayarak kayıp olup gitti.  Bu aralık birisi << köpek balığına tam bir isabet >> diye beyan-ı mütalaa etti.  Ben de <<balıklar bu halde daha bir müddet eğlenirlerdi>> diye düşündüm.  Gemi şunları da birlikte ka’r-ı deryaya götürdü.  70,000 koyun, 30,000 yarım sığır, 30,000 tavşan ve daha birçok sair hayvanat.  Esir alınan kaptanı gemisi hamulesiyle beraber on iki milyon mark kıymetinde takdir ediyordu.  Bu ise İngilizlerin lihum ihtiyacatı için pek mühim bir darbe idi. 

     Kayparanın, zabitlerle beraber yetmiş beş kişiden ibaret olan mürettebatı güverte arasında öteki esirlerin yanına sokuldu.  Her halde gemimizde şimdiden takriben yüz kadar İngiliz bulunuyordu ki bunlara nezaret ve takyid için her nevi adamların istihdamına lüzum görülüyordu.  Tayfa güvertenin hususi bir kısmında saat hesabıyla dolaşmağa mezun idiler.  Zabitler için de gezinti güvertesinde mahdut bir yer vardı.  Başkaca bir de gazinoları bulunup burada hep birlikte otururlardı.  Kamaraları da pek yakın olup onların da nöbetçiler ikame edilmişti.  Akşamın saat dokuzunda gazino ve kamaralarda lambalar söndürülüyordu. 

     Kaypara dalgalar içine dalıp nâ-bedid olduktan sonra Kayser öğlene doğru Afrika sahiline müteveccihen yol almıştı.  Gayet latif güneşli bir gündü.  Cümlemiz meshür bir halde iskelede Gaysen ve Kaypara vak’ayını konuşuuyor, şu havalide hiçbir Alman nokta-i istinadımız bulunmadığına teessüf ediyorduk.  Eğer böyle bir nokta-i istinadımız bulunsa idi iki gemi yakalamış olacaktık.  Hele birisi gayet kıymettar et hamuleli. . .

     Biz artık müsadereden vaz geçip kömür alacağımızı düşündüğümüz sırada uzakta büyük bir yolcu vapuru birden bire zuhur ediverdi.  Kumandan bu vapuru selamlamadan bırakmak istemedi.  Malum olan işaret bayrakları dalgalandı.  Vapur istop etti.  Fakat telsiz telgrafla yine çalışıyordu, istimdad işareti veriyordu.  Bu ise bir saygısızlıktı.  Bahusus yakında İngiliz kruvazörleri bulunduğu şu sırada bize karşı bir küstahlıktı.  Bizim taraftan derhal şu işaret verildi.:  <<telsiz telgrafınızı küpeşteden dışarıya atınız, yoksa ateş ederim!>>  yek tarafına 100 metreye kadar yaklaştık ve telsiz telgraf cihazının bazı aksamının küpeşteden nasıl atılmış olduklarını gördük.  Yolcular güvertede büyük bir izdiham içinde ayakta duruyor ve mütehayyir, mütecessis bir halde Alman muavin kruvazörüne bakıyorlardı. 

     Kumandan sual etti, ne kadar yolcunuz var?  Bin beş yüz cevabı geldi. 

     Kumandan serbest bırakıldınız!  Emrini verdi ve seyr ü seri ile kayıp olduk.  Seyr ü seri’ ile kayıp olduk. . .   Bin beş yüz kişiyi kabul edip ne yapabilirdik.  Sonra bizi çiğ çiğ yerlerdi.  Fakat bu Atlanta vapuru son bir yolcu vapuru oldu.  Aylarca bir başkası görülmedi.  Pek ziyade tehlikeli havalide birden bire zuhurumuz bu tesiri husule getirmişti.  Kömürden iktisat için şimale müteveccihen yavaş yavaş sahile doğru yollandık.  Biz sahile yaklaştıkça dalgalar da o nispette yükseliyordu.  Zabitanın kısm-ı azamı iskelede bulunuyordu.   Şimale ve karaya doğru bakıyorlardı.  Fakat şu basık ve düz Afrika sahillerinden daha hiçbir şey görülmüyordu.  O sırada iskele tarafında ufukta birden bire mucib-i hayret bir surette bir vapur zuhur ediverdi. 

     Ganaim sandalı hazır ol!  Kumandası gemidekileri tekrar canlandırdı.  Öte taraftan bayrak yükseldi.   Ala!  Hindistan cevizi ve sair Amerika kuru yemişleriyle mahmul bir İngiliz yük vapuru daha. . .  Bunu da şu muvaffakiyetli pazarın akşamında daha kolayca batırabilecektik. 

