DONANMA MECMUASI 97/146 – 22 Kasım 1917

NÜSHASI: 40 PARA

Merkez tevzii

 Bâb-ı âli caddesinde Ay Yıldız

Kütüphanesidir. 

Donanma postası

         Bir zühul için

       Aldığımız bir varakadan yalnız atideki satırları neşir ediyoruz:

     [ bazı edebiyat muallimlerinin neşir ettikleri mecmualardan birinde < Türkisi > hakkında uzun bir tetkik-i edebi neşir olunuyor idi.  Garbın usul tetkiki bu makalelerde hakkıyla muhafaza olunmuş, bize güzel misal olmuştur;  istifade ettik.  Fakat Saffet Beyin gayreti, himmetli müterciminin kabul ettiği ufak bir zühûli – makalenin kıymet-i müslimesini muhafazaten – mektubuma tevdi ediyorum, hissen niyetime bağışlanacağını ümit ederim.  Sahib-i makale:

       <<pek çok zaman evvel bir mecmuadaTürkinin atideki şiirlerini görmüş ve tercüme eylemiştim.  Her ne kadar şimdi asıllarını tahattür edemiyorsam da hoşuma gittikleri için buraya derç ettim. >>  

     Dedikten sonra

               Söz, kim zebana gelir güya zebanadır

             Ben aşkım sözümde, benim âşıkanedir.

               Korkarım cennette de aşk rahat bulmaya

               Öğrenirse şivei huban İstanbullu hor

     Beyitlerini yazmıştı.  Hâlbuki bu beyitler, divan matbuatında da görüldüğü ve pek meşhur olduğu üzere şeyh-ül İslam Yahya Efendinindir.   Türkisi tedkikinin şu son parçası da bir sehv mürettibe kurban gittiğinden istihraç manayı işkâl ediyor.  Bir numaralı hamiş, iki, iki, bir olmuş gibi.  Bunu karine-i mana ile düzelttikten sonra mütercimin [ Doktor Saffet Bey asarını tenkit ettiği Türk ve Acem edibasının hemen bütün işarını nazıma tercüme eder.  Bunlar o kadar sadık ve o derece mükemmeldirler ki usullerindeki letafeti fazlasıyla ifade ve matlup olan tesiri bedia baliğ mabelig ifade ederler.  Biz, mezkuriyetlerden üçünün asıllarını bularak derç ettikse de . . . ]

     Demesi bize biraz garip geldi.  Saffet Bey, Türkisinin olmak üzere birkaçı yet görebilir.  Fakat mütercim, aslını aramak lüzumunu his edince onu Türkisi külliyatında değil, şeyh-ül İslam Yahya divanında görmesi lazım gelirken, bilemeyiz nasıl olmuş, o da Türkisiye nispet edivermiştir.  Eğer bu beyitlerin < Türkisi > mali olduğuna dair tevatür hilafında bildikleri var ise, latif neşir ile bizi minnettar bırakırlar. ]              

Bir mütalaa

Venedik esirleri için

     Tarih-i bahriyemiz mütalaa edilecek olur ise kurûn vasatanın en mühim devlet bahriyesi olan Venedik’le senelerce uğraştığımız ve kısm-ı azamı itibariyle galip bulunduğumuz, Venedik’i senelerce haraç-güzar ettiğimiz görülür.     

     ( Barbaros – Andrea Doria ) ikisi şöhret-i şecaatte rakip görülmüş, fakat birincisi, ikincisi, Preveze harp meşhurunda görüldüğü üzere iki ellerine birer top mermisi alarak dokunduracak derecede mağlup etmiştir.  Bu sebeple, bizden en ziyade bahis eden Venedik tarihleri olduğu gibi, bizim için dikkatle tetebbu edilecek eserlerin en mühimleri de – bu kadar medid münasebetler sebebiyle – yine o tarihlerdir.  Venedik’te hazine-i kitabında bulunan asar mühimme-i şarkiyenin kıymetleri, hatta bazılarının memalik İslamiye de nüshası görülmemek derecede nedretleri bu bahis arasında şayan-ı tezkardır. 