     Vapurun yek tarafına doğru gitmek tehlikeli idi.  Yoksa dalgalar üzerinde bir asma salıncak gibi sallanıyordu.  Cildimin bazı yerlerini çizerek, paralayarak nihayet güverteye çıktım.  Hay melun!  Bu vapur değil,  mülevves bir sandıktan ibaret idi.  Fazla olarak kaptanı da sarhoştu.  Otuz kişiden ibaret mürettebatı arasında on sekiz zenci, on iki İngiliz, üç Alman bulunuyordu.  Bu üç sonrakilerin meserreti na-kabil-i ta’rif idi.  İçlerinden birisi yedindeki askeri vesikasıyla der-akab bana doğru atıldı.  Ve muavin kruvazöre nakil ve tavzif olunması için yalvardı.  Diğer ikisi – ki bunlardan biri kambur idi, kendilerini harp gönüllüleri olarak arz ettiler.  Her üçü de harbin zuhurundan beri Tiyanga vapurunda, Alman oldukları için, tahammüle mecbur oldukları sui muamelelerden yanıp yakıldılar. 

          Bitmedi.

İntibaat:  [Raval münâzırı]

TEHLİKE

mabad

     Bununla mukayese olunduğu takdirde muharebe ve bombardımanlar nedir?  (Norland) ın tekmil sahili, kordon kordon içinde olmak üzere gayet sıkı abluka edilmişti.  En küçüklerine varıncaya kadar her liman İngilizler tarafından tutulmuştu.  Fakat denize nazır on bin ok arasında benim küçücük şekerci köşkü hakkında ne veçhile şüpheye düşenler;  periskopumdan bu köşkün beyaz cephesini görünce sevindim.  O gece karaya çıktım.  Levazımı orada el sürülmemiş buldum ve sabah olmazdan evvel (beta) vürudunu rapor ettim. 

     Benim şu naçiz karargâhımda namıma vurud eden mektuplardan bahis etmek zaiddir.  Onlar hanedanımın en zi-kıymet nişane-i şeref ve şanı olarak müebbeten mahfuz kalmalıdır.  Aralarında, kralımın hiçbir vakit unutulmayacak selamları da vardı.  (hopet veya) da ispat-ı vücud etmemi arzu ediyordu.  Fakat yalnız bir defalık olmak üzere o emrine adem-i inkiyâd göstermek mesuliyetini tercih ettim.  Levazımımızı gemiye almak için iki gün, daha doğrusu iki gece – zira gündüzleri mağtus bulunuyorduk – sarf ettik.  Fakat şu zamanda her an vücuduma ihtiyaç vardı.  Üçüncü günün sabahı saat dörtte (Bata) ve benim küçük amiral gemim, yine denize açıldık ve Thames ağzı açıklarındaki mevki asliyemize âzim olduk. Teçhizatımızı ikmal ederken gazetelerimizi okumağa vakit bulamamıştım.  Fakat yola çıktıktan sonra onların mütalaasından şu havadisleri topladım:

     İngilizler tekmil limanlarımızı işgal etmişlerdi.  Fakat bizi ser fevriye mecbur edememişlerdi.  Ellerinde ise bundan başka bir vasıta-i tazyik de yoktu.  Avrupa ile muvasalatımızı temin eden gayet güzel demir yollarımız vardı.  Memleketimizde fiyatlar biraz tahvil etmişti.  Fabrikalarımız eskisi gibi çalışıyordu.  Bir İngiliz istilasından bahis ediliyordu.  Fakat ben bunun tamamen saçma olduğunu biliyordum.  Çünkü İngiltere artık öğrenmiş olmak lazım geliyordu ki tahtelbahirler muvacehesinde asker dolu nakliyeler sevk etmek mahz cinayetti.  Bir tünel yapıldığı zaman o mükemmel kuvveyi seferiyelerini Avrupa’ya sevk edebilirler, lakin bu yapılıncaya kadar kuvveyi seferiyeleri ma’dum demektir.   Binaenaleyh vatanım iyi bir halde idi.  Korkacak hiçbir şeyi yoktu.  Büyük Britanya pençe-i tazyik karını gayretlığında his ediyordu.  Çünkü evkat adiyede gıdasının beşte dördü ithalat tarikiyle tedarik edilen bir memlekette fiyatlar süratle artıyor, memba mevcut ise kurumak alaimi gösteriyordu.

     Hâlbuki bunların birini dolduracak pek az şey geliyordu.  Lloyds sigortası öyle bir hadde çıkmıştı ki makulat pazara geldiği zaman fiyatlar ekseriyetin mubayaasını imkân haricine çıkaracak bir raddeye terfi etmiş bulunuyordu.  Ahval-i adiyede beş yeniye olan ekmek 12 ye çıkmıştı.  Sığır etinin libresi 2,4, koyun etinin 2,9 idi.  Ve her şey bu nispeti muhafaza ediyordu.  Hükümet büyük bir faaliyetle çalışarak, derhal ekilecek buğday için büyük ikramiyeler vaad ediyordu.  Bu mahsul beş ay sonra biçilebilirdi.  Hâlbuki gazetelerin işaretine nazaran bundan çok evvel halkın yarısı açlıktan helak olacaktı.  Ahalinin vatan perverliğine müracaat ediliyor.   Ticarete bu tecavüzün muvakkat olduğu yolunda teminat veriliyordu.  Fakat vafiyat, bilhassa sütün fıkdanından dolayı çocuklar arasında fark edilecek derecede yükselmişti.  Hayvanat da ekl için kesiliyordu. “ Lancashire” kömür madenlerinde ve “Midland” da vehim kargaşalıklar vardı.

          Mabadı var.               

                                                         

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.