     Osmanlı kari’îler, Venedik asarından, İtalya tarihlerinden – maatteessüf – pek az haberdardır.  Bunu bildiğimiz için ahiren Girit fetih meşhuru hakkında İtalyanca bir eserin en mühim sahifelerini aynen tercüme ederek bize gönderen bir zatın eserini, kısım kısım Donanma’ya derç edeceğiz.  Girit fethi, fetih meşhure-i Osmaniye’den olup, yirmi bu kadar sene imtidadında, gerek ordu, gerek donanma harikalar göstermişti.  Ora müdafaalarının hemşehrisi tarafından yazılan bir eserin mütalaası ise elbette calib-i istifadedir.  Mütercim, tercüme-i ayniye usulüne rağbet etmiş, fakat bazı eserlerden vakayı ve esamı alami izah için haşiyeler ilavesine mecbur olmuştur.  Biz, Venedik tarihinden tercüme edilen bu parçaların aslına dokunmamakla beraber, mütercimin haşiyelerinden maada, okuduğumuz bazı şeyleri de ilave etmek fikrindeyiz.  Buna muvaffak olursak, Girit sefer-i meşhurunun oldukça muvazzah, bir tarihçesi meydana çıkacaktır.  Muvaffakiyeti cenab-ı haktan niyaz eyleriz. 

     Gelecek nüshadan itibaren bu hizmete başlayacağız.  İcab ettikçe esamı ilam hakkında fazla malumat vereceğiz.  Bizim tarihlerin mütalaasını yazacağız.  Gayretli müterciminin haşiyelerinden maadası heyet tahririyenin mahsul iltikatı olup mecmua imzasını ihtiva edecektir.   

Milli inşaat bahriye anonim şirketi
Sermayesi 100,000 lira
Merkez idaresi:  Galata’da pencişembe pazarında Arslan
Hisse kaydına başlanmıştır
Bir hisse senedi on liradır.
  İlk taksit olarak
İki buçuk lira
Alınır.  Cumadan maada her gün kayıt muamelesi icra olunur
Şirket, istikbalin en büyük bahriye tezgâhıdır
———————–
Halkın göstermekte olduğu rağbet, milletin istikbalin İhtiyaçlarını takdirdeki zekâvetine delalet etmektedir.    

Mülahaza         

Maksada doğru

     Bahri istikbalimiz.

     Donanma ve denizcilik hakkında – usulü dairesinde olmasa bile – milletçe umumi bir alaka olduğunu kabul etmek zaruridir.  Donanmayı milletçe düşünmek fırsatı elverdiği, meşrutiyet ilan olunduğu zamandan beri <bahri kuvvetimiz> her zaman için gönüllerde yer etmiştir.  O zaman, kalplerden bin avaz olarak yükselen temenniyi salim bir mecra dâhilinde fiile isal etmek için 19 Temmuz 1325 senesinde öne atılan donanma cemiyeti birçok vakaların tesiri ile halkın donanma için mütezaid bir dikkatini, alakasını görmekle iftihar etmiştir.  Tarafdar ve aleyhdarı olmakla beraber, bu gün cemiyetleri teşkilinde, kendilerine has bir yol takip ve vaziyetin tesirleri inkâr edilemiyor.  Bizim denizci olmamız için ise bütün bu şartlar – hem de ziyadesiyle – mevcuttur.  Tabii teşekkül etmek itibariyle, bütün hudutlarımız hemen hemen denizden ibarettir.  Bunun neticesi olarak kitle daima denize doğru akmaktadır.  Kara hudutlarımızın vaziyeti ticari mahreçlerin mutlaka denize ittisalini icap etmektedir.  Coğrafi vaziyetimiz ise malumdur.  Moskof gibi, Karadeniz’i tamamen istila etmek fikrini siyasi ve milli ananesi, akidesi halinde muhafaza eden bir hükümet, Karadeniz’de komşumuzdur.  Yanımızda ise ufak komşularımız bile kuvvetli bir donanma vücuda getirmek için çok uğraşmıştır. 

     Bahr-i sefid’in şark sahilleri ise kâmilen elimizde bulunuyor.  Bu denizin siyasi muvazenesini temin etmek için Avrupa’nın şimdiye kadar politikasında büyük ve heyecanlı safhalar görülmüştür.  Hıfz ve haraseti, devlet-i aliyenin yed müeyyidesine mevdu olan mukaddes Hicaz’ın ise uzun sahilleri vardır.  Görülüyor ki siyasi ihtiyaçlar da <donanma> için kuvvetli saikler oluyor. 

     Tarihte bize en açık misalleri ile donanma ihtiyacını göstermektedir.  Vaktiyle mecmuada ufak bir tetebbuda bulunmuş, tarihi devirlerimizin cümlesinde şevket ve statümüzün donanma ile beraber yürüdüğünü delilleri ile ispat eylemiş idik.  93 seferinde, hatta 1312 Yunan harbinde tesirini gösteren bu hakikat, istikbal içinde aynı kuvveti muhafaza etmektedir.  Mecmua sahifelerinde de geçenlerde neşir edilen ve Çeşme, Sakız hatıralarına ait bulunan satırların diline, hamiyetkâr bir kalem sahibinin yazdığı satırlar, bize açık ve acı bir hakikatten bahis ediyordu.  Mora isyanı denilen ve vahşette darb-i mesel olan haydutları meydana çıkaran, donanmasızlık olmuştu.  Geçen dokuz on senelik vakalar ise bize donanma ihtiyacını pek güzel anlattı.  Cihan harbi esnasında görüyoruz ki donanma, büyük bir amil oldu.  Her devlet, sulh masası etrafına donanma toplarını dizecekmiş gibi, mevcuttu.  Kıskanç bir itina ile muhafazaya çalıştığı gibi, bir taraftan da kuvvetine yeni bir kemiyet ilavesine çalışıyor. 

     Hiç şüphesiz, moskof diyarında son günlerde görülen ve yetmeyeceği büyük bir keşfe muhtaç olmayan pek kanlı ihtilallerin saiki sulh ise, umuma karib bir ekseriyeti sulha taraftar eden amiller meyanında da Baltık denizi hareketleri, Petersburg’un tehdidi meselesi vardır.  Baltık muzafferiyetleri ise donanmanın iştirakıyla o kadar parlak bir netice verdi.  İngiltere ricaline, Britanya adasına asker ihracı korkusunu veren, resmi lisanlardan bu korkuyu izah ettiren elbette genç Alman donanmasındaki teşebbüs fikri, cüret, tehlikeyi istisgar hisleridir.  Umumi harbin en büyük amili ise İngiltere’nin denizler üzerindeki mevkiini yavaş, yavaş ve bil zaruri Almanya’ya terk etmesidir. 

     Maddenin aslen münakaşasını ehline terk etmekle beraber, umumun dikkat ettiği veçhe ile cihanda bahri kuvvetler için yeni programlar hazırlanıyor.  Vaktiyle Avusturya – İtalya arasında ki Lissa muharebesi bahri nazariyeleri tebdil etti.  İspanya – Amerika harbi bu nazariyeler üzerinde pek o kadar kuvvetli bir müessir olamamış ise de Rus – Japon harbi esastan tebdillere sebep oldu.  Bu gün de Büyük gemi – tahtelbahir münakaşası bütün kuvvetiyle hükmünü gösteriyor.  Biz en çetin ve kati hüküm verilebilmesi de pek uzun hesapların bile kudretinden hariç duran bir meseleyi tenkis etmek hatasında bulunamayız.  Fakat şurasını da söyleyebiliriz ki küçük, fakat kuvvetli ve mütekâmil olacağı haberini meserretle resmi lisanlardan işittiğimiz istikbal donanması büyük bir meselenin halli ferdasında meydana çıkacağından bizim için elyevm cereyan eden münakaşalardan, görülmüş derslerden faydalı bir netice çıkarmak imkânı vardır.  İşte bu imkân üzerine dikkat ve gayreti calib etmekte vazifemizdir.

     Tehlike unvanıyla tefrika etmekte olduğumuz satırların neşri günü yazmış idik.  Bahri istikbalimiz namına çok düşünmeğe muhtacız.  Mesele isticale feda olamayacağı gibi muhtelif reylerin münakaşası da lazımdır.  Hususuyla coğrafi ve siyasi vaziyetimiz, numune ittihaz edilebilen bir donanmanın mensup olduğu memleketin siyasi ve coğrafi vaziyetine de benzemeyeceğinden bizim için düşünülecek en mühim cihet, evvela kendimizin ihtiyacı ve vaziyetidir.  Bu meselede halk için yapılacak bir vazife var ise cihanın en büyük rollerini ika eden ve mabadını ikaya namzet bulunan bahri kuvvetler için milli borçları unutmamaktır. 

          Donanma.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.